Özel Görgü Kuralları-2

Komşuluk Adabı

Peygamber Efendimiz buyuruyor:

“Cebrail (as) komşuyu bana öyle anlattı ki az kalsın komşuyu, komşuya mirasçı kılacağını zannettim.” (Buhari Kitabul Edep 7. Cilt 78)

Komşu nedir?

Allahu Teâlâ buyuruyor:

“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi eş koşmayın. Anaya, babaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya iyilik edin.” (Nisa:36)

Müfessirler bu ayeti kerimeden çıkarılan yakın ve uzak komşuyu şöyle izah etmişlerdir: Yakın komşu evi yakın olan, Müslüman ve akraba olan kimsedir. Uzak komşu ise evi uzak olan, akraba olan ve gayrimüslim olan kimsedir.

Peygamber Efendimiz (sas) komşuyu üç grupta ele alıyor:

  1. Hakkı olan komşu
  2. İki hakkı olan komşu
  3. Hakkı olan komşu.
  • Bir hakkı olan komşu; Gayrimüslimler, müşriklerdir. Yani evi bize yakın ama Müslüman değildir.
  • İki hakkı olan komşu; evi yakın ve aynı zamanda akrabadır ama gayrimüslimdir.
  • Üç hakkı olan komşu ise, evi yakın, akraba ve Müslüman olan kimselerdir.

Âlimlerden bir grup, bulunulan evin sağ tarafından kırk ev, sol tarafından kırk ev, arka ve ön tarafından kırkar evin komşu olduğunu bildirmişlerdir.

Resulullah (sas) Efendimiz:

“Kişinin saadetinden birisi, salih bir komşuya sahip olmasıdır.” (Buhari el edebu’l-Müfred b.64 s.54)

“Allaha ve ahiret gününe iman eden, komşusuna ihsan etsin.”(Buhari Kitabul Edep 7. Cilt S. 79)

“Vallahi iman etmiş olmaz.” “Ya Resulullah kim iman etmiş olmaz?” “Komşusu şerrinden emin olunmayan kimse.” diye buyuruyor. (Buhari Edep 7. Cilt sayfa 78)

Muaz bin Cebel de şöyle diyor; “Resulullah (sas) bize buyurdu ki, komşuluk hakları şunlardır:

“Borç isterse borç vermek, yardıma ihtiyacı varsa yardım etmek, hastalanırsa ziyaret etmek, ölürse cenazesine gitmek, sevincine ve üzüntüsüne ortak olmaktır.”

Peygamber Efendimiz (sas):

“Bunlarının hiç birini yapamıyorsanız, komşunuzdan güler yüzünüzü eksik etmeyin. Güler yüz, tebessüm de sadakadır.”

demiştir. Maun Suresi’ndeki maun kelimesinin anlamını zekat ve sadaka olarak tefsir edenler olduğu gibi, maun kelimesini komşuların birbirinden alışverişte bulunduğu tencere, tava, tabak gibi faydalanmak için geçici süreliğine alınan eşyalar olarak tefsir edenler de var. ‘Onlar maunu men ederler.’ ifadesini ‘onu önemsemezler’ şeklinde ifade edenler de vardır.

Bir gün Resulullah(sas) Efendimize bir tabak içerisinde yemek geliyor, fakat Hazreti Aişe validemizin kolu çarpıyor ve tabak yere düşüyor, yemekte düşüyor tabak kırılıyor. Peygamber Efendimiz (sas)buyuruyor ki:

“Yemeği yemekle, tabağı da tabakla geri iade edin.”(Yani bir tabak alın, onu sahibine verirken içinde de yemek olsun.) (Tirmizi Kitabul Ahkam)

Gayrimüslimlerle Olan İlişkilerimizde Adap

Hazreti Ebu Bekir’in eşi Kuteyle müşrik olunca Hazreti Ebu Bekir onu boşamıştı. Kuteyle kızı Esmayı ufak tefek hediyelerle ziyaret etmek istediğinde Esma(ra) ne hediyeyi ne de annesini görmek istemedi. Bunu Resulullah(sas) Efendimize haber verdiklerinde Peygamber Efendimiz (sas) gayrimüslimlerle inançlarına müdahale etmedikleri sürece görüşmekte bir beis olmadığını söyledi.

Gayrimüslimlerle, ikram etmek, konuşmak, ziyaret etmek gibi insani ilişkiler içerisine girilebilir. Onlara cephe almak, onları reddetmek gerekmiyor. Fakat eğer onlar bizim inancımıza ve bize taarruz ediyorlarsa Allahu Teâlâ bu noktada bizimde onlara karşı savaş açmamızı bize emrediyor.

