Özeleştiri ve Özdenetim

4218609large

Hayattaki en zor şeylerden biri, insanın kendini sorgulamasıdır. Belirsizlik hepimizi rahatsız eder. Bunun çaresi, içinde “Ne, neden, nerede, ne zaman, nasıl” sorularını barındıran zihinsel sorgulamadır.

Özeleştiri, insanın varlığını tanıması bakımından son derece mühimdir. Zira yanlışlarını göremeyen kimse doğru kararlar veremez. İnsanın başarısını etkileyen, yalnızca şahsi çıkarları değildir. Kimi zaman menfaatler arka plana atılıp saf duygularla karar verildiği de olur. Bu sebeple özeleştiri yapabilen kişilerin doğru kararlar verebildiğini söylemek mümkündür.

Duyguların farkına varmak, olumlu ve olumsuz duyguları birbirinden ayırt edebilmek önemlidir. Duygusal farkındalık için özeleştiri önemlidir. İnsanın bir tarafında arzular ve dürtüler, diğer tarafında ise mantık ve kurallar vardır. İnsan bu ikisi arasında denge kurar. Arzular ve dürtüler insanı kendine doğru çekmek eğilimindedir. Ancak beyin, mantık ve kurallara doğru gitmeye eğilimlidir. Bunu başarabilen kimse, hayat yolunda amacından sapmaksızın ilerleyebilir. O sebeple insanın arzu, dürtü ve duygularının ayrımını iyi yapması gerekir.

Arzu ve dürtüler her insanda vardır. Ancak kendini kusursuz gören kimse özeleştiri yapamaz. Bu nedenle insanın, kendini tüm zaaflarıyla, iyi kötü bütün yönleriyle kabul etmesi gerekir. Kendilerini kusursuz gören kimseler, yaşanan olumsuz olaylarda sorumlu olmadıklarını düşündükleri için özeleştiri yapma gereği duymazlar. Özeleştiri yapabilmek, tekil sorumluluk açısından çok önemlidir. Özeleştiri yapmaktan uzak, mesuliyeti hep başkalarına yükleyen kimseler bu sorumluluğu dış sorumluluk haline çevirirler. Bu noktada tekil sorumluluk ile sosyal sorumluluk arasındaki dengeyi kurabilmenin önemi ortaya çıkar.

İnsanı özeleştiri noktasına götürecek olan şey, kişinin benlik algısıdır. Bununla birlikte, ideal bir “ben” vardır; bu kişinin olmak istediği benlik algısıdır. İnsanın hayalindeki durumuyla, içinde bulunduğu durum arasındaki farkı bilmesi, psikolojik bir ihtiyaçtır. Özeleştiri yapamayan kişi, idealindeki benliği ile gerçekteki benlik algısı arasındaki farkı bilemez ve ideal “ben”ini hakikatteki benliği ile karıştırır. Bu da onu yanlış kararlara ve yanlış ilişkilere götürür. Örneğin, kendisini öven kişilerin etkisinde kalır. Etrafındakilerin hatalarını görmediği için tökezler. Bazı insanlarda da durum tam tersidir, kişi kendisini olduğu konumun çok altında görür. Değersiz ve işe yaramaz kabul eder. Burada özeleştirinin aşırıya kaçması sonucu kişinin kendisini yanlış algılaması söz konusudur.

Özeleştiride en önemli şey gerçekçiliktir.

İnsanların güçlü ve zayıf yönleriyle kendilerinin tanımaları, hayattan beklentilerini, amaç ve hedeflerini sorgulamaları gerekir. Evrende düşünce ve duygu süreçlerinin farkında olan tek varlık insandır.

İnsanda kendini gözleyen bir ben (ego) vardır. Bu ego olayların içine karışıp kaybolmaz. Yaşadığı duyguların farkındadır. Kişinin ruh durumu ve o ruh durumu hakkındaki düşünce ve duygularının farkında olabilmesi, öz bilinç halidir.

Kendini tanıyan insan özgürlüğü yakalamış olur. Arzulardan özgür olmak, olumsuz duygulardan kendini kurtarmak, moral bozucu bir düşünce geldiğinde alternatif düşünceler üretebilmek insanı özgür ve mutlu kılar. Özgürlüğü ve bağımsızlığı doğru şekilde yaşamak, insanın kendi sınırlarını bilmesiyle mümkündür. Tanınan şey yönetilebilir.

Özeleştiri yapan kişi kendini sorguladıktan sonra özdenetimini devam ettirmelidir. “Denetlemek” insan nefsine zor ve nahoş gelen kelimelerden biridir. Çünkü nefs, sorgulanmaktan ve denetlenmekten hoşlanmaz, sorumsuz ve sınırsız davranmak ister; bugünün zevk, eğlence ve oyunlarını düşünür. Geleceğe bakan gözü kördür. Tıpkı bir yarış atı gibi, eğitilmeden önce “Patron benim” der, eğitildikten sonra ise insanın onun patronu olduğunu kabul eder. “Siyaset” kelimesinin “seyis” kelimesinden türemesinin sebebi de budur.

Özdenetim iç disiplin gerektirir, sosyal sınırları iyi bilmek ve sosyal uygunsuzluktan kaçınmak özdenetimin sağlanması için ilk şarttır. Oturup kalkmayı, konuşmayı, nerede nasıl davranmak gerektiğini bilmek ustalık gerektirir.

Duyguları tanımak ve ifade etmek, duygusal okuryazarlıktır. Aşırıya kaçmadan yaşanan duygusallık dengeli bir hayatı beraberinde getirir ve bilgelik gerektirir. Özeleştirinin dozunu kaçırmış, zevk almayı hep ertelemiş, duygusal olarak donuklaşmış kişiler, duygusal acılarını bedensel acı olarak hissetmeye başlarlar.

İslam dininin özbilinç, duygusal ve düşünsel farkındalık için yaptığı vurgular pek çoktur. Dergâhlarda ilim öğrenmeye gelenlere “önce edep” denilmesi, duygusal terbiyenin önemini gösterir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: “Kulun yaptığı ve yapmadığı şeyler için önüne üç defter konulur. Bunlar neden yaptın, nasıl yaptın, kimin için yaptın defterleridir.” Bu, insanın şeytana uyup uymadığını ve ihlâsla hareket edip etmediğini sorgulaması için olağanüstü bir fırsattır. Hz. Ömer’in “Amellerimiz kıyamet günü tartılmadan önce, siz kendinizi dünyada iken tartınız” sözü, dinimizin bu konuya bakışının özeti gibidir.

 

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın “Güzel İnsan Modeli” kitabından alınmıştır.