Peygamberimiz ve Gençlik

Kainatın Efendisi, kainatın en büyük öğretmeni olan peygamberimiz (s.a.v) gençliğe ve çocuklara önem vermiş, onlara öylesine şefkatli, öylesine candan ve sevgiyle davranmıştı ki, gençler etrafında pervane gibi olmuş, O’na yürekten bağlanmışlardı. İslam davasını öncelikle gençler omuzlamış,rahmet peygamberi olan efendimiz,onları gençliğin tehlikelerine karşı uyarmış ve tavsiyede bulunmuştur. Hazreti peygamberin (s.a.v.) gençleri teşvik eden, sıcak ve samimi ilgisi sayesinde, genç sahabiler, canlarını, mallarını, ailelerini Allah (c.c) yolunda feda edecek kıvama gelmişlerdi. Müslüman olur olmaz, Mekkelilerden gördükleri baskılar, işkenceler, açlık, abluka yılları ve ailelerin baskıları onları asla yıldıramamıştır. Zeyd bin Harise, esir düşüp köle olarak satılmış, Hz. Hatice onu satınalıp, peygamber efendimizin (s.a.v) emrine vermişti. Babası onun yerini öğrenmiş, Hz. Peygamber’den Zeyd’i istemişti. Peygamberimiz (s.a.v) Zeyd’i serbest bıraktığı halde, o babası ile gitmemiş, resulullah (s.a.v)’den ayrılmamıştı.

İslam’a girenlerin çoğunluğu Müslüman oldukları zaman, otuzlu yaşların altında idi. Bu gençler arasında  Hz. Ali (r.a.), daha İslam’ın ilk gününden itibaren, henüz on yaşında iken müslüman olmuş, Hz. Hatice (r.a.)’dan sonra İslam’ın ilk mensubu olma şerefini kazanmıştır. O’nun ağabeyi olan Hz. Cafer (r.a. ) ise yirmi yaşlarında, Zübeyr bin Avvam oniki yaşında, Habbap bin Eret onaltı yaşlarında, Kudame bin Maz’un yirmili yaşlarda, Saad bin Ebi Vakkas ondokuz yaşlarında, Uhud savaşında kendini peygamberimiz (s.a.v.)’e siper eden Talha bin Ubeydullah ondört veya onsekiz yaşlarında, Abdullah bin Mesud onaltı yaşlarında Müslüman olmuş ve daha niceleri genç yaşta İslam ile şereflenmiştir. Peygamber efendimiz bu konuyla alakalı olarak bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor : “ Bana gençliğin yardımı lütfedildi”.

Allah resulü’nün (s.a.v) davetini kabul eden sadece Mekkeli gençler değil, Medineli gençler de, bu ulvi mesajı, yaşlılardan önce kabul etmişlerdir. Ordularının komutanlarını, çoğunlukla bu idealist gençlerden seçmiştir. Tebük seferinde sancağı yirmi yaşlarındaki Zeyd bin Sabit (r.a.)’a , yine yirmi yaşlarında olan Usame bin Zeyd’i ise Suriye’ye göndermek üzere hazırladığı orduya, komutan tayin etmiş, Attab bin Esîd’i yirmi yaşlarında iken Mekke valisi tayin edip, maaş bağlamıştır.

Dinimizin en önemli kaynağı olan sünnet-i seniyenin bize ulaşmasında, en mühim vazifeyi yine genç sahabiler üstlenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) gençlerin ilim alanında yetişmesine önem vermiş, vahiy katiplerini genellikle gençlerden seçmiştir. İslam’a davet mektuplarını gençlere yazdırmış, bazı gençleri ogün çok ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmeye teşvik etmiş, ve “ Gençliğinde ilim öğrenen, taştaki damga gibi, yaşlılığında öğrenen ise su üzerine yazı yazan gibidir.” buyurmuştur.

Peygamberimiz(as) hayatlarının en fırtınalı en hararetli dönemini yaşayan gençlerde gördüğü hataları, kırmadan incitmeden düzeltme yoluna gider tavsiyelerde bulunurdu. Bir gün kendisine gelip “Ey Allah’ın elçisi benim zina etmeme izin ver” diyen gence şefkatle yaklaşmış, yapmak istediği şeyin ne kadar hoş olmayan bir fiil olduğunu onu kırmadan izah etmişti. Ve bir hadisi şerifinde de “Gençliğin tehlikelerinden sakınınız” buyurmuştu.

Efendimiz gençlere müsamahalı davranırdı. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bir yolculukta Peygamberimizle birlikteydi. Babasına ait olan haşin ve genç bir deve üzerinde yolculuk yapıyordu. Hayvan hızlanarak Peygamberimizin devesinin önüne geçiyordu. Hz. Ömer oğluna “Abdullah, hiç kimse Peygamberin önüne geçmez” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz Hz. Ömer’e “Bu deveyi bana sat” buyurdu. Hz. Ömer’de kabul etti. Efendimiz bedelini ödeyerek “Bu deve senindir Abdullah istediğini yap buyurdular.

Ebu Mahsure isimli sahabe anlatıyor. Resulullah Huneyn’den dönüyordu. Ben, Mekkeli 10 kişilik bir grupla beraberdim. Resulullah’ın müezzini namaz için ezan okumaya başlayınca biz onlarla alay ettik. Resulullah bizi duymuştu. Ezan bittikten sonra “Şunların içinde güzel sesli biri var” diyerek bizi huzuruna aldı. “Gür sesli olan hanginiz” diye sordu. Beni gösterdiler. Resulullah bana “Haydi bir ezan oku” diye emretti. Resulullah’tan ve ezandan hoşlanmadığım halde çaresiz kalktım. Bana ezan okumayı öğretti. Ezanı okuyup bitirdiğimde de gümüş para bulunan bir kese verdi. Alnımı ve göğsümü sıvazladı ve mübarek olsun dedi. Ben “Ey Allah’ın elçisi Mekke’de ezan okumama izin ver” dedim. “İzin verdim” buyurdu. İşte o anda Resulullah’a duyduğum hoşnutsuzluktan bende eser kalmamış, gönlüm sevgiyle dolup taşmıştı…

Hz. Peygamber, dindar gençlerin elde edeceği sevapları şu hadisi şerifiyle müjdeliyordu: “ Yedi sınıf insan vardır ki Yüce Allah kendi gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan kıyamet gününde, bunları kendi arşının gölgesinde gölgelendirir. Bunlardan ilki, adil devlet başkanları, ikinci olarak ta Allah’a ibadet ederek temiz bir hayat içinde yetişen gençtir.”

Sonuç olarak gönüller sultanı Efendimiz’in(as) gençlerle ilgili bütün ilişkilerine baktığımızda O’nun bütün gayret ve hedefinin, inançlı, dindar, ahlaklı, iffetli ve bilgili bir gençlik oluşturabilmek olduğunu görürüz.

Esma Semiz