Sevmekle Olmak

Melahat Güngör

 

Bismihî Subhân;
.
Üç ayların müjdesiyle şenlendiğimiz bu günlerde tatlı bir telaş sardı, mü’minleri kalbini; “Recep Allah’ın ayıdır.” Öyleyse temâşâ etmekle şenlensin mü’min yürekler. Baksın ve görsün ki nasıl el-Vedûd ism- şerîfiyle muhabbetli yaratmış Yaratan.. Güneş semâyı, sema yaprağı, yaprak toprağı sever… Toprak âdemi, adem sevmeyi, Mevlâ seveni sever… Bu spiral uzanır gider cennete kadar. Muhabbetli gönüllere akmaya gelir kim bilir melekler.. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyuruyor Peygamberlerin Şâhı. Kişi sevdiğiyle her an, her yerde kalben, zikren, fikren daim beraber. Bakıyorum da güneş-yaprak-çiçek-toprak-adem hiç ayrılmaz bir zincir… Muhabbetsiz birliktelik olur mu? İki tane biri bir araya getirip aradan ikiliği kaldırıp yeni, daha güçlü bir “BİR” yapan şeydir sevgi.. “Birbirinizi sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.”…Sevmeyi öğrenmeli önce. Madem Allah’ın ayı, madem gerçek mü’min olmak için sevmek, sevmeyi bilmek gerek… En sevgiliyi sevenlerden başlayalım zikredip örnek almaya.
Allah dostlarından birinin bir gün, bir miktar paraya ihtiyacı olur. Samimi görüştüğü bir arkadaşına borç istemek üzere gider. Kapıyı ev sahibinin kölesi açar ve efendisinin evde olmadığını söyler. İşi acele olan mübarek, köleyi kenara iteleyip içeri girer. Ev sahibinin sandığını açar, ihtiyacı kadar parayı keseden alıp sandığı kapatır. Çıkarken de korku ve endişe dolu gözlerle kendisini izleyen köleye, “Efendine selam söyle. Kendisinden bir miktar borç aldığımı, en kısa zamanda ödeyeceğimi de haber ver.” der ve gider. Ne yapacağını bilemeyen köle mecbur, efendisi gelince korka korka anlatır olanları. Dinledikçe gözleri ışıldayan ev sahibi, anlatılanlar bitince kölesine “Seni azat ediyorum. Gitmekte serbestsin.” der. Engel olmadığı için bir ceza beklerken azat edilmenin şaşkınlığıyla nutku tutulan köle, biraz toparlanınca, bunun sebebini sorar. O da, kendisi evde olmadığı halde evine girip ihtiyacını görecek kadar kendisini seven ve güvenen bir dostu olduğuna sevindiği için azat ettiğini, bununla Rabbinin huzuruna götüreceği bir sermayesi bulunduğunu söyler. Onlar için bu kuvvetli kardeşlik ve sevgi bağı, bir ibadet, ahiret azığı, imanlarının perçinidir.
Allah Rasulünü tanıma şerefine eren ashab, “Biz, -kişi sevdiğiyle beraberdir- hükmüne sevindiğimiz kadar hiçbir müjdeye sevinmemiştik.” diyorlar. Kalplerinde öyle sağlam bir sevgi var ki Rasulullah’a; ibadetleriyle, cihatlarıyla, yaşadıkları onca sıkıntlı zamanlarla imtihan olmuş, sabretmişler. Ama Rasulullah’ ın cennet komşuluğundan ancak kalplerindeki sevgiden dolayı hakedebileceklerini çünkü şeksiz, şüphesiz bir sevgiyle bağlı olduklarını bu sözlerle dile getirmişler.
İslamın toplum düzeni ve kişisel kazançlar için emir kadar kuvvetle tavsiye ettiği düsturlardan biri de; kendin için istemediğin birşeyi müslüman kardeşin için de istememektir. Bu insanlar arasında derin bir muhabbete, sarsılmaz bir güvene, ahirette de devam edecek dostluklara vesile olur. Hem bu dünya hayatı için, hem ahiret hayatı için arzu edilen ne varsa, sadece bu düstur benimsenmekle hasıl olur.
Bugün, dünya üzerinde, yaşayan milyarlarca müslüman, sadece birbirini sevmekle iki dünyada saadete ve felaha kavuşacağının bilincine varsa, bu dünya, çok daha yaşanılası, huzurlu bir yer olurdu. Bunun farkında olan bir müslüman, bu eksikliği gidermenin yollarını aramalı. Kulunu kulun kendisinden daha iyi bilen, ona şah damarından daha yakın olduğunu Kur’an’da ifade eden Allah-u Teala, bu ihtiyacımızı, el-Vehhab ism-i şerifi ile biz daha bunun için O’na başvurmadan gidermiş, Rasül’ünün ağzından bizi bilgilendirmiştir: “Size birbirinizi sevmenizi sağlayacak birşey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayın..”. Bu cümleyle artık ben müslümanım diyen hiçkimsenin bir bahanesi kalmaksızın, kendisine vedilmiş bu sevme, sevilmeye layık olma hallerini kendinde bulundurmalı, bunu başarabilmek için de başka yanlış, çetrefilli yollara sapmadan, selamı yaymak sûretiyle, bu vazifenin birinci şartını tamamlamış olmalıdır.
Tasavvufî şahsiyetlerin en kıymetlilerinden olan Mehmet Zahit Kotku ra müslümanların birbirini sevmesinin önemini anlattıktan sonra, müslüman kardeşliğinin üstünde durmuş ve bu ebedi kurtuluşa erdirecek ilişkinin bekasının formülünü vermiştir; “Arkadaşlık peki demekle kâimdir.” Kim, birini severse, onunla iki dünyada devam edecek ve hep kazançlı çıkaracak bir arkadaşlık isterse onun taleplerine “peki” demeyi bilecek… Zor mu? Hem çok kolay.. Hem çok zor…
Sözün hülâsâsı; “Ayrılırken verilen selam, sevap bakımından, ilk bir araya gelindiğinde verilen selamın sevabından daha az  değildir.” buyurmuştur Peygamber Efendimiz. Allah Ondan razı olsun. Makam-ı Mahmuda erdirilsin. Salat ve selam Onun üzerine olsun. Ve yine selam, kalbinde zerre miktarı iman bulunan bütün kardeşlerimin üzerine olsun. Hepinizi el-Emin’e emanet ederim. es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü

