Şeriat ve Tasavvuf Bağlamında Din-Çevre İlişkisi Üzerine Bir Değerlendirme (1.Bölüm)

ŞERİAT VE TASAVVUF BAĞLAMINDA DİN-ÇEVRE İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME[1] (1. BÖLÜM)

 Hür Mahmut Yücer[2], Sinan Yılmaz[3]    

Özet:

Din-çevre ilişkisi, dinî araştırmalarda çok sayıda çalışmaya konu olmuştur. Bu çalışma ise, diğerlerinden farklı olarak, din çevre ilişkisinin sadece şeriat bağlamında değil, aynı zamanda tasavvuf bağlamında da ele alınabileceğini ortaya koymaktadır.

Çalışmanın birinci bölümünde din-çevre ilişkisi şeriat bağlamında ele alınmış, din-fiziki çevre, din-sosyal çevre ve din-beden ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca, din-beden ilişkisinin çevre bağlamında değerlendirilmesi konusunda bazı açılımlar getirilmiştir. İkinci bölümde ise, tasavvuf bağlamında din-çevre ilişkisine değinilmiş ve ilk bölümde ele alınan konuların tamamı tasavvuf düşüncesi açısından yeniden ele alınmıştır. Bununla birlikte, çevre konusunda aslında şer’î ve tasavvufi düşüncenin birbirlerinden farklı argümanlara sahip olmadığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Din-çevre ilişkisi, din ve çevre, şeriat ve çevre, tasavvuf ve çevre.

 1. Giriş

Çevre konusu, akademik araştırmalarda hem sosyal bilimlerin hem de fen bilimlerinin ilgilendiği ender sahalardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Alan ile ilgili görüş bildirmeyen ilim dalı veya söz hakkı olmayan akademik branş yok gibidir. Hatta bu alanla ilgili sanayileşmenin ortaya çıkardığı bir gereksinim olarak mühendislik fakülteleri bünyesinde ‘Çevre Mühendisliği’ bölümü bile kurulmuştur.

Çevre konusunu ele alan bilimsel çalışmaları genel olarak üç ana başlık altında ele almak mümkündür. Birinci başlık altında, insanın doğal çevresi ile ilişkisi, su, toprak ve havaya karşı hatalı tutumu, israf, tüketim, bilinçsiz kullanma benzeri daha çok insanın fiziksel çevresi ile ilgili kavramlar ele alınmaktadır. Bu başlık altında toplanan konular, çevre ile ilgili akademik araştırmaların en yoğun olduğu alandır.

İkincisi başlık altında, insanın hemcinsi ile ilişkilerinin ele alındığı çalışmalar bulunmaktadır. Bu başlık altında, insanların aile üyelerinden başlamak üzere diğer insanlara karşı tutum, davranış ve tavırları araştırılır ve ele alınan konular ‘sosyal çevre’ kavramı bağlamında değerlendirilir. Sosyal çevre ile ilgili konuların fen bilimleri ile doğrudan bağlantısı yoktur. Ancak bu konu, sosyal bilimlerin özellikle hukuk, siyaset, felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi birçok alanını doğrudan ilgilendirmektedir. Bu başlık altında ele alınan araştırmalar, daha çok haklar ve ödevler, kültürel çatışma, değişim gibi kavramlar üzerinden yürütülmektedir.

İnsan-çevre ilişkisinin ele alındığı araştırmalar içerisinde, insanın kendi nefsi/benliği ya da kendi bedeni üzerindeki tasarrufunun incelendiği çalışmalar ise üçüncü başlık altında toplanabilir. Burada daha çok kişinin kendi bedeni ile ilişkisi, onu kullanma tarzı ve üzerindeki tasarrufu araştırmaya tabi tutulur. Bu alan üzerine daha çok dini ilimler, değerlendirmelerde bulunsa da son dönemlerde tıp ve sağlık sektörü de koruyucu hekimlik ve etik değerler çerçevesinde araştırmalara dâhil olmuştur. Sağlık bilimleri, araştırmalarını daha çok ‘beden sağlığı’ üzerinden yürütürken, din bilimleri, kişinin kendi ebedi mutluluğu amacıyla hem beden temizliği ve hem de ruh temizliği konularına vurgu yapar. Bu anlamıyla insan-çevre ilişkisi İslam Hukuku, Hadis, Tefsir vb. birçok dini bilimin doğal konusu olmaktadır. Aslında din bilimleri, yukarıda saydığımız üç alanda da kanaat belirtmekte ve yönlendirmede bulunmaktadır. Bu çalışmada yukarıdaki başlıklara ait hususlar tasavvuf ve şeriat açısından ayrı ayrı incelenecektir.

