Ramazan Söyleşileri -2

jkl

Eren açlıktan ermiştir huzûr-ı Hazret-i Hakk’a

Bilen açlıkta bilmiştir ulûm-ı bahr-ı irfânı

Kamû açlıktadır devlet, saadet, izzet u lezzet

Bulur cû’ ehli ilm u hilm olur ahlâk-ı Rabbânî

Zaif et nefsi tâ kim kuvvet-i kudsî bula rûhun

Hayât-ı candır açlık, hem memât-ı nefs-i şehvânî.

Büyük mutasavvıf Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri, meşhur eseri Mârifetnâmesi’nde, açlık ve orucun faydalarını geniş bir şekilde işlemiş ve anlaşılmasında pek zorluk çekilmediğini sandığım bu şiirinde orucu ne güzel dile getirmiş öyle değimli?[1]

Geçen söyleşimizde ifade ettiğimiz ayeti kerimede “oruç sizin üzerinize sayılı günler olarak farz yazıldı” buyruluyordu hatırlarsanız. Atasözlerimizde bulunan “sayılı gün çabuk geçer” sözü de bunu çok güzel ifade etmiş. Geldi-geliyor-gelecek derken neredeyse yarıladık bile mübarek Ramazan ayını. İkinci on gününe, mağfiret günlerine girdik. Bu günlerde bolca söylemeye devam edilmesi tavsiye edilen ikinci on gün zikri “Ya Ğafferezzünûb,” “ Ey günahları, hataları örten, bağışlayan Allahım! Bizim hatalarımızı, günahlarımızı da örtüver”… Amin![2]

Peygamber (sas) Efendimiz bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

“Likülli şey’in zekâtün, Ve zekâtül-cesedü essavm.”[3] “Her şeyin bir temizlenmesi, zekâtı vardır.” Malın zekâtını biliyorsunuz, parasının kırkta birini ayırıyor, fakirlere veriyor. Sürüsünde kırk tane koyunu varsa, bir koyununu veriyor. Arazisinden mahsûl varsa, mahsulün öşrünü veriyor… Her şeyin zekâtı vardır, o zekât verildiği zaman, fakirin hakkı çıkarıldığı zaman mal temiz olur. Ayrılmadığı zaman pis, iyi olmayan bir kazanç ve mal olmuş olur. Her şeyin, ilmin, bedenin vs. zekâtı vardır.

“Vücudun zekâtı da savmdır, yani oruç tutmaktır.” Bu ay oruç tutmak böyle vücudun paklanmasını, maddeten ve mânen temizlenmesini sağlayan son derece önemli bir ibadet oluyor.[4]

Yüce ve pak dinimiz, her güzel buyruğunu tatbiki kolay ve basit birtakım pratik çarelere bağlamış, böylece herkesin az bir çabayla onu icra edebilmesini mümkün kılmıştır. Mesela vücut temizliğini abdest ve gusül ile, günün her anında Allah’a yakınlık ve ilgiyi zikir ve namaz ibadeti ile, toplumsal yardımları zekât ve sadakalar ile, birlik ve beraberlik ruhunu cemaat, Cuma ve haccı zorunlu kılmak ile, sabır, tahammül, düşünme, duygulanma ve yoksulun halinden anlamayı orucu emretmekle sağlamıştır.

Hidayet ve tevbe, yani doğru yola dönüş için de durum aynıdır. Bunun için birtakım pratik fırsatlar hazırlanmıştır. İşte kutlu Ramazan ayı bu fırsatların en başta gelenidir. Bin bir hikmet, fayda ve erdeme sahip oruç ibadeti gönülleri yumuşatacak ve kişiyi en temiz duygularla süsleyip ulu Allah (c.c)’ın rızasına yaklaştıracaktır.

İbadetler, minareler, kandiller, ilahiler, teravihler ile bütün toplumda bir değişme dikkati çeker. Bu toplu mânevî ve rûhanî cümbüş içinde, ihmali, tembellikleri bırakmak, kötülüklerden sıyrılmak ve arınmak, hiç şüphe yok ki diğer zamanlardan çok daha kolaylıkla mümkün olur. [5]

Peki, acaba nefsimizi nasıl yener, ona hangi yollarla hâkim olur, kötü arzuların ve hırsların esaretinden nasıl kurtuluruz?

Bunun eski-yeni, öğretimle, eğitimle ilgili, fikrî veya amelî pek çok yolu gösterilmiştir. İslâm dini ise bu konuda, herkesin faydalanabileceği, pratik ve çok etkili bir çare olarak oruç ibadetini farz kılmıştır.

Fevkalade önemine binaen, dinin beş ana şartından biri kılınan oruç, Peygamberimiz (sas) Efendimizin hadislerinde belirtildiği şekilde tutulduğunda, bizi rûhen, bedenen ve ahlâken sıhhate kavuşturur. Bir yandan irademizi, sabır melekemizi güçlendirirken diğer yandan da nefsin kuvvetini kırar. Kendisini şahlandıran, besleyen yollar tıkandığı için sönükleşmiş, cılızlaşmış olan nefsi, –bu zayıf ve güçsüz halinde– yenmeyi bize öğretir, ona galebe etmenin tadını tattırır.

