Seyyah Gözüyle Kabe

34185004Kâbe-i Müşerrefe inşa edileliden beri pek çok insanın ziyaretgâhı olagelmiştir. Bu ziyaret sırasındaki yaşanmışlıklar, kimileri tarafından anlatılarak kimileri tarafından da yazılarak günümüze kadar ulaşmışlardır. Elimize ulaşanlar bir seyyahın kaleminden dökülmüşse eğer daha bir kıymetlidir. Çünkü gezginler, çeşitli yerleri gezip gördüklerinden algıları ve farkındalıkları açık, gözlemleri kuvvetli olan insanlardır. 14. yüzyılda yaşayan ve dünyanın farklı bölgelerine seyahatler yapıp gördüklerini kayıt altına alarak sonraki nesillere hediye eden İbn-i Battuta da bu önemli insanlardan bir tanesidir. Şimdi sizleri, dünyaca meşhur olan “Büyük Dünya Seyahatnamesi” eserindeki “Kâbe-i Muazzama’nın Özellikleri” bölümüyle baş başa bırakıyoruz.

Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Haram’ın ortasında olup küp şeklinde bir binadır. Yüksekliği  üç taraftan yirmi sekiz zira’ ve Hacerü’l Esved ile Rükn-i Yemanî’nin arasında bulunan dördüncü taraftan  ise yirmi dokuz zira’dır.

Rükn-i Irakî’den Hacer-ül Esved’e kadar olan kısmın genişliği elli dört karış olduğu gibi, bunun karşısında Rükn-i Yemanî’den  Rükn-i Şamî’ye kadar olan alanın genişliği de yine elli dört karıştır. Rükn-i Irakî’den Rükn-i Şamî’ye kadar genişliği kırk sekiz karış ve bunun mukabilinde Rükn-i Yemanî’den Hacer’ül Esved’e kadar yüzeyinin eni de kırk sekiz karıştır. Fakat Hacer’in dışı yüz yirmi karış olup tavaf Hacer dışında yapılır.

Kâbe-i Muazzama gayet sert taşlardan yapılmıştır. Bu taşlar pek güzel ve sağlam bir şekilde bir diğerine eklenmiş olduğundan zamanla bozulma korkusu yoktur.

Kâbe kapısı, Kâbe’nin Hacer-ül Esved ile Rükn-i Iraki arasındaki yüzünde bulunur. Kapı  ile Hacer-ül Esved’in arası on karıştır. O bölüme “Mültezem”  adı verilir ki burası duanın en makbul olduğu yerdir. Kâbe kapısının yerden yüksekliği bir buçuk, genişliği sekiz ve uzunluğu on üç karıştır. Kapının bulunduğu duvarın kalınlığı beş karış olup, pek sanatkârane gümüş levhalarla kaplıdır. Bundan başka, kapının kanatları ile eşiği de simli levhalarla müzeyyendir. Gümüşten mamul iki büyük köprücük de vardır ki, kilit bunların üzerine konulmuştur.

Kâbe kapısı  her cuma namazından sonra ve bir de Resûlullah’ın (SAV) doğum gününde açılır. Kapının açılış merasimi şöyledir:

Kâbe’nin hemen yanına tahtadan basamakları ve ayakları olan, minbere benzer bir kürsü getirilir. Kürsü, ayaklarında bulunan dört makara aracılığıyla hareket ettirilerek en üst basamağı eşiğe bitişecek şekilde Kâbe duvarına dayatılır. Benû Şeybe’nin reisi, elinde anahtar olduğu halde kürsüye çıkar. Yardımcıları Kâbe kapısını örten ve “bürku” denilen perdeyi saygı ile tutarken reis de anahtarıyla kapıyı açar. Mübarek eşiğini öperek  tek başına Beyt-i Muazzam’a girer ve kapıyı kapar. Orada iki rekât namaz kılabilecek süreyle kaldıktan sonra, Benû Şeybe’nin diğer fertleri de içeri girip kapıyı kapatarak namazlarını kılarlar.

Açılış merasimi sırasında halk, huşu içinde ve ellerini semaya açmış olarak kapının karşısında bekleşir. Ardından da kapı, içeri girmek için sabırsızlıkla bekleşen müminlerin ziyaretine açılır. İnsanlar da kapı açılınca tekbir getirerek: “Ey Rabbimiz! Ey merhamet edicilerin en merhametlisi! Bize rahmet ve mağfiret kapılarını aç!” diye seslenirler.

Kâbe-i Muazzama’nın içi ve duvarları alaca mermerle döşenmiştir. Saç denilen ağaçtan pek uzun üç sütunu olup her sütunun arası dört adımdır. Bu sütunlar Kâbe-i Muazzama’nın içini teşkil eden alanın ortasındadır. Ortadaki sütun Rükn-i Irakî ile Rükn-i Şamî arasında bulunan cephenin ortasına mukabildir.

Kâbe’nin üzerindeki örtü ipekten mamul ve beyaz harflerle yazılmış olup yukarıdan yere kadar bu kutsal yapıyı örter. Kâbe’nin kapısı  açılınca içerisi o kadar dolar ki gelenlerin sayısını ancak Cenab-ı Hak bilir. Üstelik de hepsi birlikte içeri girdikleri hâlde Kâbe bunlara dar gelmez.

Burada gece ve gündüz sürekli tavaf edilir, alanın hiç boş kaldığı görülmez. Bir de Mekke’de çok bulunan güvercinler ve diğer kuşlar Kâbe’ye asla inmediği gibi uçuş sırasında da üzerinden geçmezler. Hiçbir kuşun hasta olmadıkça üzerine inmediği, indiği takdirde de derhal helâk olduğu rivayet edilir.

Kaynak: Büyük Dünya Seyahatnamesi (İbn-i Battuta) s. 108–109