Peygamber Varisleri

IMG_5424[1]

Kur’an-ı Kerim’in ( Fâtır süresi 28 ayet )” Kulları içinde, Allah’tan ancak âlimler/ bilginler korkar. Şüphesiz Allah mutlak galiptir çok bağışlayıcıdır.” ayeti kerimesinde, Allah’tan ancak âlimlerin korktuğu bildirilerek onlar taltif edilmekle beraber onların sorumluluklarının büyük olduğuna işaret edilmektedir. Çünkü Allah’ın yüceliğini gereği gibi bilip O’na saygı gösteren ve emirlerine uygun yaşayan gerçek âlimlerdir. Onlar mü’minleri kıbleye yönelttiği gibi, ifade ettiği anlamıyla da tevhide yöneltirler. Bunu Allah’ın emirlerine müdahale eden, kısıtlayanların çizgisinde değil Resullerin gönderilme gayesi olan tevhid mücadelesini rehber edinerek yaparlar. Diğer yönüyle de
Allah’a saygı duymayan, emrine uygun yaşamayanlar, O’nun yüceliğini bilmeyenlerdir. O’nun hükmüne bağlı olanın yeri ise cennettir.

İlim edinmeye gelince: İnsanın aklını, düşüncesini aydınlatan fen ilimleridir. Gönlünü aydınlatan ise din ilimleridir. Sadece fen ilimleriyle beslenen insan hile, şüphe ve çıkarcılığa yönelir, menfaatperest olur. Sadece din ilimleriyle de eksik kalınır. Her ikisiyle birlikte insan yücelir ve mutluluğa ulaşır.

Âlime ve ilim erbabına hürmet etmek gerekir. Ulemanın ne olduğunu ve onların kadr-u kıymetinin bilinmesi gereğini bundan daha güzel ifade eden canlı bir söz olamaz.

Bir âlimi karşılamak, bir  peygamberi karşılamak gibidir.

Gerek sevap ve gerekse insanlık ve Müslümanlık bakımından, her Müslümanın âlimlerine karşı böyle son derece saygılı ve hürmetkâr olmasının icab ettiği bizlere hatırlatılmaktadır. Her kim bir âlimi ziyaret ederse, muhakkak beni ziyaret etmişçesine sevap alır.

Peygamberini binlerce sene sonra da olsa, ziyaret etmek isteyen insana, bir âlimi ziyaret etmesi kâfidir. Çünkü âlimler Peygamberin varisidir. Gerçek ilim peygamberin varislerinden  öğrenilir. İlim öğrenmeye çalışan kimse için yeryüzü ve gökteki her şey, hatta suda ki balıklar bile istiğfar eder. Âlimin âbid üzerine olan üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Muhakkak ki âlimler Peygamberlerin mirasçısıdır.

Anadolu bilgeliğinde, kişinin ahlak anlayışı, eline, diline, beline sahip olmayı başarmayı gerektirir. Bu üç sözcüğün baş harfleri bir araya geldiğinde edep sözcüğü ortaya çıkar. Edebiyatta hem akıl, hem sezgi, hem de ahlâk bulunur. Akıl, sezgi ve ahlâk bir arada olunca sadece edebiyat değil, ilimde ortaya çıkar. Ahlak ise insana ait bir özellik olduğundan âlim kişi ilim ile bütünleşmiştir. İslam’da en yüksek rütbe ” İlim” rütbesidir. Onun için âlimler, zalim ve gafil idarecilere Hakk-ı söyler, hayrı uygulatır, nasihat eder, gerekirse hükümlerine karşı çıkar. Hocaya hürmet etmeyen felakete uğrar. İdarecilerin en hayırlıları, o mürşid-i kâmillere tabi olup saadet-i dareyni bulanlardır; buna mukabil âlim geçinenlerin en şerlileri de mevki ve makam sahiplerine yanaşıp ne söylerse dalkavukla tasdik edenlerdir. Bu sebeplerle biz, sözün ve işin, idare ve yönetimin, âlim ve fazıl, kâmil ve edib, mü’min ve muttaki ellerde olmasını görmek isteriz. Siz her âlim ve her bilginin yanında oturmayın, yani onların sohbetlerini dinlemeyin. Ancak şu âlimlerle ki, onlar sizleri beş kötülükten kurtarıp beş iyiliğe sevk eder;

Şekten kurtarıp yakîne eriştirir.
Kibirden kurtarıp tevâzû’a götürür.
Adâvet ve düşmanlıktan kurtarıp, nasihat, muhabbet ve ıslâh-ı hale çalışır ve değiştirir.
Riyakârlıktan kurtarıp ihlasa ulaştırır.
Dünyaya rağbetten kurtarıp zühde eriştirir. Böyle âlimlerin meclislerinde bulunmak demek, onlara benzeyin demektir.

Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek olanlar, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimlerdir. İlmiyle âmil olmayanların hali ne kadar acıklıdır. Bu gün ilmiyle âmil kaç âlim bulmak mümkün? Hepimiz bir noktada olgun olsak bile, bozuk olduğumuz taraflar  pek çoktur. O kemâl denilen olgunluk Allah-u Teâlâ’nın bir lütfu ve ihsanıdır. Âlim kimseler halka örnek olduklarından, günahları icab ettiren her şeyden son derece uzak kalmaya dikkat etmeleri lâzımdır. Peygamber Efendimizin fayda vermeyen ilimden sana sığınırım buyurması ne kadar vecizdir. Zira âlim ancak Allah’ı bilmek, O’na kulluk etmek, rızasını kazanmak için ilim öğrenir. Âlimlerde üçe ayrılır:

– İlmi en güzel şekilde öğrenir, uygular ve başkalarına öğretir.( En iyi alim budur.
– İlmi öğrenir, kendisi de uygular ama başkalarına öğretmez. ( Bu da yarım alimdir )
– İlmi öğrenir, kendisi uygulamaz ama başkalarına öğretir. ( Bununda kendine faydası olmadığı için tam âlim değildir.)

Allah-u Teâlâ hazretleri cümlemizi hayâlı, edepli, terbiyeli, olgun, kâmil ve kendisinin razı olduğu müminlerden, sevgili ve bahtiyar kullarından eylesin. ÂMİN…

Ayşe Rabia

 

Kaynaklar:

Kur’an-ı Kerim,
M. Zahid KOTKU, Cennet Yolları,
M. E. COŞAN, Sohbetlerinden.