Orucu, sadece yemek-içmekten kesilmek değil, daha genel olarak bütün kötü itiyatlarla, başka bir deyişle, nefsin heva, hevesleriyle savaşmak tarzında, nefis mücahedesi olarak anlayıp değerlendirmek gerekir. Oruçlu iken yemek-içmekten kaçındığımız kadar mesela yalandan, dedikodudan, başkalarını incitmekten, haksızlık ve haramdan da uzak kalmaya çalışmalı, nefsin topyekûn kötü istek ve alışkanlıklarına karşı çıkmalıyız. Bunu yapamadığımız takdirde, oruçtan umulan faydalara, maddî ve mânevî olgunluğa ve sevaba ulaşamayız. [6]

İki Cihan sultanı Peygamber (sas) Efendimiz, mübarek hadislerinde: “Ümmetim Ramazan ayına ta’zim ettiği (onun kadrini, kıymetini, bildiği) ona hürmet ettiği müddetçe, Allah’ın yardımından mahrum kalmaz,” buyuruyor. Ramazan ayın ta’zim; onda takva sahibi olmakla, dinin bütün esaslarına riayet etmekle beraber, Ramazan orucunu da yalnız ve sırf Allah (c.c) rızası için tutmakla mümkün olur.

Abdulkâdir Geylani (ks) diyor ki: “Oruç tut! Akşam iftar ederken yiyeceğine fakirleri de ortak et, onlara da yedir içir, tek başına yiyip içme. Zira tek başına yiyip içerek, başkasına ikramda bulunmayan kişinin fakir olup dilenciliğe düşeceğinden korkulur.”

Melekût âleminde, melekler arasında olmayan ibadetlerimizden biri yemek yedirmek ve giydirmektir. Bunlar meleklerin gıbta ettiği vasıflarımızdır. Buradaki ince nokta çok yememekle beraber başkalarına yedirmektir.

Ramazan, yemek yedirmek iftar ettirmek konusunda katmerli sevabı olan bir zaman dilimi. Bu ilkeyi hayat düsturu edinen kimseler Ramazan içinde veya dışında olsun evlerinden misafiri eksik etmez, sofralarını daima herkese açık tutarlar. Bizlerde böyle sofralara, özellikle iftar sofralarına misafir olduğumuzda bakın Efendimiz (sas) nasıl dua etmemizi bildiriyor:

“Bir kimsenin yanında iftar ettiğinizde şöyle deyiniz. Bu duayı bana kardeşim Cebrail (as) öğretti, sizde öğreniniz, öğretiniz ve okuyunuz: “Oruçlular yanınızda iftar etsin, Ebrar kullar sofranızda yemek yesin, meleklerde size dua etsin!”

Sühreverdi (ks) yemek mevzuunda şöyle diyor: “İnsanoğlunun şerre giden bin bir uzvu vardır ki, bunların hepsi şeytanın eline bağlıdır. İnsanın karnı acıktığında boğazı bu açlığı kabul eder, nefsi de buna razı olursa bütün organlar açlık ateşiyle yanar. Şeytan da onun yanından kaçar. Fakat insan karnını doyurup, boğazını arzu ve isteklerinin lezzetine terk ediverirse bütün organlar canlanır ve böylece şeytan kendisine imkân bulur. Tokluk, nefiste şeytanların dolaştığı bir nehirdir, açlık ise; ruhta meleklerin dolaştığı bir nehirdir.”

Şakiki Belhi (ks) der ki: “İbadet bir sanattır. Onun dükkânı halvet, aletleri ise açlıktır.” İbadetimizi bir sanat eseri yaparcasına titizlikle, dikkatle önemseyerek, özen göstererek yapmaktır ki önemli olan budur; ibadetleri sanat haline getirmek, getirebilmek, fikri uyanık tutmakla beraber, hikmeti sükût ettirmek değil, hikmet kaynaklarının coşmasına çalışmak gerekir.[7]

Ey dünya dağdağasına dalmış, ruhunun ihtiyaçlarını ihmal etmiş dostum! İşte tevbe kapısı ardına dek açık, dönüş ve uyanma imkânı elinde. Bu Ramazan ayını, fırsatı değerlendir; Allah’a, mâneviyata ve gerçek mutluluğa dön.[8]

 


[1]Baş Makaleler 4, İdeal yol, Oruç, syf:56

[2] İslam’da İbadetler, Şahver Çelikoğlu, syf:231

[3] Râmuz-el Ehadis, 350/4

[4] İskenderpsa.com, Cuma Sohbetleri, Orucun Faziletleri, 18.12.1998-Avustralya

[5]Baş Makaleler 4, İdeal yol, Anarşiye Çare, İmana Çağrı,syf:44

[6]Baş Makaleler 4, İdeal yol, Oruç, syf:56-57

[7] İslam’da İbdetler, Şahver Çelikoğlu, syf:225-232

[8] İdeal yol, Anarşiye Çare, İmana Çağrı,syf:45