Peygamber Efendimizin Cömertliği

222

Bir kavramdan bahsedebilmek için önce ne olduğunu bilmek lazım. Ben de bu yüzden yazımın başrol kelimesini size tanıtmakla başlayayım:

Cömert:

1-Para ve malını esirgemeden veren, eli açık, selek, semih.
2-Verimli.[1]

Zor bulunan bir erdem olarak bu güzel huyu nerede görsek (aşırıya kaçmadan) överiz. Aşırıya kaçmamak önemlidir. Çünkü çok cömert olmak bize göre iyi değildir(!). Ve en önemlisi de cömertlik, en başta bir şeylere sahip olmayı gerektirir. Ve böylece gerekli şartlara sahip olan kişiler övülür: “Ne kadar da cömert!” , “Ben de onun gibi cömert olmalıyım.”

Görünüşte her şey çok güzel. Örnek alınan herhangi cömert biri, örnek alan ve hedefine koyan da herhangi biri… Burada önemli olan kişiler değil çünkü, örnek olan bizzat kavramın kendisi, değil mi?

Oysa unutulan, (zaman zaman açığa çıksa da genelde) görmezden gelinen bir şey var: Bu gün şu kelimenin içine yerleşmiş bir çok gizli niyet var satır aralarında. “Desinler, saygınlık kazanayım, otorite kazanayım, karşılıklı menfaat ilişkilerinde iyi bir rolüm olsun…” Niyetler uzayıp gidiyor değil mi? Ve niyetler uzadıkça da erdem olmaktan uzaklaşıyor cömertlik.

Bu bir sorun, evet! Hem de herkesin bildiği bir sorun!.. Sorunu herkes bilse de çözüm deyince sesler kesiliyor. Neden acaba?

Soyut bir kavramı hayata geçirmek için somut örnekler gerekir. Bizim atladığımız ayrıntı ise ikinci cümlede gizlidir: Her somut örnekteki “cömert” kavramının içi aynı malzemeden mamül değildir. En basitinden bir elektronik malzemenin bile gerçek gibi gözüken bir çok kopyasının olduğu şu dünyada, bizlerin hatası, soyut kavramlara sahte anlamlar yüklenebileceğini unutmamızdır aslında. Bu yüzden bir kelimenin içine hangi kavramı yüklediğimiz, somutlaştırmak için hangi rol-modeli karşımıza aldığımız en önemli konudur.

Ne yazık ki yazımın başrol kelimesini tanıtmakla gelebileceğim nokta buradan öteye geçemez.

Şimdi ise yazımın asıl amacı, başrol-modelini tanıtmalıyım ki her şey yerli yerine otursun.

O öyle bir model ki, içi boş, amaçsız, sonuçsuz bir erdemi alıp En İyİ Stilist’in dizaynıyla üstüne giydiğinde, basit bir kelime gerçek bir kavrama dönüşür.

Buradan sonra Cömertliği “vermek” kelimesiyle tanımlayan ahir zaman düşüncelerimizi kısa süreliğine devredışı bırakalım. İşte yeni tanım: “Ben ancak bölüştürücüyüm! Veren ise Allah’tır!”[2]

Her şeyin rengi değişti öyle değil mi?

Önceki düşünce sistemimizde, cömert kişilerin sahip oldukları şeyler vardı. Oysa şimdi kimsede bir şey kalmadı.

Artık başrol-modelimizden örnekler verebiliriz:

Ebu Zerri’l-Gıfârî der ki: “Resûlullah Aleyhisselam, bana: ‘Ey Ebu Zer! Şu hangi dağdır?’ diye sordu.

‘Yâ Rasûlallah! Uhud dağıdır!’ dedim.

Resûlullah Aleyhisselam: ‘Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; onun benim için altına çevrilmesi, beni asla sevindirmez!

Onu bir kırat bile bırakmaksızın Allah yolunda harcarım!’ buyurdu.

‘Yâ Rasûlallah! Bir kantar da mı bırakmazsın?’ diye sordum.

Resûlullah Aleyhisselam, üç kere:

‘Bir kırat bile bırakmaksızın!

Bir kırat bile bırakmaksızın!

Bir kırat bile bırakmaksızın!’ buyurdu. …”[3]

Bu gerçek tanımıyla cömertlik, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in en belirgin vasıflarından biridir. Câbir b. Abdullah (r.a) der ki: “Rasûl-i Ekrem Hazretlerinden dünya ile ilgili bir şey istenilince asla red cevabı vermez, istenilen şey varsa verir, yoksa vadederdi.”[4]

Müslim’de şöyle naklolunur: Rasûlullâh (s.a.s.) İslâm üzere kendisinden istenilmiş olan herhangi bir şeyi muhakkak vermiştir. Bir defasında kendisine bir kimse gelmişti de Rasûlullâh (s.a.s.) ona iki dağ arasını dolduracak kadar çok koyun vermişti. O zât kendi kabilesinin yanına gidip: “Ey kavmim, Müslüman olunuz, çünkü Muhammed fakirlikten korkmaksızın büyük ihsanda bulunuyor”[5]

Başrol-modelimiz Peygamberimiz’in cömertliğinin yankılarından birini Safvan b. Ümeyye (r.a)’in şu sözlerinde görmek mümkün: “Allah’a yemin ederim ki Rasûlullâh (s.a.s.) bana çok ihsanda bulunmuştur. Başlangıçta O, bana göre insanların en çok buğzedilecek olanı idi. Fakat bana ihsân etmekte devam etti. Nihayet benim yanımda insanların en sevimlisi oldu.”[6]

Tadımlık bir kaç lezzetten sonra o tılsımın sonucuna Enes (r.a)’ın gözlemleriyle ulaşıyoruz:

“Bazen bir kimse ancak dünyayı isteyerek Müslümanlığa girerdi. Fakat İslâm’a girince artık Müslümanlık kendisine dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha sevimli olurdu.”[7]

Kısaca, öyle bir cömertlik ki; başrol-model Peygamber Efendimiz o cömertlikle, niyetini de “bölüştürdüklerine” katıp, İlahi sonuçlara ulaştı.

“Ayinedir bu alem, her şey Hak ile kaim
Mirat-ı Muhammed’den Allah görünür daim” demiş Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri. Biz de içi boş sahte kavram ve kahramanlardan, yüzümüzü o âlemlere rahmet sevgiliye döndük. Cömertliğe onun aynasından baktık ki gördüğümüz Gerçek Stilist’in tasarımı olsun. Şimdi o aynada kendimize çekidüzen verebiliriz.

Hepimize hayırlı olsun.

Zehra Akın



[1] TDK Güncel Türkçe Sözlük

[2] Ahmed, c. 2, s. 234, Buhârî, c. 1 , s. 26, Müslim, c. 2, s. 719.

[3] Buhârî. c. 3. s. 82.

[4] Müslim, Fedâil, 56; îbnSa’d, Tabakat, 328

[5] Müslim, Fedâil, 57.

[6] Müslim,Fedâil, 59.

[7] Müslim,Fedâil, 58.