Ramazan ve Zaman

Allah’ın lutfu ve keremiyle bir Ramazan ayına daha kavuştuk. Yarattıklarının nefesi adedince Yaradan’a şükürler olsun. Elimize geçen fırsatı en güzel şekilde değerlendirip bu mübarek ayın her gününü, her saatini, her dakikasını, her saniye ve hatta her salisesini ihya edebilmeyi bizlere nasip eylesin.

Ramazan ayı, Kuran’da da kıymeti bildirilmiş öylesine değerli bir misafir ki onu layık olduğu gibi ağırlayabilmek için hazırlıklara iki ay öncesinden başlıyoruz. Bedenen ve ruhen arınmamıza vesile olacak otuz günlük bu süreçte uzmanlar, zaman kavramıyla da tanıştığımızı söylüyorlar. Bir başka söylem de zamanı değerlendirme konusunda insanı motive eden, harekete geçiren kuvvetin, genelde dinî değerlerle ilgili olduğu yönünde. Bu iki görüşü birleştirdiğimizde, Ramazan ayı içindeki uygulamaların bizde bir zaman şuuru uyandırdığını, bu şuurun da bizi, böylesi dinî değerlerle dolu mübarek bir zaman dilimini en iyi şekilde değerlendirmeye sevk ettiğini söyleyebiliriz. Bir başka deyişle, “Ramazan ve zaman birbirlerini tetikleyip besleyen iki olgudur.” da diyebiliriz.

Necip Fazıl “Zaman” isimli şiirinde şöyle soruyor:

Nedir zaman nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman nedir?
İniş mi, yokuş mu?

O halde nedir zaman? Sözlük anlamıyla ifade edecek olursak zaman; olmuş ve olacak hadiselerin birbiri ardınca cereyan edişinin düşüncemizde meydana getirdiği başı ve sonu belli olmayan soyut kavram, vakit demektir.

Ramazan ayına girmiş olduğumuz şu günlerde uzmanların da belirttiği gibi zaman mefhumunu daha iyi idrak ediyor ve kıymetini çok daha iyi anlıyoruz. Orucumuzu bir dakika önceyle bir dakika sonra açmamız arasındaki büyük fark, bize bir dakikanın hiç de küçümsenmeyecek bir zaman dilimi olduğunu öğretiyor. Aynı şey imsak vakti için de geçerli.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” isimli romanında, zamana sahip olma şuuru, kahramanlar üzerinden okuyucuya hissettiriliyor. Eserde, başkahramanın, yanına çırak olarak verildiği bilge bir saat ustasından şöyle bahsediliyor: “Şurada burada tesadüf ettiği bozuk saatleri satın alıp ötesini berisini değiştirerek tamir ettikten sonra fakir dostlarına hediye ederdi. ‘Al bakayım şunu! Hele bir zamanına sahip ol… Ondan sonrasına Allah kerimdir.’ sözü kendisine dert yananların çoğuna cevabı idi. Böylece Nuri Efendi’nin sayesinde zamanına tekrar sahip olan insan;  sanki darıldığı karısı ile daha kolay barışabilir, çocuğu daha çabuk iyileşirmiş yahut hemen o gün borçlarından kurtulacakmış gibi sevinirdi. Bunu yaparken iki türlü sevap işlediğine inandığı muhakkaktı. Çünkü bir yandan yarı ölü bir saati diriltmiş oluyor, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu, zamanını hediye ediyordu.”

Ramazan da iftarıyla, imsağıyla, teravihiyle, teheccüdüyle, mukabelesiyle bizleri yaşadığımızın şuuruna vardırıyor ve bize zamanımızı hediye ediyor.

Zaman, içinde bulundukları duruma göre insanlar tarafından farklı algılanabilen izafî (göreceli) bir kavramdır. Sevdiğiyle beraber olan bir insan için zaman çok çabuk geçerken hüzünlü ya da hasta bir insan için de geçmek bilmez. “Her güzel şey, çabuk biter.”sözü bu algıyı ifade etmek için söylenmiş olsa gerek. Şair, Bosnalı Sabit bu durumu ne güzel dile getirmiş.

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.

(En uzun geceyi ne müneccim, ne de takvim yapanlar bilir.
Gam tutkunlarına sor ki geceler kaç saattir! )

Evet, Ramazanda yaptığımız ibadetlerin, bilhassa tuttuğumuz orucun özüne vakıf olamadığımızda zaman; uzadıkça uzar, iftar saati bir türlü gelmek bilmez. Ama orucun sadece yemek ve içmekten kesilmek olmadığını, ruhumuzu da arındıran bir ibadet olduğunu algıladığımızda manevî hazlarla dolu öylesi bir iklime geçeriz ki zamanın nasıl geçtiğini anlamayız.

Ramazanda zaman bilincinin oluştuğunu söyleyen uzmanlar, bunun sonucunda kişinin, doğanın hız ve ritmine uyduğunu, bu anlamda Ramazanın insanda bir iç disiplin sağladığını belirtiyorlar. Gerçekten de günlük işlerin telaşından, başka zamanlarda güneşin doğuş ve batış vakitleriyle bu vakitlerde tabiatta meydana gelen değişiklikleri ve oluşan harika manzarayı çoğu kez ıskalamışızdır. Fakat Ramazanın gelmesiyle beraber, orucu belirleyici olması hasebiyle bu vakitlere daha bir dikkat kesiliriz. İftarı beklerken yavaşlayan tempomuzla gözlerimizi ufka çevirince gurup vaktinin muhteşem güzelliğini fark ederiz. Kâinatın içinde onun bir parçası hatta “küçük kâinat” olduğumuzu daha çok hissederiz. Yine imsak yani seher vaktinde uyanık olduğumuz için bu sefer de kuşların zikirleriyle beraber tabiatın uyanışına şahitlik ederiz. Her iki zaman dilimi de bizi tefekküre davet eder. Hayatımızı programlayıp planlar ve ona göre davranırız.

Şeyh Ebu Saîd Ebü’l-Hayr, tasavvufu tarif ederken şunları söylüyor: “Şimdiye kadar evliyadan yedi yüz zât tasavvufun tarifi hususunda çeşitli sözler söylemişlerdir. Bütün bu sözlerin özü şu noktada toplanır: Tasavvuf; vakti, en değerli olan şeye sarf etmektir.” İşte, içinde bulunduğumuz ve değerine paha biçilemeyen, mükâfatını sadece Yaradan’ın bildiği orucun ayı olan Ramazan da bizden, vaktimizi kendisine sarf etmemizi bekliyor. Bize hediye ettiği “zamana sahip olma şuuru” na karşılık bizim de vefalı olup hediyesine en güzel şekilde mukabelede bulunmamız gerekmiyor mu? Ramazana ve zamana sahip çıkanlardan olabilmek ümidiyle…

Betül Meral Durak Edebiyat Öğrt.