Rabbimizin Emaneti, Çevre

Çevre problemleri konusunda Kur’an ve hadis literatürüne yönelen ilk Müslüman araştırmacılardan olduğu bilinen Hindistanlı Sünni Ali’m Abdulhafız el Masri’nin Kur’an’da çevreyle ilgili meselelerde yol gösteren ve çevreye nasıl muamele edeceğimizi öğreten yaklaşık beş yüz ayet vardır, yönünde ki tespiti bize İslamiyet’in çevreye verdiği önem konusunda önemli ipuçları vermektedir.

Kur’an-ı Kerim ve hadislerin ışığında İslam bilginlerinin ortaya koyduğu çevreyle ilgili bazı prensipleri sıralayalım.

Yaşadığımız çevrenin yegâne sahibi Rabbimizdir. Çevre aynı zamanda Allah’ın eseridir, ayetleridir.

Onu korumak, onun değerini muhafaza etmektir. Yaşadığımız çevre bizlere emanettir.

Bakara Suresi’nin 29. Ayetinde Rabbimiz yeryüzünde ne varsa sizin için yarattı buyururken,

hemen ardından gelen 30. ayette insanoğluna halifelik misyonu yüklemektedir…

Dünya üzerinde ki mahlûkatıyla ilgilenme sorumluluğunu yüklemektedir. Allah’a karşı sorumluluğu içeren bu görev ve imtiyaz tek tek her bireye verilir.

Çevreyi hoyratça, sınırsızca kullanım hakkımız yoktur. Bizler çevrenin belli ölçülerde kullanım hakkına sahip kiracıları durumundayız, sahipleri değil emniyetçileriyiz. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda havanın, rüzgârın bazen rahmet ve bereket, bazen de felaket taşıyabilmekte olduğunu görmekteyiz. Sanayi bölgelerinde oluşan kirli havayı diğer bölgelere taşıyabilmekte iken, aynı şekilde orman ve oksijen bölgelerinden yerleşim bölgelerine temiz hava transferiyle vazifeli olabilmektir. Böylece bizde dünya hayatında aşağılanma azabını tattırmak için o uğursuz felaketli günlerde üzerlerine kulakları patlatan bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha büyük bir aşağılanmadır. Ve onlara yardım edilmeyecektir. ( Fussilet suresi ayet 16 )

Biz o uğursuz felaket yüklü ve sürekli bir günde üzerlerine kulakları patlatan bir kasırga gönderdik (Kamer suresi ayet 19 ) Ve kendi Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeciler olarak gönderen O’dur. Biz gökten tertemiz su indirdik. Onunla ölü bir beldeyi canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu sulamak için (Furkan suresi ayet 48-49 )

Hadislerde; akarsuların, denizlerin kirletilmemesi ve temiz tutulması konusunda da pek çok uyarılar vardır. Her konuda iyi davranmayı emreden dinimiz, başkasına rahatsızlık veren şeylerin de ortadan kaldırılmasını emretmektedir.

İnsanlara eziyet verici şeyleri yoldan kaldırmayı sadaka sayan bir dinin üyeleri olarak, yaşam alanlarına çöp atmak, tükürmek insanlara eziyet verici şeyleri ortaya atmak bize hiç yakışmayan davranışlardır. Çünkü yaşadığımız yerde insanları rahatsız etmemiz, onların hakkını ihlal etmemiz anlamına gelmektedir. Kul hakkı ise ancak hakkı yenilen kulların helal etmesiyle mümkündür.

Günümüzde, çevre kirliliğinden dolayı bozulan ekolojik dengenin bir sonucu olarak iklimlerin değiştiğini, özellikle çevre felaketlerinin yaşandığını görmekteyiz. Bu sebeple çevre temizliği günümüzde daha önem arz etmektedir. Bütün toplumlar kendilerine düşen vazifeleri yerine getirmeleri ile güzel bir dünya hayatı bizi beklemektedir. Yoksa yaşanılacak olan sıkıntıların bizlerin eliyle meydana getirileceği unutulmamalıdır.

Ayrıca İslam dininde her şey birbirine bağlı. Şöyle ki; evdeki çöplerimize kâğıtları karıştırmayıp dönüşümünü sağlayabilirsek fazla ağaç kesimini de önlemiş oluruz. Faydalı olabilmemiz için de bilinçli olmamız gerekiyor. Temizliğe, güzelliğe, estetiğe dikkat etmemiz gerekiyor. Bilinçli olmamız için ilim ve insaf sahibi olacağız.

Allah pak ve temizdir, paklık ve temizliği sever. (1)

Kerim ve cömerttir. Kerim ve cömertliği sever, öyle ise avlularınızı ve boş sahalarınızı temiz tutun. (2)

Kim bilir, çevremize dair gösterdiğimiz gayretler, ebedi hayatta mutluluk vesilemiz olacak, kat kat mükâfatlandırılmış olacağız belki de.

Ayşe Rabia

 

Kaynaklar:

1- Kütüb-i Sitte c. 10 s. 390

2- Kütüb-i Sitte. c 10 s. 390

Kur’an-ı Kerim