2. Şeriat Bağlamında Din-Çevre İlişkisi

Din-çevre ilişkisini şeriat bağlamında incelemeye geçmeden önce, şeriat kelimesinin burada hangi anlamda kullanıldığını ifade etmek gerekmektedir. Çünkü bu kelime, gerçek anlamının yanında, ikincil çağrışımları oldukça fazla olan kelimelerden birisidir.

Şeriat kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’an’da üç yerde geçer:

“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. ” (Mâide, 5/48). 

 “Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh’a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim’e, Mûsâ’ya ve İsâ’ya emrettiğini size de şeriat kıldı. ” (Şûra 42/13). 

“Sonra da seni din işi konusunda açık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma. ” (Câsiye, 45/18). 

Ayetler incelendiğinde, Allah’ın tüm ümmetlere aynı dini yolladığını, fakat zaman ve şartlara göre uygulayacakları dini hükümlerin (şeriat) farklılaştığını görmekteyiz. Dolayısıyla dinin sabit, şeriatın ise dinamik bir yapıya sahip olduğu söylenebilir (Güler, 1999).

Bu açıdan bakıldığında şeriat bağlamında din-çevre ilişkisi, geçmiş ümmetlerin şeriat hükümleri bağlamında da ele alınabilir. Ancak bu çalışmada, din-çevre ilişkisi ile ilgili dini hükümler, sadece İslam dini çerçevesinde ele alınmıştır.

2.1.  İnsanın Fiziki Çevresi ile İlgili Hükümler

İnsanın fizikî çevresi ile ilişkisi hakkında Kur’an ve Hadislerde emir ya da tavsiye niteliğinde pek çok hüküm yer almaktadır. Bu konuda ön plana çıkan ayet ve hadislerden bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:

İnsanların kendi elleriyle yaptıkları nedeniyle karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Allah, yaptıklarından dönmeleri için, bunlardan bir kısmının sonucunu onlara tattıracaktır. ” (Rum, 30/40).

Bu ayet, yeryüzündeki düzenin insan eliyle bozulduğuna işaret etmektedir. Ayette geçen “fesâd” kelimesi Türkçedeki düzen kelimesinin zıddıdır. Ayet, mana itibarıyla hem maddî hem de manevî bozulmaya işaret edebilecek niteliktedir. Ayetin öncesi ve sonrası incelendiğinde ise daha çok manevî bozulmanın işaret edildiği görülmektedir. Ancak birçok yorumcu tarafından, bu ayetin özellikle maddî bozulmayı işaret ettiği yönünde açıklamalar yapılmıştır. Bu anlamıyla ele alındığında, dünyada insan türünün tabiata müdahalesi sonucu ortaya çıkan pek çok sorunun bu ayet kapsamında ele alınması mümkündür. Dolayısıyla, teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan sorunlar, iklim değişiklikleri, bazı hayvan ve bitki türlerinin yok olması, genetiği ile oynanmış gıdaların verdiği zararlar, kimyasal ve nükleer atıkların çevre üzerindeki uzun süreli tahribatı vb. günümüzde yoğun şekilde tartışılan konuların bu ayet bağlamında değerlendirilebilir. Ayette, yeryüzünün bu şekilde bozulmasına sebep olan insanın, bunun acı sonuçlarının bir kısmını dünyada tadacağı ifade edildiğine göre, inananların da bir anlamda çevreye karşı saygılı olmaları emredilmiş olmaktadır.

İslam, temizlik dinidir ve dini vecibelerin yerine getirilmesinde bazı asgari temizlik şartları aranır. İbadet edilen yerlerin ve ibadet esnasında giyilen giysilerin asgari temizlik şartlarına uyması gerekir. Genel bir kural olarak İslam dininde “pis” olan şeyler yasaklanmıştır[4].