Gayrimüslimlerin ya da müşriklerin verdiği şeyler kabul edilir mi ya da yenilir mi?

Bir Yahudi veya bir Hristiyan bir et getirdiyse, İmam Azam Hazretleri Yahudi ve Hristiyanların Allah inancı olduğu için onların kestiklerinin yenilebileceği, ama müşriklerin, Allah’a inanmayan insanların kestiklerinin yenmeyeceği fetvasını vermiştir, İmamı Şafi Hazretleri yeneceğine fetva vermemiştir. Fakat et dışında arpa, buğday, meyve gibi başka bir şey getirdiğinde onların yenilebileceği fetvası verilmiştir.

Bir gayrimüslimin hasta ziyaretine gidilir mi?

Resulullah(sas) Efendimiz, hasta bir Yahudi bir çocuğu ziyarete gidiyor. Ona geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra ona İslam’ı tavsiye ediyor, genç delikanlı da babasının onayıyla Müslüman oluyor.

İslam’a girmede zorlama var mıdır?

Peygamber Efendimiz (sas) Mekke’yi fethettiğinde müşrikleri, inanmayanları kendi dinlerinde serbest bıraktı, Fatih Sultan Mehmet Hazretleri İstanbul’u fethettiği zaman her dine mensup olan kimseleri inançlarında özgür bıraktı. Çünkü İslam’a girme noktasında zorlama yoktur. Fakat Müslüman olmuş bir kimse için, Allahu Teâlâ’nın emir ve yasaklarını uygulama noktasında zorlama olabilir.

Yetim Ve Fakirlere Karşı Adap

Yetimlere karşı adap:

Yetim; buluğ çağından önce babasını kaybeden kimselere denir. (Resûlüm!) Bir de sana yetimler hakkında sorarlar. De ki:

“Onların (mallarını karşılıksız muhafaza etmek ve) durumlarını düzeltmek (için yakın ilgi göstermek, yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık (onlar) sizin kardeşlerinizdir. Allah, (yetimlere) fenalık yapanla (iyilik yapıp) hallerini düzelteni bilir(Bakara 220). Allah dileseydi sizi (onlar gibi) zor durumda bırakırdı. Şüphesiz Allah mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler; karınlarına ancak bir ateş yemiş (doldurmuş) olurlar. Onlar, (Allah’ın dilediği kadar) çılgın bir ateşe gireceklerdir (Nisa Suresi 10. Ayet).

(Ey yetimlerin velî ve vasîleri!) Yetimleri nikâh çağına erişinceye kadar (gözetin ve) yoklayın/deneyin. Eğer onlarda (kendilerini idare edebilecek) bir olgunluk görürseniz, mallarını hemen kendilerine verin. Büyüyecekler (de malları sizden alacaklar) diye israf ederek ve tez elden onları çarçur ederek harcamayın. İhtiyacı olmayan (velî utansın, yetim malına) tenezzül etmesin. Kim de fakirse, (malı muhafaza etmesi ve onu gözetmesinden dolayı) örfe göre (uygun ölçüde ve zaruret miktarı) yesin. Mallarını onlara verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Tam hesap sorucu olarak Allah kâfîdir (Nisa suresi 6. Ayet).

Ayeti kerimelerden anlaşılıyor ki yetimlere iyilik etmek onları yedirip doyurmak ve benzeri iyiliklerle mutlu etmek her Müslüman için önemli bir muaşeret kaidesidir.

Fakirlere karşı adap:

Allahu Teâlâ zenginin şükrünü arttırmak, fakirin de sabrını artırıp imtihanını kolaylaştırmak için kimisini varlıkla kimisini yoklukla imtihan ediyor. Fakirin bir şeyi yoktur ama Allahu Teâlâ zengine vermişse bazı yükümlülükleri de getirmiştir. Zenginin malında fakirin hakkı vardır, bunu fakire iade etmesi gerekir.