SEVMEKLE OLMAK

Melahat Güngör

 

Bismihî Subhân;
.
Üç ayların müjdesiyle şenlendiğimiz bu günlerde tatlı bir telaş sardı, mü’minleri kalbini; “Recep Allah’ın ayıdır.” Öyleyse temâşâ etmekle şenlensin mü’min yürekler. Baksın ve görsün ki nasıl el-Vedûd ism- şerîfiyle muhabbetli yaratmış Yaratan.. Güneş semâyı, sema yaprağı, yaprak toprağı sever… Toprak âdemi, adem sevmeyi, Mevlâ seveni sever… Bu spiral uzanır gider cennete kadar. Muhabbetli gönüllere akmaya gelir kim bilir melekler.. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyuruyor Peygamberlerin Şâhı. Kişi sevdiğiyle her an, her yerde kalben, zikren, fikren daim beraber. Bakıyorum da güneş-yaprak-çiçek-toprak-adem hiç ayrılmaz bir zincir… Muhabbetsiz birliktelik olur mu? İki tane biri bir araya getirip aradan ikiliği kaldırıp yeni, daha güçlü bir “BİR” yapan şeydir sevgi.. “Birbirinizi sevmedikçe gerçek mü’min olamazsınız.”…Sevmeyi öğrenmeli önce. Madem Allah’ın ayı, madem gerçek mü’min olmak için sevmek, sevmeyi bilmek gerek… En sevgiliyi sevenlerden başlayalım zikredip örnek almaya.
Allah dostlarından birinin bir gün, bir miktar paraya ihtiyacı olur. Samimi görüştüğü bir arkadaşına borç istemek üzere gider. Kapıyı ev sahibinin kölesi açar ve efendisinin evde olmadığını söyler. İşi acele olan mübarek, köleyi kenara iteleyip içeri girer. Ev sahibinin sandığını açar, ihtiyacı kadar parayı keseden alıp sandığı kapatır. Çıkarken de korku ve endişe dolu gözlerle kendisini izleyen köleye, “Efendine selam söyle. Kendisinden bir miktar borç aldığımı, en kısa zamanda ödeyeceğimi de haber ver.” der ve gider. Ne yapacağını bilemeyen köle mecbur, efendisi gelince korka korka anlatır olanları. Dinledikçe gözleri ışıldayan ev sahibi, anlatılanlar bitince kölesine “Seni azat ediyorum. Gitmekte serbestsin.” der. Engel olmadığı için bir ceza beklerken azat edilmenin şaşkınlığıyla nutku tutulan köle, biraz toparlanınca, bunun sebebini sorar. O da, kendisi evde olmadığı halde evine girip ihtiyacını görecek kadar kendisini seven ve güvenen bir dostu olduğuna sevindiği için azat ettiğini, bununla Rabbinin huzuruna götüreceği bir sermayesi bulunduğunu söyler. Onlar için bu kuvvetli kardeşlik ve sevgi bağı, bir ibadet, ahiret azığı, imanlarının perçinidir.