Hadis kitaplarında ise çevre ile ilgili pek çok rivayete rastlamak mümkündür. İnsanlara eziyet veren bir şeyin yoldan kaldırılmasının sadaka olduğu[5], Allah’ın temiz olduğu ve temizliği sevdiği[6], temizliğin imanın yarısı olduğu[7], beden temizliğinin hijyenik maddelerle yapılması gerektiği[8], tuvalet temizliğinde su kullanmanın ve sol eli kullanmanın tavsiye edilmesi[9], mezbaha, hamam, ağıl gibi pis olan yerlerde namaz kılmanın yasaklanması[10], durgun suya ve banyo yapılan yere idrar yapmanın yasaklanması[11] gibi emir, tavsiye ya da yasakları içeren hadisler, insanın kendi bedeninden başlamak üzere çevresini temiz tutması ile ilgili hükümler içermekte, yapı itibarıyla pis olan yerlerde ise kendisini sakınmasını tavsiye etmektedir.

 

2.2. İnsanın Sosyal Çevresi ile İlgili Hükümler

İnsan, toplum içinde yaşamak üzere yaratılmış bir varlıktır. Bu nedenle insan hayatını düzenleyen kurallar, fizikî çevreden daha çok sosyal çevre ile ilgilidir. İslam dini de insanın sosyal çevresi ile ilgili pek çok emir ve yasak koymuştur.

İslam dini, bireyin dini yaşantısını toplum içerisinde sürdürmesini benimser. Bu nedenle, kendisinden önceki din olan Hıristiyanlıkta olduğu gibi toplumdan el etek çekerek manastırlarda ruhban hayatı sürülmesi uygun görülmez. Şurası bir gerçektir ki İslami hükümler total olarak köyden çok şehirde daha fazla tatbike uygundur. Zira şer’i hükümlerin çoğunluğu insanlar arası münasebetlere ayrılmıştır. İnsanlar arası münasebetler veya davranış şekilleri, tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu köylerden ziyade şehirlerde yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu sebeple, hadis kitaplarında mevzu olduğu söylense de, şehirlinin ibadetinin köylünün ibadetinden faziletli olduğuna dair rivayetler bulunmaktadır. Cuma namazı kılınacak kadar bir cemaat oluşturacak bölgelerde ikamet edilmesi tavsiyesi de buna eklenmelidir. Sırf bu yüzden Cuma namazı cemaatinin sayısının ne olması gerektiği hususu mezhepler arasında farklı kanaatlerin doğmasına neden olmuştur.

Bütün bunlar İslam dininin bir cemaat dini olduğuna dair sık sık atıf yapılmasına neden olmaktadır. Bu konudaki bazı hükümleri şu şekilde sıralayabiliriz:

İbadetlerin birçoğu sosyal ilişkiler üzerine kurulmuştur. Bireysel bir ibadet olarak düşünülen namaz bile pek çok sosyal fonksiyon içermektedir. Cemaatle namaz kılmanın, bireysel namaza göre 27 derece daha üstün olduğuna vurgu yapılarak namazların cemaatle kılınması teşvik edilir.[12] Cuma ve bayram namazları bireysel olarak yerine getirilemezler. Oruçta nefis terbiyesinin yanında fakir olan insanların halini anlama duygusu da ön plana çıkar. Zekât ve sadaka fakirlere verilir. Hacca toplu halde gidilir ve dünyanın her yerinden gelen Müslümanlar aynı yerde toplanır. Kesilen kurbanların bir bölümünün fakirlere verilmesi, diğer bir bölümünün de dostlara ziyafet çekilerek değerlendirilmesi tavsiye edilir.12

Sosyal ilişkiler düzenlenirken hiyerarşik bir yapı gözetilir. Öncelikli düzenlemeler yakın akraba ile ilgilidir. Daha sonra komşular ve diğer insanlarla ilişkiler ele alınır. Akrabalık ilişkilerini kesenler Kur’an’da şiddetli bir şekilde eleştirilir.[13] Kan bağı dışındaki sanal akrabalık türlerinin kan bağı akrabalığı gibi olmayacağı vurgulanır.[14] Komşuluk ilişkileri de oldukça önemsenmiştir. Komşu hakkı konusunda Cebrail’in (as) ısrarlı tavsiyeleri, Hz. Peygamberin (sav) “Komşular birbirine varis mi olacak?” şeklinde düşünmesine bile neden olmuştur.[15] Yahudilikteki on emirden bir tanesinin komşuluk ilişkileriyle ilgili olması, eski şeriatlerde de bu konunun önemsendiğini göstermektedir.