“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) sadaka vermedikçe asla ‘iyi’ye (hayra, takvâya, Allah’ın rızasına) erişemezsiniz. Her ne sarf ederseniz, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilen (ve onun mükâfatını veren)dir.” (Ali İmran:92)

Sahabeden Ebu Talha(ra)’nın Beyruha isminde güzel bir hurma bahçesi varmış. Bu ayeti kerime inince Resulullah’ın yanına gitmiş ve bu bahçeyi Allah rızası için vermek istediğini söyleyerek bunu ne yapması gerektiğini sormuş. Bu durum Peygamber Efendimizin çok hoşuna gitmiş ve ‘’Bunu akrabaların arasında taksim et, akrabalarına paylaştır.’’ diye buyurmuş. (Nesai Ehbas Resulullah(sas) Efendimiz bunu Beytül mala alabilirdi ama insanın iyilik yapacağı kişilerin başında bir nevi akrabaların geldiğini bu hadisi şerifle bize öğretmiş bulunuyor.

Borç İsteme Adabı

Borç alınırken onu geri ödeme niyetiyle alınmalıdır. Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse ödemek niyetiyle bir borç alıyorsa Allahu Teâlâ o kimse için melekleri görevlendirir. Bu melekler o kimse için borcunu verene kadar dua ederler.”

Başka bir hadisi şerifte:

“Ödemek niyetiyle borç alıp ödeyemeden vefat eden kimse için ben kefil olurum, vekil olurum.”

buyrulmuştur. Bir kimse ödememek niyetiyle borç alıp bu niyetiyle ölürse, yapmış olduğu güzel ameller alacaklı olan kimseye devredilir, hasenatı borç aldığı kimseye gider.

Borç alırken halis niyette olmalı, borcu verilen zaman içerisinde ödemeye çalışmalıdır.

Peygamber Efendimiz (sas):

“Kişinin şahsiyetinden dolayı borç verilmemesi gerekiyorsa ya da aldığı şeyi kötü yollarda harcıyorsa bu durumda para vermeyebilirsiniz. Eğer böyleyse, o kimseye kötü söz söylemeyin ama ona tatlı bir dille veremeyeceğinizi ifade edin.”

buyurmuştur. Bir gün Peygamber Efendimize (sas) bir zat geliyor: “Ya Resulullah, falan kimseye ödeyemedim, bunun için bana yardımcı olur musun?” diye soruyor. Resulullah (sas) Efendimiz: “Şu anda yok ama olduğu zaman sana vereceğim, yanıma otur.” diyor. Bu arada sahabeye diyor ki: “Senin herhangi birinden bir şey istemendense, bir ip alıp dağa gidip odun toplayıp, satman senin için daha hayırlıdır.” ve bu şekilde o kişiye bir kazanç yolu gösteriyor.

İmam Azam Hazretleri bir kimseye borç veriyor ve borcunu alacağı zaman gelince de kapısına gidiyor, kapısını çalıyor ama kapısının önünde beklemek yerine yolda güneşin altında bekliyor. Ona: “Ey Ebu Hanife, evin duvarının dibinde, gölgede dursana sıcağın altında niye duruyorsun?” diye sorduklarında İmam Azam Hazretleri: “Ben bu kimseden borcumu istemeye geldim. Borç verdiğimden dolayı ondan faydalanmak amacında değilim, onun gölgesinden istifade etmem, belki onun için zor olur. Bunun için burada beklemeyi tercih ediyorum.” diyerek borçlu olan kimseye karşı hassasiyetini göstermiştir.

Borç vermek mi, sadaka vermek mi daha hayırlıdır?

Büyüklerimiz bir kimseye borç vermenin, sadaka vermekten daha faziletli olduğunu söylemiştir. Çünkü bir kimseye bir sadaka verdiğimiz zaman o kimsenin ne kadar ihtiyaç sahibi olduğunu bilemeyebiliriz. Ama bir kimse borç istiyorsa o kişi ihtiyaç sahibidir.

Alışveriş Adabı

Ticaretin adaplarından biri, ölçü ve tartıda hile yapmamaktır.

Satılan bir malda bir kusur varsa, mutlaka satın alacak kimseye söylenmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz (sas), erzak satan kimseleri kontrol ederken çuvalların içine elini daldırınca alttakilerin daha kötü olduğunu fark etmiş:

“Niçin böyle yapıyorsun? İnsanların aldanmaması için malının kusurlu olanlarını üzerine getirseydin ya.”

buyurmuştur.

Pazarlık etmek caiz midir?

Caizdir, pazarlık edilebilir. Fakat pazarlık eden alıcı ve satıcının üzerine bir başka kimsenin gelip de tekrar bir pazarlık yapması doğru değildir.

Bir yerde bir mal satılmak üzere gidiyorsa, daha satılacak yere gelmeden yarı yolda çevirip de malı almak doğru değildir.

Rahime Elmaz