Ramazâniyyeler

sehriramazan

Kullarının arasında adaletle hükmeden, her birine kabiliyetleri ölçüsünde yük yükleyen, emeklerin karşılığını kat kat fazlası ile veren, fırsatlarını herkesin erişebileceği mertebeye yerleştiren, izzet ve ikram sahibi Rabbimize hamd olsun.

Bütün İslam dünyasında ve özellikle Osmanlı ülkesinde Ramazan ayına çok önem verilmiştir. Hatta bu önem verme o kadar ileri derecededir ki Prof. Dr. Süheyl Ünver’in ifadesiyle “Türkler, bir Ramazan medeniyeti kurmuşlardır. “

Osmanlıda Ramazan ayına mahsus adetler vardı. Daha Recep ayından itibaren halk, dinî vecibelerini yerine getirmeye büyük önem verirdi. Ramazan, bu ayın başladığını bildiren hilalin görüldüğünün belde müftüsü tarafından onaylanması ile başlayınca, halkın günlük hayatı da değişirdi. Genellikle çalışma saatleri, kuşluk vakti ile ikindi namazı arasına kaydırılırdı. İkindiden sonra iftara kadar olan zaman da camilerde Kur’an okumak, vaaz ve mukabele dinlemek, nafile namaz kılmakla geçirilirdi. Teravih namazından sonra sofu olanlar bağlı oldukları tekkelere giderek ayin ve zikirlere katılırlardı.

Halkın günlük hayatını yeniden düzenleyen Ramazan ayı ve orucu, şairleri de derinden etkilemiştir. Bazen “Ramazâniyye” bazen “Ramazân-nâme” olarak adlandırılan bu edebî türün ilk örneği Süleyman Nahifi’nin mesnevî tarzında yazdığı müstakil eseri “Fazilet-i Savm “ adını taşıyan eseridir. Sultan II. Murat devri mesnevî şairlerinden Balıkesirli Devletoğlu Yusuf’un “Kitabü’I-Beyan” adlı eserinin dördüncü babı, yaklaşık 200 beyit olup Ramazan ve oruçla ilgilidir. Yine bu yüzyıl şairlerinden Hatiboğlu Mehmed’in de “Bahrül-Hakayık” adlı mesnevisinin ikinci bölümü Ramazan ve oruçla ilgilidir. İbrahim Tennûri’nin tasavvufi mahiyetteki “Gülzâr-ı Manevî” adlı mesnevisinin yaklaşık 100 beyit tutarındaki “Beyan-ı Savm-ı Manevî” bölümü Ramazan ve oruçla ilgilidir. Nabi’nin, oğlu Ebu’l-Hayr Mehmed için yazdığı “Hayriyye” mesnevisinde de oruçla ilgili “Der Beyan-ı Şerefi Farz-ı Sıyam” adlı bir bölüm vardır.

Ramazan dolayısıyla şairlerin padişahlara, vezirlere veya devrin ileri gelen kişilerine yahut dostlarına yazdığı kaside tarzındaki bu şiirlere “Ramazâniyye” denir. İlk örneklerine XV. yüzyıldan itibaren rastlanan ramazâniyyeler, XVIII. yüzyılda daha da yaygınlaşmış dini·manzum bir tür oluşturacak seviyeye gelmiştir.

Kaside nazım şekliyle yazılan ramazâniyyelerin en meşhuru Sabit’in Baltacı Mehmed Paşa’ya sunduğu “Ramazâniyye”sidir. Kaside nazım şekliyle yazılan en uzun kaside, 90 beyit olup Enderunlu Vasıf’a aittir. Vasıf’In diğer bir ramazâniyyesi ise 68 beyittir. Sünbülzâde Vehbi, Enderunlu Vasıf, Şeyh Galib, Nazım, Nedim, Edirneli Kami ve Koca Ragıp Paşa’nın ramazâniyyeleri de beğenilen kasideler arasında sayılır. Bundan başka Sururi, Sâmi, Nahifi, Haşmet ve Leyla Hanım da bu sahada güzel eserler vermişlerdir.

Tacizâde Cafer Çelebi, Fuzuli, Zati ve Bağdatlı Ruhi’nin ramazan konulu gazelleri bu tür gazellerin ilk örnekleri kabul edilir. Nedim, Seyyid Vehbi, Ragıb Paşa, Şeref Hanım ve Eşref Paşa’nın gazel nazım şekliyle yazılmış ramazâniyyeleri vardır.

Gönderdi Huda çün bize mihman Ramazanı
Hoş tutmaga niyyet edelim biz dahi anı.
Zati

Ramazanın Kuran ayı olduğuna işaret eden bir beyit ise Ahmed Remzi’ye aittir:

Ondadır feyz-i hidayet ondadır afv ü kerem
Kadrini bil mevsim-i inzal-ı Kur’andır gelen.
Ahmed Remzi

Ramazanın en mühim ibadetlerinden olan teravih kendine Enderunlu Vasıf’ın şiirinde yer bulur:

Mağfiret-han olalım hüzn ile şeb ta be seher
Edip ihlâs-ı derun ile teravihe kıyam

Kadir gecesini ise Zati şu şiirinde överek anlatır:

Bu gece Kadr gecesidir seyre çıktı yar
Zira ki gizli genc o gece olur aşikâr.
Serv-i sürahi etmez idi secde galiba
Bu gece Kadr gecesi olmasa ey nigar.
Bu gece seyr-i zülfün ile gönlüm eğlenir
Eyler akarsular şeb-i Kadr olıcak karar.
Derler du’a olur şeb-i Kadr olsa müstecab
Ruzi kıIa visalini bu gece Kird-gar.
Zati yere melekler iner leyI-i Kadrde
Girerse gönlüme bu gece yeridir o yâr.

Ramazanın gelişini kutlamak için yazılan “Merhaba ilahileri” oldukça fazla olup halk arasında çokça okunan eserler olmuştur.

Saye saldı ehl-i imân üstüne
Hamdülillah geldi mah-ı Ramazan.
Doğdu ol nur ehl-i irfân üstüne
Hamdülillah geldi mah-ı Ramazan.
Bağlayıb şeytanı bende vurdular
Cümleten ağyar-ı Hakkı sürdüler
Ehl-i Hakk ol ayda Hakkı gördüler
Hamdülillah geldi mah-ı Ramazan.

Bir de ramazanın on beşinden sonra okunan “Elveda ilahileri” bulunmaktadır. Aziz Mahmud Hüdayi’nin şeyhi Üftade Hazretlerinin ramazâniyyesi bu türdendir:

Ey dostlarım ağlaşalım,
Oruç ayı gitti yine.
Hasret ile inleşelim,
Oruç ayı gitti yine.
Bir nur idi Hak’tan gelip
Yere göğe nuru dolup
Sadıkların elin alıp
Oruç ayı gitti yine.

Malumunuz üzere Ramazanın ilk günü, hilâlin görünmesine bağlı olarak belirlendiğinden ilk gün için “yevm-i şek” tabiri kullanılmaktadır. Bu günle ilgili olarak mani usulünde söylenmiş bir dörtlük şöyledir:

Gûş et sadayı bu gece,
Et merhabayı bu gece.
Benim devletli efendim
Gördüler ayı bu gece.

 

Zahide Uzun