Sarayda Ramazan

tyuıo

Kullarına hikmet pınarlarından içiren, kudretiyle akıl ve sağduyu gemisine bindiren, yakîn rüzgarıyla yelken açarak, sahili olmayan kurtuluş denizinde seyrettiren ve nihayet ihlas limanına vardıran Allah Teala Hazretlerine hamd olsun.

Ramazan-ı Şerîf ayının ilk hazırlıklarının ilki hilâlin gözlenmesi faaliyetidir. Bunun için İstanbul Kadılığı’nın görevlendirdiği ehil kişiler Süleymaniye, Fatih, Mihrimah Sultan (Edirne kapısı), Okçular (Okmeydanı) ve Cerrahpaşa camilerinde hilâli gözlerlerdi. Ay’ı gören büyük bir heyecan ve aceleyle Meşihat’e gelir ve yemin ederek hilâli gördüğünü anlatırdı.

Sarayda Ramazanlar çok güzel olurdu. Bir hafta evvel hazırlık başlardı. Temizlik yapılır, kiler-i hümayundan bütün dairelere büyük sürahiler içinde türlü şuruplar, birçok iftariyelikler gelirdi. Ramazanın ilk gecesi bütün dairelerin sofalarına altın yaldızlı kafesler kurulur, harem ağalarıyla bir imam, iki güzel sesli müezzin gelirdi. İlahiler okunarak namaz kılınırdı. Gece kapılar açılır, sahur tablaları girer, top atılıncaya kadar herkes ayakta kalırdı. Öğle üzeri de her daireye bir hoca gelir, vaaz verirdi. Akşam topla beraber zemzem-i şerifle oruç bozulur, iftar takımları hazırlanır, buzlu limonatalar, şuruplar içilirdi. Sarayın harem dairesi, Ramazanda adeta cami haline girer, herkes ibadetle vakit geçirirdi.

Osmanlı döneminde her sene Ramazan ayı içerisinde umumî bir sergi açılması âdettendi. Ramazan ayı yaklaşınca, bizzat padişahın emriyle Hereke Fabrikası başta olmak üzere memleketin muhtelif yerlerinden getirilen mallar, özellikle Bayezid Cami-i Şerifi avlusunda düzenlenen sergiye konulurdu. Bu sergiler Dârülaceze gibi hayır kurumları için tertip edilir ve başlarında satış memuru olarak güvenilir kişiler görevlendirilirdi. Burada düzenlenen sergide yer alan malların bazıları şunlardır: Muhtelif türde ve kalitede tesbihler; Kütahya porselenleri, yerli malı oyuncak ve muhtelif eşyalar; yiyecek malzemeleri. Konaklarında ve evlerinde verecekleri iftar yemeklerine gelecek dâvetlilerine diş kirası olarak takdim edecekleri hediyeleri seçmek için pek çok kişi bu sergiye öğle namazından sonra gelerek beğendiklerini alır ve bu alış-veriş büyük bir coşku içerisinde gerçekleşirdi.

17. yüzyılın sonlarında veya 18. yüzyılın başlarında “Baklava Alayı Geleneği” ortaya çıkmıştır. Ramazan ayının ortasında, padişahın askere iltifatı olarak, Saraydan Yeniçeri Ocağına baklava giderdi. Her on askere bir sini baklava hazırlanır ve Saray mutfağı önünde dizilirdi. Silahtar Ağa, bir numaralı yeniçeri olan padişah adına ilk siniyi teslim aldıktan sonra, diğer sinilerin her birini ikişer asker nizamî olarak yüklenirdi. Her bölüğün âmirleri önde, baklava sinilerini taşıyanlar arkada, açılan kapılardan dışarı çıkarak kışlalara doğru yürüyüşe geçerlerdi. Baklavayı Osmanlı saltanatının bir sembolü haline getiren bu gelenek, Yeniçeri Ocağı ile birlikte tarihe karıştı.

Padişahlar halkın durumunu görmek için ve sohbetlerine katılmak için kıyafet değiştirip halk arasına katılırlardı. Özellikle 1. Abdülhamit bunu sık sık tekrarlardı. Genelde ulema kılığına girerdi. Sabah namazında dışarı çıkar ikindi namazına kadar halkın temel ihtiyacı olan et, süt, yumurta fiyatlarını kontrol ederdi. Bazen de iftara bir haneye konuk olur teravih namazlarını da halkla Eyüp, Ayasofya, Tophane, Valide Sultan camilerinde kılardı. Osmanlı döneminde yine birçok zengin, kıyafet değiştirip esnaflar arsında gezer esnaflardan borç defterlerinin (Zimem Defteri) çıkarılmasını isterlerdi. Ve borcu olan insanların borcunu sildirip Allah kabul etsin der çıkarlardı. Ve insanlar borçlarının kim tarafından silindiğini bile bilmezlerdi.

Zahide Uzun