Oruç

Size, “En büyük düşmanınız kimdir?” diye sorulsa acaba nasıl cevap verirdiniz? Böyle bir soruya karşılık muhakkak ki ya birtakım şahıs isimleri söylenir; ya bazı devlet isimleri düşünülür yahut da birtakım sapık ideoloji mensupları hatıra gelir. Fakat bakınız bu konuda sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor:

“Senin en tehlikeli ve zorlu düşmanın iki yanının arasında -yani kendi içinde bulunmakta- olan nefsindir.”

Demek ki bizim en büyük düşmanımız, bizzat yine kendimiz, ölçüsüz, sınırsız, sayısız arzu ve ihtiraslarımızın sembolü olan nefsimiz olmaktadır. Gerçekten de cemiyet içindeki kötülük ve aksaklıkların kökü, sebebi araştırılsa perdenin arkasında, iyi yetişmemiş, nefsini terbiye edememiş, kötü istek ve hırslarının esiri olmuş, iradesi zayıf kişilerle karşılaşırız. İçki, kumar, zina, rüşvet, kan davası, kin, öldürme, entrika ve bu gibi bütün kötülüklerin başı, müsebbibi hep akl-ı selimin ve iradenin sağlam dizgini ile frenlenmemiş olan azgın nefislerdir.

Nefsi kontrol altına almak, onun kötü temayülleri ile mücadele etmek; saldırgan dış düşmanlarla yapılan savaşlar kadar hatta ondan da önemlidir. Çünkü bunun, oradaki başarıda bile büyük rolü ve payı vardır. Onun için Peygamberimiz, bir savaş dönüşünde “Şimdi küçük savaştan, büyük savaşa dönmüş bulunuyorsunuz.” diyerek nefisle mücadelenin önemine işaret buyurmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu konuda birçok delil vardır. Birçok âyette, nefislerinin gereksiz arzularını, heva ve heveslerini kontrol altında tutanların felah bulacakları; kendi içlerini temizleyen kimselerin cennete girecekleri kesinlikle belirtilmiştir.

Acaba nefsimizi nasıl yener, ona hangi yollarla hakim olur, kötü arzuların ve hırsların esaretinden nasıl kurtuluruz?

Bunun eski-yeni, öğretimle, eğitimle ilgili, fikrî veya amelî pek çok yolu gösterilmiştir. İslâm dini ise bu konuda, herkesin faydalanabileceği, pratik ve çok etkili bir çare olarak oruç ibadetini farz kılmıştır.

Fevkalade önemine binaen, dinin beş ana şartından biri kılınan oruç, Peygamberimiz’in hadislerinde belirtildiği şekilde tutulduğunda, bizi rûhen, bedenen ve ahlâken sıhhate kavuşturur. Bir yandan irademizi, sabır melekemizi güçlendirirken diğer yandan da nefsin kuvvetini kırar. Kendisini şahlandıran, besleyen yollar tıkandığı için sönükleşmiş, cılızlaşmış olan nefsi, –bu zayıf ve güçsüz halinde– yenmeyi bize öğretir, ona galebe etmenin tadını tattırır.

Din ve tasavvuf kitaplarının hepsinde, kemale ulaşmanın şartlarından biri olarak daima orucun veya az yemenin öne sürüldüğünü görürüz. Mesela büyük mutasavvıf Erzurumlu İbrahim Hakkı, meşhur eseri Mârifetnâmesi’nde, açlık ve orucun faydalarını geniş bir şekilde işliyor. O, anlaşılmasında pek zorluk çekilmediğini sandığım bir şiirinde, bu konuda şöyle diyor:

Eren açlıktan ermiştir huzûr-ı Hazret-i Hakk’a
Bilen açlıkta bilmiştir ulûm-ı bahr-ı irfânı
Kamû açlıkdadır devlet, saadet, izzet u lezzet
Bulur cû’ ehli ilm u hilm olur ahlâk-ı Rabbânî
Zaif et nefsi tâ kim kuvvet-i kudsî bula rûhun
Hayât-ı candır açlık, hem memât-ı nefs-i şehvânî.

Bu, doktorların bağışıklık sağlamak, vücudu hastalıklara karşı kuvvetli ve mukavemetli hâle getirmek için aşı yapmalarına, uyuşturulmuş, cılızlaştırılmış hastalık mikroplarını, bünyeye aşı halinde zerk etmelerine benzer.

Oruç sayesinde, mesela sigara içmek gibi başka zamanlar kolayca bırakılamayan bazı alışkanlıkların bırakıldığı, Ramazanlarda muvakkaten içilmemesinin daha sonra sigaranın tamamen terkine imkân hazırladığı sık sık görülmektedir.

Bütün kötü alışkanlıklarımızı, tıpkı sigara misalinde olduğu gibi oruç yardımıyla yenmeyi başarabiliriz. Onun için orucu, sadece yemek-içmekten kesilmek değil, daha genel olarak bütün kötü itiyatlarla, başka bir deyişle, nefsin heva, hevesleriyle savaşmak tarzında, nefis mücahedesi olarak anlayıp değerlendirmek gerekir. Oruçlu iken yemek-içmekten kaçındığımız kadar mesela yalandan, dedikodudan, başkalarını incitmekten, haksızlık ve haramdan da uzak kalmaya çalışmalı, nefsin topyekûn kötü istek ve alışkanlıklarına karşı çıkmalıyız. Bunu yapamadığımız takdirde, oruçtan umulan faydalara, maddî ve mânevî olgunluğa ve sevaba ulaşamayız.

Peygamberimiz bir hadîs-i şerîfinde;

“Nice oruç tutan kimse vardır ki gerekli şartlara riayet etmediği için akşamüstü eline, boşu boşuna aç-susuz kalmaktan başka bir şey geçmemiştir.”73 diyerek bu ince noktaya işaret buyurmuştur.

İçinde, bin aydan daha hayırlı –yani bir ömre bedel değerde– Kadir gecesinin saklı olduğu Ramazan’ın şu son günlerinde, geçirdiğimiz günlerin bir muhasebesini yaparak bütün ibadetlerimize yeni bir şevkle ve inceliklerine daha da dikkat ederek yönelmekte sayısız faydalar vardır.

Bu yolda başarılar ve mutluluklar…

Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi (Rh.a)