Ramazan Ayı Geleneği (15 Nisan-15 Mayıs 1988)

Bazı özel günler vardır. Bu günler, gelişini kendisi haber verir. Farkında olmadan hemen geliverir. Geldiğini de o zaman anlarız.

Ramazan ayı böyle değildir. Onun gelişi daha önceden belli olur. Recep ayı, Ramazan’ın yaklaştığını belirleyen bir işarettir, bir muştudur. Şaban, Ramazan’a hazırlanma ayıdır. Ramazan’ın kendine özgü iklimini içimizde duyma ayıdır.

Şaban’ın son günlerinde bir hazırlık başlar. Bu hazırlığın işaretlerini her yerde görmek mümkündür. Evlerde, iş yerlerinde, çarşıda pazarda bu hazırlığın belirtilerine tanık oluruz.
Hilalle birlikte evlerimizde Ramazan’ın bereketi hissedilmeye başlar. Bir taraftan sofralarımız, diğer taraftan ruhumuz zenginleşir. İçimiz arınır. Bu kutlu ayın gelişiyle gönül huzuruna kavuşuruz. Gözümüz, gönlümüz aydınlanır.

Esnaf, işini iftara göre ayarlar. İş yerleri erkenden kapanır. Bazı dükkânlarda bir canlılık ve fevkaladelik göze çarpar. Gündüzün hareketsizliği ve cansızlığı akşama doğru değişik bir havaya bürünür. Sokaklarda iftar hazırlığının belirtisi hissedilir. Bakkallar, fırınlar cıvıl cıvıl insan akınına uğrar. Ramazan pidesinin sıcaklığını hissederiz içimizde. Her insanın yüzünden oruçlu bir gün geçirmenin mutluluğunu okuruz.

Yahya Kemal Beyatlı, Atık-Valide semtindeki bir iftar olayını anlatırken bu duygulara pek yakından tanık olur. İftar olayını şöylece dile getirir:

“Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer,
Bakkalda bekleşen fıkara kızcağızları
Az çok yakından sezdiriyor top ve iftarı,
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün
Bir top gürültüsüyle bu sahilde bitti gün.
Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beri
Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.”

İftar olayı çocuklarca daha da belirgin bir hal alır. Gündüzden hazırladıkları iftarlıklarına bir an önce kavuşmanın sevinciyle ezan okuyacak müezzinin her hareketini izlemeye başlarlar. Ezanın okunmasından ve topun gürlemesinden ayrı bir haz duyarlar. Her günün akşamında bir bayramı yaşarlar. Her akşam bir bayramdır onlar için. Bu iftarların tekrarı onların bayrama daha canlı hazırlanmasını sağlar.
Topun atılmasıyla sokaklar tenhalaşır. Evlerde yeni bir neşe yeni bir şenlik başlar yemekler yenilir, dualar edilir.

İftar sonrası ayrı bir canlılıktır. Kılınan teravih namazından sonra çay sohbetlerine başlanır. Çoğu zaman sahura kadar sürer bu sohbetler.
Ramazan ayının kendine özgü sevinci, neşesi, huzuru, gönül mutluluğundan kaynaklanıyor. Bütün bu hareketler Ramazan’ın kendine özgü havasını oluşturuyor. Ramazan’ın kendine has yapısı, kültürü ve geleneği oluşuyor. Fakat her şeyin değiştiği bir toplumda bu yapı, bu kültür, bu gelenekte değişiyor değiştiriliyor. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla bize anlatılanlar gerçekten eski Ramazanların kültürel birikimi midir yoksa Beyoğlu’nun gece şenlikleri midir?

Cemil ÇİFTÇİ