Sağlıklı Hayatlar Dokunuşla Başlar

bebek

Bağlanma; çocuk ve annesi arasında olumlu, sağlıklı ve güçlü bir duygusal bağ kurulmasıdır. Bebek bu bağlanma ile yaşamını sürdürebilmekte, dünyanın yaşanılası bir yer olduğuna dair bir bilgi oluşturmaktadır. Bebekler doğduğu andan itibaren hatta doğum öncesinden annelerinin hareketine, ruh haline, kalp sesine ve konuşma sesine duyarlıdırlar. Annesinin sevinç ve üzüntüsünü fark eder.

Doğumdan hemen sonra çocuk ve anne arasındaki bağlanma süreci duyularla bütünleşir. Çocuk annesine ait kokuyu, teni ayırt eder. Bu dönemde yeni doğan bebeğin ihtiyaçlarını bekletmeden giderme, dokunma, tensel temas gelişimi için birincil derecede önem arz eder.

Bebek tüm gücünü annesine yönelmekte kullanır. Fiziksel, duygusal ve ruhsal gelişiminin kaynağı annesidir. Çocuğun anneye bağlanması hayatta kalması için gereklidir. Yapılan yakın dönem araştırmaları, sevginin-bağlanmanın tat alma değil dokunma duyusuyla ilgili olduğunu vurgular. (spitz ve wolf1946)Bebeklerin birinci dereceden bir insanla sevgi temasları olmadığında yeterli yiyecek ve kişisel bakım sağlandığı halde köreldikleri ve hatta öldüklerini fark etmişlerdir.

Fiziksel dokunma stresi dindirebilir, kaygı ve depresyonu azaltabilir ve huzuru arttırır.(bernard&Brezalton1990,Field 1993)’’Sevgi dolu dokunma oksitosin üretir ve anne bebek bağlarını güçlendirici olarak bilinen iç kaynaklı opoidleri ortaya çıkarır.’’

Kimsesiz çocuklarla yapılan deneyler ve araştırmalarda bunu olumlayan sonuçlara ulaşılmıştır. Bebeklik dönemlerinde yeterince kucağa alınmayan, dokunma ve tensel temastan mahrum olan bebeklerin görme, işitme, konuşma, kaba motor becerilerinde kendi yaşıtlarına oranla gerilikler olduğu gözlenmektedir. Bu çocukların birçoğunda imnüin sistem çok düşük olup çok çabuk hastalanmakta birçoğunda cilt rahatsızlıkları görülmektedir.

Bağlanma karşılıklı bir etkileşimdir aynı zamanda. Bağlanma sürecindeki her bir üye diğeri üzerinde sürekliliği olan bir iz bırakarak gelişir. Ve bu bağlanma sonucu her üyenin dâhil olduğu daha geniş bir biliş oluşur.

Bağlanma sürecinin gerçekten var olduğu en net şekilde bağlanma süreci kesintiye uğradığında veya durgunlaştığında görülür. Bütünleştiğimizi hissettiğimiz süreci doğal bir akış olarak kabul ederiz. Bu bağı kaybettiğimizde ancak o zaman kimi ve neyi kaybettiğimizi fark ederiz. İşte bundandır ki; küçük çocuklarda ayrılma stresli bir durum ve terkedilme duygusu oluşturur. Anne gözünün önünden gitse çocuk hemen huzursuzlanır. Ancak annenin göz önünde olması, onunla beden teması kurma ve sesini duyma çocuğun korku duygularını sakinleştirir.

Her insan için tüm bağların ilk örneği anne ile olan bağdır. Bu bağ içinde olup bitenler yaşamındaki tüm ilişkiyi etkiler. Anne ile olan bağ hem kişinin ruhsal olgunlaşmasını hem de ileriki bağlanma ve ilişki örgülerini belirler. Bağlanma süreci istek veya niyetten bağımsızdır. Bir bakıma anne ne ise çocuk odur. Yaşamının başlangıcında çocuk annenin ruhunun devamıdır. Anneyi içsel olarak etkileyen şeyleri çocuk, duyumları ve davranışları ile ifade eder. Annenin ruhundaki hiçbir şey çocuğun alıcılarından gizlenemez. Çünkü çocuk sürekli annenin duygusal durumunu gözetler. Bu şekilde anne bazı duygularının farkında değilken bile çocuk annesi için çözülmemiş duygulara dokunur. Mesela; annenin duyguları ile ilgili iniş çıkışları, gerçekten istese bile çocuğunu tam olarak kabul edemeyişi, sevemeyişi, çocuğun sürekli stres altında kalmasına, annesini kendisini sevmeye ikna etmek zorunda kalmasına neden olur. Çocuk reddedilme duygusunu ne kadar sezinlerse anneye o kadar çok yapışır.

Anne ve çocuk arasındaki bu bağlanmanın sağlıklı olabilmesi için annenin sağlıklı olması önem arz eder. Gerek ruhsal gerek fiziksel açıdan sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin yolu sağlıklı annelerden geçer. Ancak, bu şekilde her açıdan sağlıklı çocuklar, sağlıklı nesiller ve sağlıklı bir toplum oluşturmak mümkün olacaktır.

Kaynak: Prof. Dr. Fanz Ruppert

Psk. Fethiye Zalım Başbekleyen