Sağlığımız için duruşumuzu özümüzle birleştirelim

Pek çoğumuz sosyal hayatta annelik, hanımlık, gelinlik, ablalık, öğretmenlik, talebelik rollerinden en az birine sahibiz. Toplumun her kesiminden ve her yaştan insanla ihtiyari ya da gayri ihtiyari temas içindeyiz. Her muhatabımızı Yaradan’dan ötürü seviyoruz. Bu yazıda sevgiden yola çıkarak güncel sağlık gelişmeleri ve toplumumuza mal olan yahut mal edilmeye çalışılan hasletleri değerlendirelim istedik. Temennimiz o ki her biri bilimsel bir kanıta dayanan cümlelerimiz zülfü yâre dokunur ve duruşumuzu özümüzle birleştirmemize vesile olur.

Ölümcül SARS virüsünün mutasyona uğramış hali olan Covid-19 bütün dünyayı sarmış ve komşu ülkelerden bize de ulaşmış durumda. Her gün yeni bir ya da birkaç ölüm haberiyle yüreğimiz dağlanıyor. Uzmanlar virüsle enfekte olmuş kişilerin vefatının altında yatan en önemli sebeplerden birinin kronik hastalıklar olduğunu, bu hastalıkla mücadelede bağışıklık sistemimize büyük rol düştüğünü ifade ediyorlar. Bizse hâlâ, bilim adamlarınca tespit edilmiş, medyada bile aleyhinde tartışma programları düzenlenir haline gelmiş bağışıklık sisteminin düşmanlarını, “severek” tüketmeye devam ediyoruz!(1,2). Kendimiz tüketmekle kalmayıp, çocuklarımıza da bunları bir ödülmüş gibi sunuyoruz. Hatta sadece kendi çocuklarımıza değil sokakta, camide, okulda başka çocuklara, sevgi ve muhabbet ifadesi olarak, paketli zehirleri, bunların başını teşkil eden glikoz şuruplu çikolata ve şekerleri ikram etmeye bayılıyoruz. Çocukları bu kadar seviyorsak, onlara sevgimizin ifadesini, mutluluk vaad ederek sağlık çalan tabiri caizse ikiyüzlü bu ürünlerle değil, bir gülümseme, hal hatır sorma, ya da el yapımı bir küçük hediye ile de gösterebiliriz. Lütfen çocuklarımızı maddeten ve manen zehirlemeyelim! Hem kendi nefsimize hem onlarınkine zulmetmeyelim! Allah’ın yarattığı sistemi bile bile bozmanın hesabını ve vebalini düşünelim!

Hz. Ayşe (ra)’den nakledilen hadiste, Hz. Peygamber (sav) bir gün: “Lât ve Uzza’ya (tekrar) tapılmadıkça, gece ile gündüz gitmeyecektir!” buyurdular. Bunun üzerine Hz. Ayşe: “Ey Allah’ın Resulü! Allah (cc), “O Allah ki Resûlünü hidayet ve hak dinle göndermiştir, ta ki onu bütün dinlere galebe kılsın.”(Saff, 61/9) ayetini indirdiği zaman, ben bunun tam olduğunu zannetmiştim!” demiştir. Hz. Peygamber (sav) ise cevap olarak; “Bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde zerre miktar imanı olanın ruhu alınacak. Kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler dünyada baki kalacaklar ve bunlar atalarının dinlerine dönecekler!” buyurmuştur.”(3)

İslam’ın getirdiği hayat nizamı dünyanın pek çok yerinde kabul görüyor. İslam ahlakının nüvelerinin sağlığa olan faydası her geçen gün yeni bir bilimsel araştırmanın konusu haline geliyor. Arzu ederseniz bunlardan birkaç misal verelim:

  • Gülümsemek bağışıklığı güçlendiriyor (4).
  • Mindfullness diye tabir edilen bir nevi farkındalık ve tefekkür pratiği parasempatik (istem dışı çalışan) sinir sistemini besliyor (5).
  • Sevdiğin kişinin yüzüne bakmak hem bağışıklığa hem sinir ve hormon sistemine iyi geliyor (6).
  • Tabiatta zaman geçirmek şifa getiriyor (7).
  • Vücudumuzda bulunan birçok biyokimyasal ve hormonal belirtecin gün içerisinde gösterdiği fizyolojik dalgalanma, mesela bazı hormonların salınımı uyku esnasında artıp gün içinde azalması anlamına gelen sirkadiyen ritim nobel ödülü aldı (8,9). Dolayısıyla bilim insanları da seher vakti kalkılıp yatsı vaktinden sonra yatılmasını tavsiye ediyor.
  • Uzun süre açlık tümor hücrelerini öldürüyor ki açlık ve az yemek tavsiye ediliyor (10).

Bu bilgilere istinaden iman nuruyla şereflenmemiş birçok millet ve insan, Peygamber efendimiz (sav)in getirdiği şeriatin bilimsel yönünü keşfettikçe, sağlıklı besleniyor, gününü namaz vakitlerine göre planlıyor, ibadet olarak ifa ettiğimiz bedensel hareketleri ve nezaket davranışlarını taklit ediyor. Kısacası şeklen ve belki ahlaken Müslümanca yaşıyor ve yaşamaya devam ediyor.

Yüce kitabımız Kuran-i Kerim’de “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” buyuruluyor (Ali İmran 3/31). İman nuruyla şereflenmiş, Allah’ın sevgisine talip olmuş bizler ise yukarda bahsettiğimiz nüansları görmezden gelerek Fuzuli’nin “Ol mahiler ki derya içre deryayı bilmezler” dizelerindeki mahilere mi benziyoruz! Haydi gelin “Kullanma Kılavuzumuz”a uygun, bu muhteşem düzene saygılı yaşamaya niyet edelim. Gayret bizden, tevfik Mevlamızdan!

Opr. Dr. Kübra Şereflioğlu Çabuk, Kimyager Saadiyye Eryılmaz.
  1. Goncalves, Marcus D., et al. “High-fructose corn syrup enhances intestinal tumor growth in mice.” Science6433 (2019): 1345-1349.
  2. Strober, Jordan W., and Matthew J. Brady. “Dietary fructose consumption and triple-negative breast cancer incidence.” Frontiers in endocrinology10 (2019).
  3. Müslim, Fiten 52, (2907)
  4. Sakai, Yoshinori, et al. “A trial of improvement of immunity in cancer patients by laughter therapy.” Jpn Hosp32 (2013): 53-59.
  5. Househam, Ayman Mukerji, et al. “The effects of stress and meditation on the immune system, human microbiota, and epigenetics.” Adv Mind Body Med4 (2017): 10-25.
  6. Matsunaga, Masahiro, et al. “Associations among central nervous, endocrine, and immune activities when positive emotions are elicited by looking at a favorite person.” Brain, behavior, and immunity3 (2008): 408-417.
  7. Kuo, Ming. “How might contact with nature promote human health? Promising mechanisms and a possible central pathway.” Frontiers in psychology6 (2015): 1093.
  8. Sancar, Aziz. “Mechanisms of DNA repair by photolyase and excision nuclease (Nobel Lecture).” Angewandte Chemie International Edition30 (2016): 8502-8527.
  9. Sancar, Aziz, et al. “Circadian clock, cancer, and chemotherapy.” Biochemistry2 (2015): 110-123.
  10. Kalaany, Nada Y., and David M. Sabatini. “Tumours with PI3K activation are resistant to dietary restriction.” Nature7239 (2009): 725-731.