Şaheser İçre /Hayret Ya da İnkâr

Belli bir maharet gerektiren estetik yapıtlara, sanat eseri denilir. Sanat eseri, muhataplarının beğenisine sunulmuş bir değerdir. Duyuların algılaması ile başlayan bu muhatap oluş, hissederek devam eder. Söz konusu his, insandaki güzellik sevdasıdır. İnsan, özü itibariyle güzele meyillidir. Güzellik karşısında haz duyar, kayıtsız kalamaz.

Eser, yansıttığı ustalık becerisi ve özgünlüğü nispetinde değer kazanır. Esere biçilen değer elbette, ustasına yani sanatçıya gösterilmiş teveccühtür. İşin içinde, güzellik ve özgünlüğün yanı sıra işlevsellik de varsa, o usta önemli bir kariyer sahibidir.

Kâinat, insanın dünya hayatını sürdürmesi için kurulmuş kocaman bir sahnedir. Sanata dair her ne varsa, bu sahnede en güzel biçimde sergilenmektedir. Düşünen bir akıl ve hisseden bir kalp, bu eserleri hemen fark eder. Ancak yine de Yaratıcı, “O çok merhametli (Allah), (Resûlü’ne) Kur’an’ı öğretti.” [1]  buyurarak, fark edişi kolaylaştırmak için Kullanım Kılavuzu’nda yol göstermiştir.

İnsan, sadece kendisine baksa, bir baş yapıt olduğunu fark eder.  “Andolsun ki biz insanı hakikaten en güzel biçimde yarattık”[2] ifadesi, bu gerçeğin ilanıdır. Gerek fiziki özellikleri gerek akıl ve duygu gibi manevi özellikleri ile insan, bu sahnedeki en mükemmel varlıktır. Aklını hakkıyla kullanan hiçbir insan, bu gerçeği reddedemez. İnsan, sanatkâr bir yaratıcı tarafından yaratılmıştır. Ve bu eserin baş yapıt olmasını sağlayan bir dokunuş, “İnsanı yarattı. Ona beyanı öğretti.”[3] ayet-i kerimesinde işaret edildiği üzere, insana, anlama, düşünme ve ifade yetisinin bahşedilmesidir.

“Güneş de ay da hesap ile (cereyan etmekte)dir. Bitkiler de ağaçlar da (Allah’a) secde ederler. (Bak gör) semayı; onu, O yükseltti ve (her şeyde) ölçü (ve denge)yi koydu.”[4]  ayet-i kerimeleri ile de insanın içinde hüküm sürdüğü sahne gözler önüne serilmektedir. Günümüze kadar edindiğimiz bilgiler ve halen devam eden keşifler gösteriyor ki kâinatın her zerresi, insanoğlunun faydası için tasarlanmıştır. Güneş ve ayın hiç sapmayan güzergahı ve hiç şaşmayan zamanlaması vardır. Yükseltilen gökyüzü, içinde binlerce dengeyi muhafaza eden bambaşka bir alemdir. Bu sistem çok ince ayarlara dayanan bir hesaplama ile tasarlanmış ve ihdas edilmiş/ortaya çıkartılmıştır.

“(Allah) yeryüzünü canlılar için yayıp döşedi. Orada meyve(ler) ve salkımlarla dolu hurma ağaçları, yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.”[5] Yayılan yeryüzü, insanın her türlü ihtiyacını ve hatta konforunu sağlayacak şekilde döşenmiştir. Yeryüzünü donatan bitki örtüsü, insana görsel bir şölen sunmaktadır. Bunun ötesinde her bir meyvenin, yaprağın içinde barındırdığı besin değerlerini araştıran uzmanlar, ihtiyaçlarla bire bir örtüşen bu sanat karşısında hayranlıklarına hayranlık katarlar.

Hayretler içinde “Azamet ve ikram sahibi Rabbimin ismi ne yücedir!”[6] diye haykırması gereken insan, bu sanata ve sanatçıya karşı kayıtsız kalabilir mi? Özünde imkânsız gibi duran bu durum, gerçekte yaşanabiliyor. Yaşanabiliyor, çünkü insan, tıpkı şeytan gibi gurura kapılıp, bu gerçeği yalanlama yolunu tercih edebiliyor. Gururun perdelediği göz görmekten, kulak duymaktan, akıl düşünmekten ve kalp hissetmekten vazgeçiyor. Böylece insan, vehimleri ile kurduğu sırça sarayında hüküm sürmeye başlıyor. Üstelik bu sırça saray da yine sanatçının eseri içre kuruluyor. Oysa Yaratıcı meydan okumuştur: “Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin çevrelerinden geçip gitmeye (kurtulmaya) gücünüz yeterse haydi geçip gidin!..”[7] Fakat geçip gitmek, başka sahne bulmak ya da kurmak ne mümkün!

Bütün dekorların her biri ile sunulan resitali ve bunun ötesinde birbirleri ile olan etkileşimlerinin o muhteşem ahenginin oluşturduğu orkestrayı duymak için sadece biraz düşünmeye ve sorgulamaya ihtiyaç vardır. İçinde bulunduğumuz, bizzat tecrübe ettiğimiz bu eserin sanatçısı kim? Bir imza arar insan, sanatçıyı tanımak için. Sanatın ve mühendisliğin iç içe girdiği bu devasa sahne içinde imza her yerde gözükmektedir: “er-Rahman”[8]

Ve hissettiği hazzın coşkusuyla sanatçıyı övmek ister insan: “Hamd(in övme ve övülmenin her türlüsü), âlemlerin (tek) Rabbi olan Allah’adır.”[9]

“O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”[10] İnsana düşen, görmek, anlamak ve hayretini ifade etmektir. Hayretini ifade etmenin yolu, kul olduğunun idrakiyle secdeye kapanmaktır. Ve nitekim sahnedeki her eser, kendi hali ile secde etmektedir. Tercih hakkı olan insan, elbette yalanlamayı da tercih edebilir. Ancak yalan, gerçeği değiştirmez, sadece sahibine perde olur. En sonunda da gerçek herkes için ortaya çıkar. “Her canlı fânidir. (Yalnız) azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı, bâkidir. Öyle iken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?”[11]

Zeynep Yaren Çelikbilek

[1] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 1-2

[2] Kur’an-ı Kerim, Tin Sûresi 4

[3] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 3-4

[4] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 5-6-7

[5] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 10-11-12

[6] Bkn: Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 78

[7] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 33

[8] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 1

[9] Kur’an-ı Kerim, Fatiha Sûresi, 1

[10] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 16-18… (31 kez tekrar edilmiştir)

[11] Kur’an-ı Kerim, Rahman Sûresi 26-27-28