Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in Dilinden Miraç -2

DSC_0060 copy

Dediler ey kıble-i İslam-ü din, Kutlu olsun sana Mirac-ı Güzin.

Ermedi evvel gelen bu devlete, Kimse layık olmadı bu rif’ate[1]

Mi’rac kandili münasebetiyle, Buhârî’den ve Müslim’den rivâyet edilmiş olan uzun bir hadis-i şerifi aktarmaya devam ediyoruz. Râvisi Mâlik ibn-i Sa’saa (ra) idi.

Peygamber Efendimiz (sas) anlatıyor: “Sonra bana Sidretül-Müntehâ’nın önündeki perdeler kaldırıldı, o gösterildi.”

Sidretül-Müntehâ’yı gördü. “Sidre” Arapça demek, sedir ağacı dediğimiz, böyle boylu poslu büyük ağaç demek; Sidretül-Müntehâ, yâni en uzak mekândaki sidre demek. Tabii o ağaç nasıl bir ağaçsa, gökte nasıl bir mahiyeti varsa, yaprakları böyle, dalları böyle diye çok tarif edilmiş Sidretül-Müntehâ gösterildi.

“Yaprakları filin kulakları kadar” diye böyle tarif etti Peygamber Efendimiz (sas). Cebrâil (as) diyor ki:

“–Bu Sidre-i Müntehâdır.”

Bir de baktım ki dört tane nehir var. İki tane bâtın nehri, iki tane zâhir nehri…

Dedim ki: “–Bu ilk ikisi ne, bunlar nasıl nehirler yâ Cebrâil?”

“Bâtında olan, içte olan iki nehir, bunlar cennette iki nehirdir. Dıştaki iki nehir; birisi Nil’dir, birisi Fırat’tır.”

“ Sonra bana Beytül-Ma’mur gösterildi, perdeleri kalktı.”

Gökyüzünde bulunan Beytül-Ma’mur nerededir? Kâbe’nin tà yukarısına rastlayan, yedi kat semâdan yukarda Beytül-Ma’mur… Meleklerin Allah’a tesbih ederek etrafında devrettikleri, bir giren meleğin bir daha girmesine sıra olmayacak şekilde meleklerin girdiği, ziyaret ettikleri el-Beytül-Ma’mur, manevî bir mekan…

“–Bu nedir?” dedim, diyor Peygamber Efendimiz (as).

“–Bu el-Beytül-Ma’murdur. Bu eve her gün yetmiş bin melek girer, dışarı çıktıkları zaman sonra bir daha ona giremezler.” Sıra gelmez yâni, her gün yetmiş bin melek geliyor da, sıra gelmiyor; ilk girene, bir daha girmek nasib olmuyor. Öyle bir Beytül-Ma’mur burası…

Sonra diyor ki Peygamber Efendimiz(sas): “Bana üç tane kap getirildi; cennet şarabından bir kap, cennet sütünden bir kap, cennet balından bir kap… Bal, süt ve meşrubat kaplarından süt kabını aldım.”

Cebrâil (as)dedi ki: “–Bu senin ve ümmetinin üzerinde bulunduğu fıtrattır”

Resulullah (sas) ‘ın sütü alması fıtratı tercih etmesi muhterem kardeşlerim, İslâm dininin insan tabiatına uygunluğu demek. Fıtrata, yaradılışa müsâid, ahkâmı yaradılışa ters değil…

–Bir misal ver hocam da yaradılışa ters nedir anlayayım, yaradılışa uygun nedir anlayayım!..

Bakın meselâ İslâm’da nikâh Peygamber Efendimiz (sas)’in sünnetidir, evlenmek sevaptır, evlilik bir çok sevaplar kazandırır insana… Evine yiyecek içecek getirdiği zaman, yedi yüz misli sevap alır; çoluk çocuğunu yetiştirince sevap alır, hanım çocuğunu emzirince sevap alır, cihad etmiş gibi ecir kazanır. Karı koca birbirleriyle güzel muamele ettikleri zaman sevap kazanırlar. Yâni bir sürü sevap kazanırlar. Bu, insanın tabiatı işte… Erkek ve dişiden yaratılmış, aile kuruyorlar, çocukları oluyor. Bu böyle…

Fıtrata aykırılık nedir? Evlenmemek, bekâr durmak veya evlenmemeyi dinin bir esasıymış gibi ortaya koymak; işte fıtrata aykırılık…

Peygamber Efendimiz sütü tercih etmesinden, fıtratı tercih etmesinden, sütü tercih edince de Cebrâil (as) ‘ın: “Tamam, güzel bir şey yaptın, fıtratı tercih ettin.” demesinden sonra devam ediyor.

Sonra diyor ki Peygamber Efendimiz:

“Sonra bana her bir günde elli namaz farz kılındı.” Elli vakit demek istiyor yani. “Ben de bu farzı telâkkî ederek, Allah’ın bu emrini aldıktan sonra, döndüm, geri yolculuk başladı. Musa (as) ‘a uğradım.

Altıncı semâda Musa (as)’la karşılaşınca, Musa (as) soruyor Peygamber Efendimiz (sas)’e:

“–Rabb’inin huzuruna vardın, onunla mülâkî oldun, görüştün, konuştun, sana hitab eyledi, emirler bahş eyledi, lütfetti; ne emretti sana, sen neyle emr olundun?”