İslam dini, Müslümanların birbiriyle ilişkileri konusunda da pek çok hüküm ihtiva etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de bütün müminlerin kardeş olduğu ifade edilir.16 Dolayısıyla onlar arasındaki ilişkiler sıradan insanların birbirine karşı ilişkileri gibi değil de kardeşlerin birbirleri ile ilişkisi gibi olacaktır. Müminlerin cennete gitmeleri için birbirlerini sevmeleri gerektiği hatırlatılır. Bunun için de aralarında selamlaşmaları tavsiye edilir.[16] Bir insanın kendisine karşı yapılan hatalı bir davranışı affetmesi durumunda Allah’ın (cc) affına mazhar olacağı müjdelenir. Bir Müslümanın sıkıntısını ya da ihtiyacını gideren kişinin, kıyamet gününde Allah (cc) tarafından sıkıntı ve ihtiyaçlarının giderileceği vurgulanır. Bir Müslümanın ayıbını örten kişinin, kıyamet günü ayıplarının örtüleceği hatırlatılır.[17] Bütün bunlara ilaveten engelli insanlara yardım etmenin çok daha fazla sevap olduğu ile ilgili özel hükümlere rastlamak da mümkündür.[18]

İnsanın sosyal çevresi ile ilgili hükümler sadece insanların diğer insanlarla ilişkisi ile ilgili değildir. İnsanların diğer canlılarla olan ilişkileri de dini hükümlere konu olmuştur. Örneğin, devesine fazla yük yükleyen kişi Hz. Peygamber tarafından uyarılmıştır.[19] Yine canlı hayvanların zevk için öldürülmesi ve canlı hedef yapılması yasaklanmıştır.[20] Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle kuşlar ve yeryüzünde gezen tüm canlılar, insanlar gibi bir ümmettir.[21] O halde insanların kendileri dışındaki diğer canlılara karşı da sorumlu bir şekilde davranmaları gerekmektedir.

 

 

[1] Bu makale, Karabük Üniversitesi tarafından düzenlenmiş olan “Tüketim Toplumu ve Çevre” konulu Ulusal Sempozyumda sunulan tebliğin geliştirilmiş şeklidir.

[2] Karabük Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü.

[3] Karabük Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü.

[4] Kuran, 7/157.

[5] İbn Mâce, İman, 9.

[6] Tirmizî, Edep, 41.

[7] İbn Hanbel, Müsned 22902; Müslim, Tahâret, 1; Darimi, Tahâret, 2.

[8] Buharî, Vudû: 20/, 21; Ebu Dâvud, Tahâret: 21, 24; Nesâî, Tahâret: 39, 40.

[9] Buharî, Vudû: 10, 15, 16, 56; Müslim, Tahâret: 70; Ebû Dâvud, Tahâret: 23; Nesâî, Tahâret: 41, Buharî, Vudû: 18, 19; Müslim, Tahâret: 63; Ebû Dâvud, Tahâret: 18; Tirmizî, Tahâret: 11; Nesâî, Tahâret: 23, 42.

[10] Tirmizî, Salat, 114.

[11] İbn Mâce, Tahâret 25; İbn Mâce, Tahâret, 12.

[12] Buharî, Ezan, 30-31; Müslim, Mesacid, 249; Muvatta, Cemaa, 1; Tirmizî, Salat, 161; Nesâi, İmamet, 42.  12 Geniş bilgi için bk. Ali Murat Daryal, Kurban kesmenin psikolojik temelleri. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı (İFAV), 1994.

[13] Kuran, 2/27.

[14] Kuran, 33/40.

[15] Muvatta, 935.  16 Kuran, 49/10.

[16] İbn Mâce, İman, 9; İbn Mâce, Salat, 174.

[17] Buharî, Şuabu’l-iman, 7208, 10636; İbn Hanbel, Müsned, 5646; Müslim, Birr, 15; Ebu Dâvud, Edep, 46.

[18] Buharî, Şuabu’l-iman, 7220-24.

[19] Hz. Peygamber, bir deveye binen eşi Hz. Âişe’ye hayvana şefkat ve merhametle davranmasını tavsiye etmiştir. (Müslim, “birr”, 79; EbûDavûd, “edeb”, 10. ) Sağım sırasında koyunların memelerinin incinmemesi ve çizilmemesi için sağıcıların tırnaklarını kesmelerini istemiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/484; Abdulhay elKettânî, II, 369) Hayvanlar arasında güreş, dövüş tertip edilmesini yasaklamıştır.

[20] Prof. Dr. Hüseyin Elmalı, İslâm’da Hayvan Hakları, http://www. yeniumit. com. tr/konular/detay/islam-dahayvan-haklari-ekim-2012#. UOLN9ORlXAE .

[21] Nur, 41.