Osmanlı Çocuklarının Ramazan Orucu

d53bj6f (1)

Kullarını çeşitli mertebelere çıkaran, onlara kabiliyetleri ölçüsünde fırsatlar ve imkânlar bahşeden, amellerinin karşılığını vermekte cömert bulunan, cezaları geciktiren mükâfatları vermede çabuk davranan Allah Teâlâ Hazretlerine hamd olsun.

Adı yaşasa da etkisini kaybetmiş güzel ramazan âdetlerinden biri de çocukların tuttukları oruçları satın almaktır. Bu gibi âdetler, çocukları namaz kılmaya, oruç tutmaya alıştırmak için eskilerin bulduğu güzel yöntemlerdendir. Henüz sorumluluk çağına gelmemiş bir yavrucuğun tuttuğu orucu evin büyüğünün iftarlık bir yiyecek, bir hediye veya bir miktar para karşılığında satın alarak onu oruç tutmaya teşvik etmesi beğenilen güzel âdetlerimizdendir. Bu güzel âdet de eski edebiyatımızda yerini bulmuştur:

O tıfl-ı rûze-dârım dün bana bir rûzesin satdı
Edib vaslın hele rûzî şeb-i hicrânı rûz etdi

[Oruçlu olan küçük sevgilim dün bana bir orucunu sattı. Nasılsa ona kavuşmamı bana nasip ederek ayrılık gecemi gündüz yaptı.]

Sahurda yemeğe kalkmak, büyükler için bir sünneti yerine getirme duygusu ile birlikte çeşitli tasavvurlara sebep olurken küçük çocuklar için başka bir zevktir. Sahurda yemeğe kalkmak bütün çocukların hoşuna gittiğinden validelerine, nenelerine, zengin çocukları dadılarına kendilerini uyandırmaları için akşamdan sıkı tembihte bulunurlardı. Enderunlu Vasıf bu durumu anlatır şiirinde:

Sübyan-heves ni’mete savm ile demekte
Bu şeb beni canım nene sahura uyandır.

Osmanlı’da çocukların Ramazanları sevmesi için oynanan oyunları da unutmamak gerekir. Sadaka taşı, sadaka kutusu, fukara sofrası ve misafir ağırlama bu oyunlardandı.

Ramazan geldiğinde bir aile defteri tutulur, ev halkı bu deftere Ramazan’la ilgili düşüncelerini yazar, evdeki çocukların da ilk oruçlarını yazması istenirdi. Çocuklar yarım günlük oruç tutar, iftar yemekleri ise ilgilerini çekecek şekilde hazırlanırdı.

Ramazan ayının ilk günlerinde evlerin önemli köşelerine minyatür mahyalar kurulup, mahyalara ‘Hoş geldin Ramazan’ yazılır, çocuklar böylece Ramazanın kendi evlerine de geldiğini anlarlardı.

Osmanlı’da çocuklara orucun hikmetleri anlatılırdı. Çocuklar sahura kalkıp öğleye kadar oruç tutar, öğleyin de iftar yapılır bu sırada küçük bir iplik kesilirdi. Öğle İftarı vakti yaklaşınca çorbasından tatlısına kadar eksiksiz güzel bir sofra kurulurdu. Ramazan ayının sonuna doğru ipler çoğalınca evin büyükannesi ya da dedesi İhlâslarla nefes ederek o ipleri birbirine bağlardı. Sonra o ipleri süslü bir sandığa bağlayıp bu sandığı açık artırmayla çocukların akrabalarına sunarlardı. Sandık satılır, çocuklarda bu satıştan hem oruç tutmanın hazzını hem de cep harçlığı kazanmış olurlardı.

Çocuklara has, oruca niyet cümleleri de vardı:

“Ekmek yedim kuruca,
Su içtim duruca,
Niyet ettim yarınki oruca.”

Çocukları oruca alıştırmak maksadıyla ecdadımızın icad ettiği Ramazan oyunlarından bir kaçını sıralayalım:

1. Sadaka taşları oyunu

Bu oyun en çok bilinen oyundur. Çocuklar, sokaktaki taşları toplayıp sakat leyleklere ev kurarlardı. Osmanlı’da verme geleneği; topluma, taşı bile sadakaya dönüştüren hayır anlayışını kazandırmıştı. Bu aynı zamanda sadece insana değil diğer bütün canlılara da iyilik yapılmasının daha çocuklukta atılmış çok önemli bir temeliydi.

2. Sadaka kutusu oyunu

Çocuklara hediye olarak çarşılarda satılan karton ya da ahşap, kenarları süslenmiş sadaka kutularından alınırdı. Bu küçük kutular, minyatür çeyiz sandıklarına benzerdi. Çocuklar ramazan boyunca hayır sahiplerinden topladıkları sadakaları bu işlemeli sandıkta toplarlardı. Toplanan sadakalar bütün aile ile birlikte belirlenen bir veya birkaç yoksula edeple ikram edilirdi.

3. Fukara sofrası

Bu oyun genellikle Ramazan ayının başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç defa oynanırdı. Oyunda varsayalım ki “biz çok fakiriz denilir” ve o günlerde iftar sofrasından doymadan kalkılırdı. Çocuklar böylece aç ve yoksul insanların halini az da olsa yaşar, en azından bu hissi hem ramazanda hem de sonrasında taşımaları gerektiğini öğrenirlerdi.

4. Misafir ağırlama oyunu

Mahallenin en fakiri, ailesiyle ve çocuklarıyla birlikte iftara davet edilirdi. Gelen misafirlere çok anlayışlı davranılırdı. Elbiselerinin eski, yırtık ve çamurlu olduğu göze görünmezdi. Misafirler, halıların üzerinde çamurlu ayakkabıları ile gezseler de bir şey denilmezdi. Konak sahipleri olarak çocuklar bu ağırlama sırasında aziz misafirlerini en güzel şekilde ağırlardı.

Anneler çocuklarını bayram yerlerine götürürler, şekerciden akîde şekeri, Merkez Efendi macunu alırlardı. Sokaklarda “iftarlıık pideleer” diye bağırarak geçen, sadece ramazanda ortaya çıkan pideciler, simitçiler dolaşırdı. Galata, Kumkapı, Samatya ve Beylerbeyi simitleri meşhurdu. Çocuklar, mahalle mekteplerine ve camilere gider, Kur’an öğrenir, çocuklara mahsus mukâbeleler yaparlardı.

Serpil Özcan