Musa (as) ‘a ben dedim ki: “–Her gün elli namazla emr olundum.”

Peygamber Efendimiz (sas)’e Musa (as) ne buyurmuş, dinleyelim, merakla, şevkle:

“–Bak, senin ümmetin her gün elli namaza tahammül edemez, güç yetiremez. Vallàhi ben senden önce insanları tanıdım, denedim ve benî İsrâil’e, onları doğru yola çekmek için çok çareler yaptım, yâni çok yollardan onları islâh etmeye çalıştım, onları doğru yola çekmek için çalışma yaptım peygamberliğim sırasında… İnsanları tanıyorum, hâlet-i rûhiyelerini biliyorum. Günde elli vakit namaza tahammül edemezler. Rabbine geri dön, bu miktarı hafifletmesini, azaltmasını iste!” dedi Mûsâ AS.

Ben de geri döndüm, Mevlâma arz ettim. Allah-u Teâlâ Hazretleri benden on tanesini kaldırdı. Kırk vakit namaza inmiş oluyor. Tekrar geri dönmeğe giriştim ama, Mûsâ (as)’la yine karşılaşınca, yine tahammül edemezler diye evvelki sözlerini söyledi.

Yine Rabbime geri dönüp, müracaat ettim; on daha indirdi, yani otuz vakit oldu. Dönüşte Mûsâ (as) ile tekrar karşılaşınca, yine yapamazlar dedi, eski sözleri gibi tekrar etti. Tekrar döndüm Rabbime, tekrar on daha indirdi, kaldı yirmi. Dönüşte Mûsâ (as) ile tekrar karşılaşınca, yine yapamazlar dedi, eski sözleri gibi tekrar etti.

Tekrar döndüm Rabbime, nihayet on salât kaldı. Mûsâ (as) ona da itiraz edip, “Git azaltmasını iste!” deyince; tekrar döndüm Rabbime, dilek diledim, istedim ki azaltsın.

Allah-u Teâlâ Hazretleri her gün beş namazı emretti. Mûsâ (as)’a tekrar geri dönünce, Mûsâ (as) sordu:

“–Ne oldu sonuç, ne emretti Allah sana, ne ile emr olundun?” dedi.

“–Her gün beş vakit namaz kılmakla, sonuç olarak emredilmiş oldum.” dedi.

“–Senin ümmetin günde beş vakit namaz kılmaya da güç yetiremez yâ Muhammed!” dedi. Ben bu halkı senden önce denedim, biliyorum bunların huylarını, hallerini…” dedi. “Benî İsrâil’i doğru yola getirmek için çok çalışmalar yaptım. Mânevî ilaçlarla onları tedâviye çalıştım. Olmaz, yapamazlar!” dedi. Yine Rabbine dön, bu beşi de indirsin ümmetin için.” diye söyledi.

O zaman Peygamber Efendimiz (sas)buyurmuş ki: “Rabbimden o kadar istedim ki, utandım artık Rabbimden.” dedi. “Artık bu sonuca razıyım ve selâmetlik diliyorum.” dedi. Mûsâ (as)’a böyle cevap verdi. Yani, “Beşi de indir demeğe utanıyorum artık.” dedi. Ona razı olduğunu söyledi. Sonra da Mûsâ (as)’a, “Hadi Allah’a ısmarladık, Allah sana selâmet versin! Ben razıyım.” demiş oluyor.

“Yanından geçince, bir münâdî seslendi. Yâni bir melektir bu Allah tarafından veya bir sestir:

“-Farîzamı, emrimi yerine getirdim, tahakkuk ettirdim. Kullarıma da meşakkati hafiflettim, zahmeti az verdim!” diye bir nidâ geldi.

Yani Mevlâ farzını ibkà ediyor, yerine getirtmiş oluyor, emrini buyurmuş oluyor ve kullarına da azaltmış oluyor. Benim okuduğum kitapta, rivayet burada bitiyor.

Şimdi bu uzun hadis-i şerifi size niçin aktardım?.. Çünkü Peygamber efendimiz (sas)’in kendi ifadesinden Mi’rac’ı nasıl anlattığını size bildirmek istedim. Efendimiz (sas)nasıl görmüş, Mi’racdaki olayları, vakıaları nasıl yaşamış, onu kendi mübarek lisânıyla, kelimeleriyle sahabe-i kirâma nasıl anlatmış? Onlar da dinlemişler, bize rivayet etmişler.

Onun için size bu Mi’rac kandilinde Peygamber Efendimiz (sas)’in ifadesiyle Mi’racı anlatmaktan mutluyum, çok zevk duyuyorum.

Hepinizin tekrar Mi’rac kandillerinizi tebrik ederim. Nice böyle mutlu, mübarek günlere, sevaplı gündüzlere, gecelere erişmenizi; sevaplı ibadetler yaparak Allah’tan bol mükâfatlar, ecirler kazanmanızı; Allah’ın rahmetine ermenizi, rızasına vâsıl olmanızı dilerim, temenni ve niyaz ederim. [2]

Derleyen Sultan Sönmez



[1] Coşan, Prof. Dr. Mahmud Es’ad, Miraç, İslam Fıtrat Dinidir, syf:105

[2] Coşan, Prof. Dr. Mahmud Es’ad, Miraç, Peygamberimizin Dilinden Miraç, syf:174-210