Sahabenin Sabır ve Şükür Anlayışı

Allahu Teâlâ sabredenleri birçok sıfatlarla sıfatlandırmış ve Kuran-ı Kerim’in yetmiş yerinde sabrı zikretmiştir. Derece ve hayırların en çoğunu sabra izafe etmiş ve onları, sabrın meyvesi olarak göstermiştir.

Allahu Teâlâ:  “Sizin yanınızdaki (dünyalıklar) tükenir, Allah’ın katındakiler bâkîdir (tükenmez). Sabredenlere mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeline göre vereceğiz.” (Nahl 96) ve Zümer S. 10 da: “… Ancak (Allah yolunda, taviz vermeden yaşamak için göç etmeye sabredip) dayanıp direnenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” buyurmaktadır. Ayrıca Allahu Teâlâ sabredenlerle beraber olacağını vaad ediyor. “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi 46)

Ebâ Saîd-el Hudri radıyallahu anh anlatıyor: Peygamber Efendimizi (sas)’i sıtma tutmuştu. Yanına gittim. Üstün­de bir kadife parçası vardı. Elimi kadifenin üzerine koyarak:

-Ya Resûlallah, senin sıtman ne kadar zordur, dedim. Bana:

-Biz öyleyiz. Bize zor ve şiddetli belalar verilir ki, ecrimiz art­tırılsın, buyurdu.

-Yâ Resûlallah, musibeti en zor olanlar kimlerdir? diye sor­dum.

-Peygamberlerdir, buyurdu.

– Sonra kimlerdir? dedim.

– Âlimlerdir, dedi.

Sonra kimlerdir? dedim.

-Sâlihlerdir. Sana dediğim bu kimselerden kimine bakarsın bitler musallat olur. O derecede ki, onu boğarlar. Kimine, bakar­sın o kadar fakir düşer ki, giyecek bir aba bile bulamaz. Bunun­la beraber onların belâ ve musibetten duydukları sevinç, sizin re­fah ve bolluktan duyduğunuz sevinçten daha büyüktür, buyurdu. (Hayatüs’Sahabe cilt 3 sayfa 182)

Resulullahın ashabı da bunun bilincindeydi Ebû’d-Derdâ radıyallahu anh hastalandı. Arkadaşları kendisine uğrayarak:

Ey Ebû’d-Derdâ’, nerenden şikâyetçisin? dediler.

Ebû Derdâ: Günâhlarımdan dedi. *

– Canın bir şey istemiyor mu? dediler.

Ebû’d-Derdâ: Canım Cennet’i istiyor, dedi.

Sana bakmak için bir hekim çağırmayalım mı? dediler.

Ebû’d-Derdâ: Esasında beni yatağa düşüren hekimdir, diye cevap verdi. (Hayatüs’Sahabe cilt 3 sayfa 186)

Sabır Allah’ın kazasına rıza göstermektir.

Ölüm de her canlının er ya da geç tadacağı, ölen için yeni bir başlangıç, geride kalanlar içinse hüzün ve aynı zamanda bir ibrettir.

Güzel sabır, musibet sahibinin başkalarından ayırt edilmesi halidir. Kalbin acıması, gözlerden yaşların akması, musibet sahibini sabredenlerin tarifinden çıkaramaz.

Sahabeden Ümmü Süleym ile Ebu Talha’nın evlatlarını kaybettiklerindeki sabır ve tahammülleri şayanı dikkattir.

