Şirk En Büyük Zulümdür

d5qs7j4 (2)

Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma, çünkü Allah’a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman suresi 13)

Alimlerin çoğunluğuna göre ismiyle anılan bu surede kıssası anlatılan Lokman (a.s.) Allah’ın kendisine hikmet verdiği, tıbbın hikmetine ve hakikatin hikmetine sahip bir hekim/hakim idi. Hz. Lokman’ın oğlu ve hanımı kafir idiler. Müslüman olana kadar onlara nasihate devam etti. Lokman(a.s.)’ın oğluna ilk vaazı şirkten uzak durması yönünde olmuştur. Vaaz, hem korkutmaya yakın bir sıkıştırma hem de kalbi inceltecek şekilde bir hatırlatma ve faydalı öğüttür. ”Oğulcuğum, yavrum! Allah’a şirk koşma! ”Kullukta hiçbir şeyi Allah’a denk tutma. “Muhakkak ki şirk çok büyük bir zulümdür.”Önce bir zulüm, bir haksızlıktır. Çünkü zulüm, bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır. Allah’ın hakkını, Allah’tan başkasına vermektir. Şirk koşmak, mâbudluğu Allah’tan başkasına vermektir. Allah’tan başkasının ise mâbud olmasına hiçbir şekilde imkan yoktur.Aynı zamanda şirk, nimet sadece kendisinden gelen yaratanla, kendisinden hiçbir nimet gelmeyen yaratılmışı eşit tutmaktır. Ve “ And olsun ki biz Ademoğullarını üstün bir şerefe nail kıldık.” (İsra 70)ayetinin ifadesince Allah’ın şerefli kıldığı, şeref verdiği insan nefsini mahluka ibadet ettirerek alçak ve zelil kılmaktır.

Bir akaid terimi olarak şirk; Yüce Allah’a, ilahlığında, sıfatlarında, fiillerinde, Rablığında ortak ve eş isnad etmek manasını ifade etmektedir.Allah’a ortak koşana “müşrik” bu inanç sistemine de “müşriklik” denir.Şirkin iki yönü vardır. Birisi, kudretsiz varlıkları Allah’ın yanına koyup onunla  eşit kılmak, diğeri de Allah’ı hiçbir gücü ve iradesi olmayan tanrıların seviyesine indirerek onlarla eşit görmektir. Her iki durumda da yapılan iş, şirk ve zulümdür.Çünkü Kur’an-ı Kerime göre hem göklerde hem de yerde hakimiyetin yegane sahibi Allah’tır.Yaratma O’na mahsustur.İstese de istemese de her şey O’na boyun eğmiştir.Her şeyde O’nun hükmü geçerlidir.Hükümranlıkta hiç kimse O’na ortak olamaz.Bu yüzden bir kimse Allah’a inandıktan sonra O’nun çizdiği sınırları aşıp başkasına itaat eder, başkasına sığınır ve başkasının hükmünü O’nun hükmünün yerine koymayı gönülden benimserse, o varlığı Allah’a ortak kabul etmiş sayılır.

Kur’an-ı Kerim şirki en büyük günah olarak nitelendirir.”Doğrusu Allah, kendisine şirk koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah’a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur.”(Nisa 48)

Kur’an-ı Kerim’de kıssaları anlatılan müşriklerden Nemrud hakkında Allah-ü Teala şöyle buyurur:”Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik ) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni(Nemrud’u) görmedin mi? İşte o zaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim ,demişti. İbrahim:Allah güneşi doğudan getirmektedir, haydi sende onu batıdan getir,dedi. Bunun üzerine kafir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”

Mücahid(r.a.)demiştir ki: Şu dört kişiden başka kimse bütün dünyanın meliki olmamıştır. Bunların ikisi Müslüman ikisi ise kafirdir. Müslüman olanlar Süleyman(a.s.) ve Zülkarneyn’dir.  Kâfir olanlar ise Nemrud ve Buhtunnasr’dır. Allah Nemrud’a daha önce hiçbir kuluna vermediği bir servet verdi. O da Rab olduğunu iddia etti. Hâlbuki ondan önce hiç kimse böyle bir cür’ette bulunmamıştı.

Kur’an-ı Kerim’deki bir çok surede kıssası çeşitli yönleriyle tekrarlanan bir diğer müşrik/zalim de Firavun’dur.” Firavun dedi ki:Ey ileri gelenler!Sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyordum (tanımıyorum) Ey Haman! Haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak (tuğla hazırla) da bana yüksek bir kule yap! Belki ben Musa’nın İlah’ını görürüm. Çünkü ben onu yalancılardan sanıyorum.

Kendisi ve askerleri o yerde haksız yere büyüklük tasladı. Onlar hakikaten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

Biz de onu ve askerlerini tutup denize attık.(Resulüm!) İşte bak o zalimlerin sonu nasıl oldu?”

( Kasas suresi 38-39-40)

Firavun kendi sistemini kurup, ülkeyi idare bakımından bütün otoriteyi kendisinde topladığından, ordusu kuvvetli, etrafı da müsait olduğundan, kendisini en yüce rab ilan etmişti. Onu onaylayan ve destekleyenler de kurduğu zalim sistemin ileri gelenleri idi. Hz. Musa’nın Allah’tan getirdiği şeriata ne kendisi inanıp boyun eğiyor ne de halkına göz yumuyordu. Hz. Musa tarafını tutanları hainlikle suçluyor ve onlara ölüm fermanı çıkarıyordu. Gayesi, getirdiği ve kurduğu sisteme insanlar hep boyun eğsinler, hep onu sevsinler, ondan korkup ona kul olsunlar idi. Nihayet tağuti hükümranlığı bitti. Allah onu ibretlik, korkunç bir ölümle öldürdü. Cesedi de 3000 yıl sahilin kumsalında kaldı.

Son olarak konumuzu şirkten sakındırmak ve tevhide davet etmek üzere gönderilmiş olan âlemlere rahmet olan Peygamber-i Zişan Efendimizin mübarek kelamları ile noktalayalım:

Cabir ibnü Abdullah el- Ensari(r.a.) anlatıyor: Hz.Peygamber (aleyhissalatü vesselam)buyurdular ki :”İki şey vardır gerekli kılıcıdır! ”Bir zat: Ey Allah’ın Resulü! Gerekli kılan bu iki şeyden maksat nedir? Diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalatü vesselam) : “Kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete gidecektir” cevabını verdi.

Fahrunnisa Nur