Şahver Çelikoğlu Hanımefendi ile Mehmed Zahid Kotku Söyleşisi

Şahver Çelikoğlu Hnaımefendi ile Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi hakkında yapılan söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.

Şahver Çelikoğlu:

İstanbul’a başka bir Hocaefendiyi ziyaret etmek için gelmiştik. O zamanda cep telefonu yoktu. Yani Hocaefendi mekanında mı bilen yok. Birkaç kişi gittik. Ama ben diyorum ki “Ben ders falan alamam. Çünkü beceremem: Bir kere benim burada çok dersim var, talebelerim var. Hem onu hem bunu yapamam” diye ders almaya niyetim yok; sadece görmeye gidiyorum ben gönülden. Gönlümdeki o. Hocaefendileri göreceğim, hürmetlerimizi sunacağız, el tabii öptürmez onlar. Aa gittik hocaefendi yok, bulamadık onu, geri döndük. Nereye gidelim? Başka bir kişiyi söylediler, oraya gittik. Hürmetlerimizi sunduk, oradan da çıktık.

Diğerleri olmadı, onlardan ders alamayız dedik. E nereye gidelim? Bir de Fatih’te İskenderpaşa Camii var. İskenderpaşa Camisinde Mehmed Zahid Kotku Hazretleri var. Oraya gidelim dediler, peki dedim. Sabah ezanı vakti Kotku Hocamıza gittik ziyarete. Hocaefendi sabah namazından çıktılar. Biz hanımlar üçümüz avlunun kenarında bekliyoruz lojmanın önünde. Hocamız camiden çıkıyorlar. Bizimle gelen arkadaşların beyleri de adamlarla münakaşa ediyorlar. “Biz Eskişehir’den geldik, Hocamızı ziyaret edeceğiz” diye. Adamlar (ihvan)da diyorlar ki: “Hayır şimdi camiden çıktı, rahatsız edemeyiz, bekleyin. İstirahat zamanından sonra, kuşluktan sonra alırız” diyorlar. Bunlar böyle girersin giremezsin derken içeriden çağırdılar bizi Hocamız. “Eskişehirliler gelsinler” diye. Biz Eskişehirliler girdik içeriye. Beyler gele dursun, biz hanımlar girdik. Onlar da girdi sonra arkamızdan.

Hiç unutmuyorum Hocaefendimiz _Allah gani gani rahmet eylesin, şefaatlerinden mahrum eylemesin ya Rabbim_ ayakta. Bize evvela ilk ders olarak adabı öğretti Kotku Hazretleri. “Misafir ayakta karşılanır” diye, bizi ayakta karşıladı. Bu bize hürmetinden değil, bize adap öğretiyor, gösteriyor: Misafir böyle karşılanır. Aman biz de sevindik.

Ondan sonra oturun dedi oturduk; yere diz çöktük. Beylere ayrı hanımlara ayrı ders verdi bize. Eskişehir’den Belkıs Teyze İstanbul’a gelirken bana “mürşidin gözüne bak, himmet gözden olur” demişti. (Allah gani gani rahmet eylesin. Kimler geldi kimler geçti.) Hocamız bize ders verdi ama Hocamız ders tarif ederken dizinin dibinde oturuyoruz ya Hocam böyle yanda oturuyor, ben böyle gözüne bakıyorum, o da benim gözüme bakıyor. “Ne edepsiz bu kız” demiştir. Böyle ders aldık. Gözünden himmet alıcam ,Belkıs Teyze öyle dedi çünkü. “gözüne bak himmet gözden alınır, yere indirme burnunu” dedi . Ben de gözüne bakıyorum, Hocamda bana bakıyor. Hocaefendinin ziyaretinden  çıkınca – sen himmet alamazsın sen yüzüne baktın dediler. “Vallahi himmeti  ben aldım arkadaşlar.  Siz yere baktınız, ben gözüne  baktım himmeti ben aldım” dedim.