Ümmü Süleym şöyle anlatıyor:

Kocam Ebu Talha evde yokken oğlum öldü. Kalkıp evin bir köşesinde çocuğu örttüm. Ebu Talha gelince kalkıp onun iftar yemeğini hazırladım. Yemeğini yedi ve sordu:

-Çocuk nasıldır?» Ben: «Allah’ın hamd u nimetiyle çocuk en güzel bir durumdadır. Çünkü çocuk hasta olduğundan bu yana bu gece sakin olduğu kadar hiç bir zaman sükûnete kavuşmamıştır.» Bunu dedikten sonra daha evvelce kendisine karşı yapmış olduğum cilvelerin en âlâsını yaptım. Kalkıp benden ihtiyacını giderdi. Sonra dedim ki:

-Ey Ebu Talha! Sen komşularımızın durumundan hayret etmez misin?» Ebu Talha:

-Onlara ne olmuştur?» Ben:

-Bizden bir emanet şey aldılar. Onlardan o emaneti geri istediğim zaman bu isteğim onları ürküttü.» Ebu Talha:

-Yaptıkları pek çirkin bir harekettir.» Bunun üzerine:

– İşte şu senin oğlun, Allah’ın senin nezdindeki bir emaneti idi. Muhakkak Cenâbı Hak, Onu zât-ı ulûhîyyetinin nezdine götürdü.» dedim.

Bunun üzerine, Ebu Talha: Allah’a hamdetti ve «İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn» (Muhakkak biz Allah’ın kullarıyız Ve muhakkak ona döneceğiz) dedi.

Sonra sabahleyin kalkarak Allah’ın Resûlüne gitti. Ve Resûlüllah’a aramızdaki macerayı haber verdi. Bunun üzerine Allah’ın Resulü buyurdu:

-Ey Allah’ım! Onların ikisi için gecelerinde bereketi ihsan eyle. (ihyau ulumi’d-din cilt 4 sayfa 130)

Yine sahabeden Zübeyr bin Avvam şöyle anlatıyor:

– Uhud savaşı hengâmesinde bir kadın koşarak geliyordu. Az kalsın ölülerin arasına girecekti. Peygamber Efendimiz:

– Kadını tutun, kadını tutun! diye bağırdı.

Kadının annem Safiyye olduğunu anlayarak ona doğru koştum ve daha ölülerin arasına girmeden kendisine yetiştim. Annem güç­lü bir kadındı. Göğsüme bir yumruk vurarak beni geri tepti ve:

— Beni bırak. Burası senin mülkün değildir, dedi. Ona: Senin için, Resulullah:

– “Ölülerin arasına girmeyecektir diye yemin etti, dedim.

Bunun üzerine durdu ve iki parça bez çıkarıp:

-Bunları kardeşim Hamza için getirdim. Şehit düştüğünü işittim de, ona kefen, yapasınız diye getirdim, dedi.

– Ben de parçalan elinden alıp götürdüm. Ne var ki Hamza’nın cesedi yanına vardığımızda, yanında Ensârdan bir adam daha ya­tıyordu. Müşrikler onun ‘da cesedini, Hâmza’nın cesedi gibi boz­muşlardı. Onu kefensiz bırakıp da her iki parçayı Hamza’ya kefen yapmaktan utandık ve parçaları ölçtüğümüzde biri diğerinden uzun geldiği için aralarında kurra çekerek her birine, kendisine düşen parçayı kefen yaptık. (Hayatü’s-Sahabe cilt 3 sayfa 203-204)

Hz. Ömer’in ayakkabısının ucu koptu ve inna lillah ve inna ileyhi raciun dedi Ömer’e

-Ya Emiral Mü’minin böyle şeyler için de inna lillah ve inna ileyhi raciun denir mi? dediler.

Ömer ra: “Mü’minin başına istemediği bir şey geldiği zaman o şey ne olursa olsun onun için musibettir.” dedi. (Hayatü’s-Sahabe cilt 3 sayfa 210)

Şükür verilen her nimetin Allah tarafından olduğunu bilerek o nimete sevinmek ve Allah’ın rızası doğrultusunda hareket etmektir.