Allah Rasulünü tanıma şerefine eren ashab, “Biz, -kişi sevdiğiyle beraberdir- hükmüne sevindiğimiz kadar hiçbir müjdeye sevinmemiştik.” diyorlar. Kalplerinde öyle sağlam bir sevgi var ki Rasulullah’a; ibadetleriyle, cihatlarıyla, yaşadıkları onca sıkıntlı zamanlarla imtihan olmuş, sabretmişler. Ama Rasulullah’ ın cennet komşuluğundan ancak kalplerindeki sevgiden dolayı hakedebileceklerini çünkü şeksiz, şüphesiz bir sevgiyle bağlı olduklarını bu sözlerle dile getirmişler.
İslamın toplum düzeni ve kişisel kazançlar için emir kadar kuvvetle tavsiye ettiği düsturlardan biri de; kendin için istemediğin birşeyi müslüman kardeşin için de istememektir. Bu insanlar arasında derin bir muhabbete, sarsılmaz bir güvene, ahirette de devam edecek dostluklara vesile olur. Hem bu dünya hayatı için, hem ahiret hayatı için arzu edilen ne varsa, sadece bu düstur benimsenmekle hasıl olur.
Bugün, dünya üzerinde, yaşayan milyarlarca müslüman, sadece birbirini sevmekle iki dünyada saadete ve felaha kavuşacağının bilincine varsa, bu dünya, çok daha yaşanılası, huzurlu bir yer olurdu. Bunun farkında olan bir müslüman, bu eksikliği gidermenin yollarını aramalı. Kulunu kulun kendisinden daha iyi bilen, ona şah damarından daha yakın olduğunu Kur’an’da ifade eden Allah-u Teala, bu ihtiyacımızı, el-Vehhab ism-i şerifi ile biz daha bunun için O’na başvurmadan gidermiş, Rasül’ünün ağzından bizi bilgilendirmiştir: “Size birbirinizi sevmenizi sağlayacak birşey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayın..”. Bu cümleyle artık ben müslümanım diyen hiçkimsenin bir bahanesi kalmaksızın, kendisine vedilmiş bu sevme, sevilmeye layık olma hallerini kendinde bulundurmalı, bunu başarabilmek için de başka yanlış, çetrefilli yollara sapmadan, selamı yaymak sûretiyle, bu vazifenin birinci şartını tamamlamış olmalıdır.
Tasavvufî şahsiyetlerin en kıymetlilerinden olan Mehmet Zahit Kotku ra müslümanların birbirini sevmesinin önemini anlattıktan sonra, müslüman kardeşliğinin üstünde durmuş ve bu ebedi kurtuluşa erdirecek ilişkinin bekasının formülünü vermiştir; “Arkadaşlık peki demekle kâimdir.” Kim, birini severse, onunla iki dünyada devam edecek ve hep kazançlı çıkaracak bir arkadaşlık isterse onun taleplerine “peki” demeyi bilecek… Zor mu? Hem çok kolay.. Hem çok zor…
Sözün hülâsâsı; “Ayrılırken verilen selam, sevap bakımından, ilk bir araya gelindiğinde verilen selamın sevabından daha az  değildir.” buyurmuştur Peygamber Efendimiz. Allah Ondan razı olsun. Makam-ı Mahmuda erdirilsin. Salat ve selam Onun üzerine olsun. Ve yine selam, kalbinde zerre miktarı iman bulunan bütün kardeşlerimin üzerine olsun. Hepinizi el-Emin’e emanet ederim. es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühü