Sessizlik

Hep bir sessizliktir aradığım. Sessizlik, sessizlik… Sessizlik.

Sessizliğin dalgalarına salı vermek isterim yüreğimi, dalgalarla kanatlansın, dalgalarla coşsun, dalgalarla yücelsin. Açılsın açılabildiği kadar, yüreğim, düşüncenin ve ince hayalin enginlerinde. Gece yolculuğu gibi… Bir çıkış, bir yöneliş.

Bütün kelimelerin bittiği, tükendiği konuşmaların, özlemlerin ve beklentilerin; muradın tükendiği yere çıkmak isterim. O yer ta uzaklar da mı? Yoksa beride, çok beride mi? Yakınlarda mı? Bilemem. Bir çıkıştır, bir yükseliş, bir eriş… Çıkmak, yükselmek, ermek isterim.

Bilirim; ne kelimeler tükenir, ne harfler ve ne de söz. Asıl söz, sözün bittiği yerde başlar. İnsan, öyle sanıyorum ki, söz olur… Baştan sona söz… Bakışlar konuşur; duruşlar, kalkışlar, duyuşlar ve dokunuşlar… Söz olmak isterim. Bir kelime. Bir harf. Belki bir nokta… Noktada sonsuzluğa ermek… Noktada kendim olmak; farka ermek!

Hep bir sessizliktir aradığım. Lakin benim sessizliğim baştan sona cümbüştür, cilvedir, nazdır, edadır. Coşkunluk. Tıpkı dalgaların tınısı gibi… O ahenk, o ses, o dinginlik. Bir şenlik. Çoğu kimseler bilmez, gerçek şenliğin sessizlikte olduğunu. Bakmayın bu bir birine zıt kelimelerle konuşmama; farkındayım ne istediğimin: Sessizlik, sessizlik… Sessizlik.

Hani o dağların eteklerinden fışkıran serin pınarlar vardır. Eğilip kana kana sularını içtiğimiz pınarlar. Sade, yapmacıksız ve berrak… Tatlı. Serin. İçene haz veren, güç veren, kuvvet veren sular. Tıpkı bunun gibidir, aradığım sessizlik. Serin sular gibi kana kana sessizliği içmek, serinlemek ve yücelmek isterim. Çünkü bilirim; sevgili, sessizler sokağındadır. Kû-yı yârdır sessizlik. Onunla sessizce konuşulur. Ona sessizce erilir. Sessizlikteki coşku, bu erişin coşkusudur. Sessizlikteki şenlik, bu semte varışın şenliğidir. Sessizliğe varış, düğündür, bayramdır. Bu yüzden ben, hep sessizliği ararım. Sessizlik, sessizlik… İlla sessizlik.

Bilal Kemikli