Fakat işin enteresan tarafı hani  ben güya  ders almayacaktım, yapamam diyordum ya, hem dersi yapıyordum hem de her pazar İstanbul’a sohbete gidiyordum, Mübtela olmuştum, duramıyordum burada. Erkek kardeşim veya yeğenim götürüyordu İstanbul’a. İşleri olsun güçleri olsun hayır biz gidemeyiz de demediler. Allah gani gani rahmet eylesin kardeşciğime, yeğenime de Allah selamet versin. Benim elhamdülillah ne arabam oldu, ne başka aracım. Kullanacak durumum olmadığı için öyle şeylerim de olmadı. Zaten ihtiyaç da hissetmedim; kamunun bindiği vasıtalara ben de bindim. Yeğenim yavrum  beni  koruyor güya, kanatlarını açardı bana kimse değmesin diye.

 

1974 de Amerika’daydım, ondan önce intisab etmiştim. 69-70  o senelerde olması lazım.

Sohbete gidiyoruz, hanımlar aşağıda; televizyon  devresi kurulmuş Hocaefendimiz konuşuyor, biz  televizyondan onu seyrediyoruz; hem görüyoruz  ,hem dinliyoruz. Onu oradan  dinliyorum ama kendisi gibi olmuyor.

Birgün olmaz dedim, içeri girmem lazım. Çaldım kapıyı. Muhterem Valide böyle, nur gibi yine. Çok genç tabii o zaman. Elinde bir şey vardı, yün  örüyor, kızı da küçük, ortaokul talebesi; onun da elinde  dantel. Anne kız birşeyler  örüyorlar. “Her ilmekte Allah deyiniz, zikir yapınız” öyle dedi.

Kotku Hocaefendimiz in küçük bir odası vardı İskenderpaşa’da. Orada şöyle uzanmış, biz de dizinin dibinde, yerde oturuyoruz. O bize ne söyleyecekse söyler, bizde ne sormak istiyorsak sorarardık. Radyoyu açtı demek ki biraz çok oturduk, rahatsız etmek ayıbımıza gidiyor ama gittik mi kalkmasını bilemezdik, efendim müsaadenizle deyip şurdan çıksak olacak ama, katiyyen kalkmasını beceremezdik, o da yoruluyor tabii. Bir gün radyoyu açtı, Radyoda konuşan Esad hocamız. Her ikindiden akşama kadar bu sohbeti Kotku hazretleri yapardı. Rahatsız olmaya başlayınca, _zaten ertesi hafta hakka yürüdü Kotku hazretleri_ “Bakın, Esad hocanız hadis sohbeti yapıyor, dinleyin çocuklar” dedi. Orada resmen bizi Esad hocama emanet etti. Bizi Esad hocama çevirdi. Esad hocamızı dinledik, müsaade istedik, kalktık geldik Eskişehir’e.

Geldik ama hep aklımız, gönlümüz hocamızda, Kotku hazretlerinde. Gel zaman git zaman Kotku hazretleri Hakka yürüdü. Ben çok üzüldüm, çok çabuk kaybettik diye ciddi üzüldüm. Mide kanaması geçirdim, çok hastalanmıştım.

 

Bir olaya da şöyle dikkat çekiyor Şahver Çelikoğlu Hanım:

Mehmet Zahid Kotku Hocamız hacca gidecek. Bir hanım Mehmed Zahid Kotku hocamızın müridi imiş.

“Hocam bende sizinle hacca gitmek istiyorum” demiş.

Zahid hocamız: “Mahreminiz var mı? demiş.

“Yok” demiş hanım.

“O zaman gelemezsin” demiş hocamız.

Fakat hanım hocamızı o kadar bunaltıyor ki “ben de gelmek istiyorum” diye.

Zahid hocamız: “Şu verdiğim dersi alayım sizden de istediğiniz yere gidin” buyuruyor.

Hhanım yine de emri dinlemeyip hacca gidiyor. Gidiyor ama hocamız ile bağlantısı kopuveriyor. O andan itibaren ne hac yolunda, ne hacda, ne derslerde, ne medresede, ne camide hocamızı bir daha ömür boyu göremiyor istediği halde.

Şahver Hanım o hanımı gördüğünde soruyor: “Peki bundan sonra ömrünüzü nasıl, nerede geçiriyorsunuz?”

Hanım şöyle cevap veriyor: “Kışın evimde, yazın da oğlumun tatil beldesinde evi var orada geçiriyorum.”

“Tatil beldesi olan yer insanların uygunsuz şekilde dolaştığı bir tatil mekanı imiş.” diyor Şahver Hanım.