Örneklerle Hasta Ziyareti Kültürümüz

İnsan hayatındaki zor dönemlerinden biri de hastalık sürecidir. Herhangi bir hastalığa yakalanan kişi, o an dünya üzerindeki en büyük acı ve ızdıraba uğradığını düşünür. Hastalığının şiddeti ve niteliğine göre ağız tadı bozulur, iştahı kaçar, halsiz kalır, gündelik faaliyetlerine devam edemez, fiziksel kısıtlanma ve psikolojik yıkıma uğrayabilir. Tüm bu süreçte sağlıklı günlerine dönmeyi arzu eder ve sağlıklı olmanın önemini- o an için-  fark eder.

Tüm bu süreci ve kısıtlanmaları yaşayan bireyin yanında olmak, şefkat ve ilgi ihtiyacı yaşayan hastanın yalnız olmadığını hissettirmek, gereken yardım ve desteği sağlamak, hasta kişiye ferahlık ve moral takviye sağladığı gibi, sağlıklı bir toplum yapısının da vazgeçilmezlerindendir.

Toplumsal hayatımızın temelini oluşturan kadim kültürümüzde, toplumun zayıf kesimlerine; çocuk, yaşlı ve özürlüye olduğu gibi hasta kişiye de hüsnü muamele göstermek, ziyaret ederek ihtiyaçlarını karşılamak önemli bir yer tutmaktadır. Her konuda ümmetine örnek olan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.)  bu konuda da rotamızı belirlemiştir. O (s.a.v.) ve O’nun yol arkadaşları ashabı çeşitli vesilelerle, hasta ziyaretinin adabını bize yaşayarak göstermişlerdir.

Zeyd b. Erkam(r.a) “Bir ara gözlerim ağrıyordu. Rasulullah (s.a.v.) ziyaretime geldi” buyurmuştur.(Ebu Davud)

Üsame b. Zeyd (r.a) Hz Peygamber (s.a.v.) ile beraber,  hastalanan Sa’d b. Ubade’yi ziyarete gittiklerini buyurmuştur.(Buhari:2/845)

İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Nebi (s.a.v.) hasta bir bedeviyi ziyarete gitmişti. Ki Allah Resulü herhangi bir hastayı ziyaret buyurduğunda: “Bir şeyin yok, inşaallah temizleyicidir, günahlarına kefaret olur” derdi. Efendimiz mutadı üzere o bedeviye de böyle deyince adam:

-Sen temizleyici diyorsun! Hiç öyle değil, yaşlı ihtiyara hücum eden bir sıtma! Kendisine mezarlıkları ziyaret ettiriyor! dedi. Allah Resulü:

-Peki, senin dediğin gibi olsun, buyurdu. (Buhari:2/844)

Hz Peygamber (s.a.v.) bir hastayı ziyarete gittiğinde, onun başucuna oturur ve “Kendini nasıl buluyorsun?” diye halini sorardı.

Rivayete göre hastaya :”Arzu ettiğin bir şey var mı?” diye ne arzu ettiğini sorar; şayet hasta bir arzusunu belirtir ve Hz Peygamber de o şeyin hastaya zarar vermeyeceğini bilirse, isteğinin verilmesini emrederdi. Sağ elini hastaya sürer; ”İnsanların Rabbi olan Allah’ım! Sıkıntıyı gider, hastaya şifa ver. Şifa veren yalnız sensin. Senden başkası şifa veremez. Senin verdiğin şifa hiçbir hastalığı bırakmaz.” mealindeki duayı okurdu.(Buhari:786/38)

Sa’d b. Ubade için yaptığı: ”Allah’ım! Sa’d’a şifa ver. Allah’ım! Sa’d’a şifa ver. Allah’ım! Sa’d’a şifa ver.”şeklindeki duasında olduğu gibi, hastaya 3 kere dua ederdi.(Buhari:75/13)

Yine bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: ”Bir adam, Müslüman kardeşi hastalandığında ziyaretine gitmek için yola çıktığı zaman oturuncaya kadar cennet bahçesinde yürür. Oturunca onu rahmet bürür. Eğer vakit sabahsa akşama kadar 70.000 melek ona dua eder. Şayet akşam ise sabaha kadar 70.000 melek ona dua eder.”(ibn Mace; 1442)

Rasulullah (s.a.v.) çocuklara gösterdiği kıymeti hastalanan çocuğa ziyaretinde de göstermiştir. Rasulullah (s.a.v.)’a hizmet eden bir yahudi çocuğu hastalandığında onu ziyarete gitmiştir. Yahudi çocuğuna Müslümanlığı teklif ettiğinde, çocuk Müslüman olmuştur.(Ebu davud,3,185)

Ashab da Rasulullah (s.a.v.) gibi hasta ziyaretinde aynı kurallara riayet etmişlerdir. Hz Aişe (r.a) anlatıyor:”Rasulullah (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiklerinde babam Ebu Bekir ve Bilal (r.a) sıtmaya tutulmuşlardı. İkisinin yanına girdim ve:

-Babacığım, kendini nasıl hissediyorsun? Bilal, kendini nasıl buluyorsun? Diyerek hatırlarını sordum.

Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: ”Bir defasında Rasulullah (s.a.v.) o gün kimin oruç tuttuğunu, hasta ziyaretine gittiğini, cenaze teşyiine katıldığını ve yoksulun karnını doyurduğunu sormuş, bunların hepsini aynı gün içinde yapan kişi Ebu Bekir (r.a) olduğu anlaşılmıştır. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

-Bu hasletleri bir günde kendisinde toplayan kişi muhakkak cennete gider, buyurmuştur.(Edebül Müfred)

Suffe ehlinden Selmanı Farisi (r.a) Kinde Mahallesinde bir hastayı ziyarete gittiğinde, hastaya: “Sana müjdeler olsun! Allah (c.c.) müminin hastalığını günahlarına keffaret, rızasını kazanmaya vesile kılar. Hasta kafir ise, sahibi tarafından bağlanıp sonra salıverilen deve gibidir ki, niçin bağlandığını ve niçin salıverildiğini bilmez” buyurdu.(Edebül Müfred)

Abdullah b.Ömer (r.a) bir hastayı ziyarete gittiğinde “Nasılsın?” diye sorar, kalktığında da “Allah hakkında hayırlı olanı yapsın” der, başka bir şey söylemezdi.(Edebül Müfred)

Burada hepsinden bahsedemeyeceğimiz birçok müşahhas örnekte, genetiğimize nakşolmuş toplumsal ahlak ve kültürümüzün kaynaklarını görmekteyiz. Güzel kazanımlarımızı, halisane ve samimiyetle devam ettirmek, aynı zamanda gelecek nesillere de bir borcumuzdur.

Hilal Özkaya