Özeleştiri

unnamed

Hayattaki en zor şeylerden biri, insanın kendini sorgulamasıdır. Belirsizlik hepimizi rahatsız eder. Bunun çaresi, içinde “Ne, neden, ne zaman, nasıl?” sorularını barındıran zihinsel sorgulamadır.

Duyguların farkına varmak, olumlu ve olumsuz duyguları birbirinden ayırt edebilmek önemlidir. Duygusal farkındalık için de özeleştiri önemlidir. İnsanın bir tarafında arzular ve dürtüler, diğer tarafında ise mantık ve kurallar vardır. İnsan bu ikisi arasında denge kurar. Arzular ve dürtüler insanı kendine çekmek eğilimindedir. Ancak beyin, mantık ve kurallara doğru gitmeye eğilimdedir. İnsanın arzu, dürtü ve duygularının ayırımını iyi yapması gerekir.

Arzu ve dürtüler her insanda vardır. Ancak kendini kusursuz gören kimse özeleştiri yapamaz. Bu nedenle insanın, kendisini tüm zaaflarıyla, iyi kötü bütün yönleriyle kabul etmesi gerekir. Kendilerini kusursuz gören kimseler, yaşanan olumsuz olaylarda sorumlu olduklarını düşünmedikleri için özeleştiri yapma gereği duymazlar.

İnsanı özeleştiri noktasına götürecek olan şey, kişinin benlik algısıdır. Bununla birlikte, ideal bir “ben” vardır; bu kişinin olmak istediği benlik algısıdır. İnsanın hayalindeki durumuyla, içinde bulunduğu durum arasındaki farkı bilmesi, psikolojik bir ihtiyaçtır. Özeleştiri yapmayan kişi, idealindeki benliği ile gerçekteki benlik algısı arasındaki farkı bilemez ve ideal “ben”ini hakikatteki benliği ile karıştırır. Bu da onu yanlış kararlara ve yanlış ilişkilere götürür. Örneğin, kendisini öven kişilerin etkisinde kalır. Etrafındakilerin hatalarını görmediği için tökezler. Bazı durumlarda da durum tam tersidir; kişi kendisini olduğu konumun çok altında görür. Değersiz ve işe yaramaz kabul eder. Burada özeleştirinin aşırıya kaçması sonucu kişinin kendisini yanlış algılaması söz konusudur.

Özeleştiride en önemli şey, gerçekliktir. İnsanın iyi ve kötü yanlarını gerçekçi şekilde algılaması, psikolojik bütünlüğü açısından çok önemlidir. Bu gerçekdışı algılama, insanın kendine haksızlık yapmasına da sebep olur.

Ego Haritamız

Psikolojik bütünlüğün içinde benlik algılaması, iç uyum açısından önem taşır. İdealimizdeki ben, bulunduğumuz ben ve algıladığımız ben olmak üzere üç türlü “ben” vardır. Bu üç “ben” dengede olması; realist, aktivist ve idealist bakış açılarıyla ilgilidir.

“Gerçek ben” , kişinin olumsuz yönleriyle birlikte mevcut durumudur. “Aktivist ben” ise gerçekle ideal arasında yaşamaya çalıştığı bendir. Ego haritasında gerçek-hayal sınırlarını doğru çizebilmek, insanın her zaman başarabileceği bir şey değildir. İnsanın aynaya, yani mukayeseye ihtiyacı vardır. Kişi özeleştiri yapabilirse, deneme-yanılmaya ihtiyaç duymadan sonuca ulaşabilir.

Psikolojik sağlığın ilk basamağı kişinin kendini bilip tanımasıdır. Kendini analiz etmek, insanın bilmesi gereken ilk şeydir. Yoksa kendine karlı bir tür körleşme yaşar, hep hatalı kararlar verir.

Birinci Şart Kendini Bilmek

İnsanların güçlü ve zayıf yönleriyle kendilerini tanımaları, hayattan beklentilerini, amaç ve hedeflerini sorgulamalı gerekir. Evrende düşünce ve duygu süreçlerini farkında olan tek varlık insandır. Psikolojide metakognisyon denilen bu durum, insanın varoluşunun farkına varan tek varlık olduğunu gösteriyor.

İnsanda kendini gözleyen bir ben (ego) vardır. Bu ego olayların içine karışıp kaybolmaz. Yaşadığı duyguların farkındadır. Kişinin ruh durumu ve o ruh durumu hakkında düşünce ve duygularının farkında olabilmesi, öz bilinç halidir.

Kendini tanıyan insan özgürlüğü yakalamış olur. Arzulardan özgür olmak, olumsuz duygulardan kendini kurtarmak, moral bozucu bir düşünce geldiğinde alternatif düşünceler üretebilmek insanı özgür ve mutlu kılar. Özgürlüğü ve bağımsızlığı doğru şekilde yaşamak, insanın kendi sınırlarını bilmesiyle mümkündür. Tanınan şey yönetilebilir. Birçok insan duygularını tanımadığı için kendini duygu seline kaptırır, akıntıya teslim olur. Yenilgiyi kabul ederek duygu ve zevk tuzaklarına yahut da yılgınlığa kapılıp depresif hale gelir.

Özeleştiri ve Özdenetim

Özeleştiri yapan kişi kendini sorguladıktan sonra özdenetimini devam ettirmelidir. “Denetlemek” insan neslini zor ve nahoş gelen kelimelerden biridir. Çünkü nefis, sorgulanmaktan ve denetlenmekten hoşlanmaz, sorumsuz ve sınırsız davranmak ister. Bugünün zevk, eğlence ve oyunlarını düşünür. Geleceğe bakan gözü kördür. Tıpkı bir yarış atı gibi eğitilmeden öne “Patron benim” der; eğitildikten sonra ise insanın onu patronu olduğunu kabul eder.

Özdenetim iç disiplin gerektirir; sosyal sınırları iyi bilmek ve sosyal uygunsuzluktan kaçınmak özdenetimin sağlanması için ilk şarttır. Oturup kalkmayı, konuşmayı, nerede nasıl davranmayı bilmek ustalık gerektirir.

Duyguları tanımak ve ifade etmek, duygusal okuryazarlıktır. Aşırıya kaçmadan yaşanan duygusallık dengeli bir hayatı beraberinde getirir ve bilgelik gerektirir. Özeleştirinin dozunu kaçırmış, zevk almayı hep ertelemiş, duygusal olarak donuklaşmış kişiler, duygusal acılarını bedensel olarak hissetmeye başlarlar. Kaygıyı organ diliyle yaşayan bu kişiler, örtülü bir depresyon içindedirler.

İslam dininin özbilinç, duygusal ve düşünsel farkındalık için yaptığı vurgular pek çoktur. Dergâhlarda ilim öğrenmeye gelenlere “önce edep” denilmesi, duygusal terbiyenin önemini gösterir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: “Kulun yaptığı ve yapmadığı şeyler için önüne üç defter konulur. Bunlar; neden yaptın, nasıl yaptın, kimin için yaptın defterleridir.” Bu, insanın şeytana uyup uymadığını ve ihlâsla hareket edip etmediğini sorgulaması için olağanüstü bir fırsattır. Hz. Ömer’in “Amellerimiz kıyamet gününde tartılmadan önce, siz kendinizi dünyada iken tartınız.” sözü, dinimizin bu konuya bakışının özeti gibidir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Güzel İnsan Modeli Kitabından alınmıştır.