Allahu Zülcelal Nisa suresi 14. Ayetinde “Siz şükreder ve iman ederseniz Allah sizi ne diye azaba uğratsın! Allah şükredenlerin mükâfatını veren, her şeyi hakkıyla bilendir.” buyurur. Ve yine Ali İmran 145. Ayette “Şükrü yerine getirenleri (fazlasıyla) mükâfatlandıracağız.” Müjdesi verilmektedir. Şükrü yapılan her nimetin Allah Cellecelalühü bizzat ziyadesini vereceğini İbrahim suresi 8. Ayetinde “Andolsun ki eğer şükrü yerine getirirseniz, elbette size (nimetimi) artırırım.”

Muaz bin Cebel şöyle anlatıyor: Peygamber Efendimiz’e gittim. Ayakta namaz kılıyordu. Sa­bah oluncaya, kadar ayakta durdu. Ondan sonra secdeye vardı ve o kadar uzun bir secde yaptı ki; acaba vefât mı etti? diye korktum. Namazdan sonra bana: .

– Biliyor musun niçin böyle yaptım? diye sordu.

Allah ile Peygamberi bilirler, dedim.

Peygamber Efendimiz sorusunu bir daha sordu ve üç veyahut dört defa tekrarladıktan sonra:

Rabbim bana emrettiği kadar namaz kıldım. Sonunda:

-Üm­metine ne yapayım? diye sordu.

-Ey Rabbim sen bilirsin, dedim. Sorusunu bir daha, bir daha tekrarladı ve üçüncü veyahut dördün­cüden sonra bir daha:

-Senin ümmetine ne yapayım, diye sordu. Yi­ne:

-Ey Rabbim sen bilirsin, dedim. Bu kez:

-Şüphen olmasın ki, ümmetin hakkında seni üzmeyeceğim, buyurdu. Bunun için ben de ona şükren secde ettim. Zira Rabbim şükredicidir ve şükredenleri sever, dedi. (Hayatü’s-Sahabe cilt 3 sayfa 212)

Hasan ra şöyle anlatıyor:

«Bir dilenci Peygamber Efendimiz’e geldi. Peygamber Efendi­miz ona bir hurma verdi. Dilenci:

– Sübhânallah, koskoca bir Peygamberdir, bir hurma sadaka veriyor, dedi.

Peygamber Efendimiz:

-Bir hurmada kaç zerre ağırlığı vardır, biliyor musun? dedi.

Bundan sonra bir başka dilenci geldi. Peygamber Efendimiz ona da bir hurma verdi. Bu dilenci ise:

— Bu hurma, Allah’ın Peygamberlerinden birisi tarafından ba­na verilmiştir. Yemin ederim ki, ben sağ kaldıkça, bu hurmayı sak­layıp ondan bereket umacağım, dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona iyi bir şey verilmesini emretti ve çok geçmeden adam, beklenmedik bir şekilde zen­gin oldu.

Hz. Ömer ra: “Eğer ‘Şükür ile Sabır’ vasıfları birer deve olup bana getirilecek olurlarsa hangisine bineyim diye tereddüt edeceğim.” buyurmuştur.

Ve yine Hz Ömer Ebu Musa El eş’ari’ye şu meal de bir mektup yazmıştır:

Dünyadaki rızkınla kanaat et zira yüce merhamet sahibi olan Allah, kullarından kimini kimine rızıkta üstün kılmıştır. Cenabı Allah kullarını denemek istiyor, rızkını bollaştırdığı kimseleri şükreder mi etmezler mi? diye deniyor. Kulun Allah’a şükretmesi Allah’ın kendisine verdiği rızka koyduğu hakkı ödemesidir. (Hayatü’s-Sahabe cilt 3 sayfa 216)

Hz Ali’de şunu bilin ki Cenabı Allah kuluna şükür kapsını açmışken ona nimetlerini artırma kapısını kapatmaz, kuluna dua kapısını açmışken duasını kabul kapısını kapatmaz ve ona tevbe kapısını açmışken onu affetme kapsını kapatmaz, der.

Allah sabrımızı ve şükrümüzü daim eylesin.

Rahime Elmaz