Sabır ile Olgunlaşır Şükür ile Tatlanırız

“Çabuk gücenenin dostluğu olmaz.” diyor ilmin kapısı Hz. Ali. Bu hikmetli söze karı-koca ilişkileri çerçevesinde baktığımız zaman; sabretmeyi bilmeyenin, alınganlık edip çabuk darılanın, sevgi dolu muhabbetli bir evlilik hayatı olmaz, diyebiliriz.

“Ne demek istedin, niye öyle baktın, kaşını niye çattın, bana bunu söyleyemezsin, ben bunu hak etmedim, niye istediğimi yapmadın…” gibi cümlelerle başlayan söylenmeler, kırgınlıklar sevgiyi tüketir.

“Teşekkür ederim, Allah razı olsun, iyi ki varsın, sen çok iyi bir eşsin, seninle mutluyum, çok iyi düşünmüşsün, Rabbime şükrediyorum seninle evlenmeyi nasip ettiği için…” gibi cümleler de sevgiyi besler. Teşekkür ve takdir muhabbeti artırır, kişiyi daha iyi olmaya yönlendirir. Eşin iyilikleri görülmediğinde, takdir edilmediğinde, eş de “Zaten kıymetim bilinmiyor” deyip yaptığı iyi davranışları azaltabilir.

İyi bir iletişimin ana şartı “Sabır” dır. İnsanlarla iyi geçinmenin yolu da sabırdan geçer. Evlilik hayatında de sabır çok değerli bir huydur. Baktığımız zaman karı-koca kavgalarının pek çoğu basit konulardandır. Oysa eşler sabırla birbirlerine anlayışlı davranıp, olaylara hoşgörü ile baksalar pek çok tatsızlık önlenebilir.

“Tamam, haklısınız, bunu biz de biliyoruz fakat kızınca, öfke gelince kendimizi kaybediyoruz, sabır falan aklımıza gelmiyor. Ne yapmalıyız, sabretmeyi nasıl öğrenmeliyiz?” diyenlere tavsiye edilebilecek en güzel ilaç “Şükür” dür. Şükrü çok olanın sabrı da çok olur. Sahip olduğumuz nimetler için bolca şükrettiğimizde, zorluklar da gözümüze pek büyük gelmez.

Eşin iyi yönleri görüldüğünde hataları da göze çok batmaz. Fakat kendi hatalarını görmeyip eşin hata ve eksikliklerine odaklananlar, hep şikâyet ve sızlanma halinde olurlar ve küçücük bir olayda bile patlayabilirler. Elindeki nimeti göremeyen, bulduğu eksiklerin içinde boğulur. Etrafına da dünyayı dar eder.

Allah Rasulu kadınları kocalarına nankörlük etmemeleri konusunda uyarmıştır. Bu uyarının pek çok hikmeti vardır. Allah’a şükür, kula teşekkür, kişinin öncelikle kendine yapacağı en büyük iyiliktir.

Kadınların genel olarak eşlerinden maddi, manevi, duygusal beklentileri çoktur. Erkeklerin beklentileri kadınlara göre daha azdır. Bir erkek karısının her beklentisini elbette karşılayamaz. Bu durumda kadın iki yoldan birini tercih eder. Ya “Kısmetim böyleymiş, nasibim bu kadarmış” diye sabırla karşılar, elindeki nimetlere bakıp şükreder, ya da yerine gelmeyen istekleri için söylenir, şikâyet eder ve sanki kocasından hiçbir iyilik görmemiş gibi nankörlük eder. Şükrü az olan kadının yüzü gülmez, genel bir memnuniyetsizlik hali içindedir. Bu hem kendini hem eşini hem de çocuklarını mutsuz eder. Oysa eşinin eksiğine bakmayıp, onu güzel özellikleri için takdir etse, iyilikleri için teşekkür etseydi eşi daha da iyi olmaya çalışabilirdi.

Tabii erkeğin de hanımının güzelliğini, iyiliğini takdir etmesi, yaptıklarına iltifat etmesi, eşini sevdiğini göstermesi, karısını değerli hissettirmesi gerekir. Karısında kusur aramaması, her hatayı görmemesi, sabırlı bir eş olması aile saadeti için elzemdir. Karı-koca ikisi de hatadan beri değildir. İki tarafında hataları, kusurları elbette olacak. Sonuçta imtihan dünyasındayız, her şeyin dört dörtlük olması mümkün değildir.

Rabbimiz Asr suresinde bizlerden hakkı ve sabrı tavsiye etmemizi istiyor. Maalesef ki aile büyükleri, bazen evlatlarını sabır konusunda yanlış yönlendirebiliyorlar. Mesela anne “Biz sabrettik de ne oldu, içime ata ata dert sahibi oldum, hiç de sabretme…” gibi cümlelerle kızını yanlış yönlendirebiliyor hatta yuvasının yıkılmasına sebep olabiliyor.

Öncelikle şunu söylemek lazım ki sabır hastalık yapmaz. Zira sabır, başına geleni imtihan bilip, Allah rızası için güzelce karşılamak demektir. Yaşadıklarını hazmedemeyip, içine atıp biriktirip hastalığa çevirmişse buna sabır değil, katlanmak denebilir. Katlanmak ise çoğu zaman kişinin kendi menfaati içindir. Mesela boşanmamak için eşine katlanmıştır.

Oysa sabır katlanmak değil, kabullenmektir. Sabırda isyan yoktur. Sabır, mükâfatını Allah’tan bekleyerek yaşadığını kabullenmektir. Gücü yetip değiştirebileceği şeyler varsa sükûnetle onu yapmaktır. Allah’a güvenip dayanmaktır. Sabırda karşısındakine anlayışla bakmak vardır, güzel geçinmek vardır, sevgi ve muhabbet vardır, fedakârlık vardır.

Sabır sevgiye sebep olur, katlanmak öfkeye. Zira kişinin içinde biriktirdiği dışına muhakkak sızar. O sızıntı da gözlerden, sözlerden eşe ulaşır.

İçine kin, öfke eken karşılığında sevgi biçemez. “Filanca zamanda bana bunu yapmıştın” diyerek geçmişin çetelesini tutan kini ile yaşar, kini ile ölür. Yaşadığımız zorluklar bizi olgunlaştırmak kâmil mümin yapmak içindir. Sabır ile olgunlaşırız, şükür ile tatlanırız, nankörlük ile manen ölürüz.

Sema Maraşlı