Örf Medeniyeti

Bismihi Subhan…

Bir hikâye anlatılır Rasulullah’a atfedilen;

Bir sabah Resul-ü Ekrem farklı bir his ile uyanır. Rüyasına gelen Cebrail (a.s.) bu kez bir ayeti değil de bir emri getirmiştir, Rabbi katından, Resulüne… Resul-ü Ekrem, rüyasında Cebrail’in yanında, o zaman henüz yaşı oldukça genç olan Ebu Bekr’in kızı Aişe olduğunu görür. Namus-u Ekber, yeşil elbiseler içinde, bezenmiş bir gelin gibi güzel ve mahcup duran Aişe’yi göstererek:

-Allah-u Teâlâ onu sana nikâhladı Ey Allah’ın Resulü

diye haber verir. Bu rüyayla uyanan Resul-ü Zîşân bir müddet sonra rüyasında gösterilen bu haberin gerçekleşeceğini bilir. Aradan Mevlâ’nın takdir ettiği bir zaman geçtikten sonra, bu emir hükmündeki rüyanın artık gerçek olması için Rasulullah (s.a.v.), usul gereği bir aracıyla haber gönderdikten sonra Hz Ebu Bekir’in kapısını çalar. İçeri girip âdab üzere hal hatır sorduktan sonra asıl maksadını açar. Geliş sebebinin asla nefsî arzular olmadığının, bu işin Allah-u Teala’nın peygamberi hakkındaki takdiri olduğunun da anlaşılmasını arzu ettiği için sözü o cihetten açar;

-Ey Ebu Bekir; senden, Allah’ın izni, peygamberin kavli ile kızın Aişe’yi nikahıma almak üzere istiyorum.

Bu cümlede, bu işin hem Allah’ın emri olduğu, hem bu konuyu bir kız babası gibi değil de peygamberin emrini yerine getirmekle mükellef bir sahabe gibi değerlendirmesi gerektiği, hem de bu emirleri Allah Resulü’nün gönül rızası ile yaptığı anlatılmak isteniyordu.

Bugün hâlâ bir kız istenmeye gidildiğinde erkek tarafının kızı istemek için kullandığı cümledir bu. Nitekim bu emir Hz Peygambere Hz Aişe hakkında verilmiş olsa da, Allah’ın rızasına uygun olarak evlenmek de Allah-u Teâlâ’nın kullarına emridir. Hem de peygamber sünneti ve tavsiyesidir.

“Allah’ın emri, peygamberin kavli (sözü)”

Bir yuvanın temelleri böyle, büyüklerin öncülüğünde, onların da rızası ile Allah’ın ve Resulünün rızası gözetilerek yapılırsa; umulur ki o yuva saadet yuvası olur, kişileri iki dünyada saadete ulaştırır. Dünyalarını da ahiretlerini de güzelleştirir.

Böyle başlar örfümüzde düğün adetleri…

Örf, başlı başına bir gerçekliktir ve hatta edile-i şer’iyye’den (şer’î hüküm kaynaklarından) (1)  sonra hüküm koyucudur. Örf bir medeniyettir. Hangi konuda örfî bir yaklaşım varsa, orada toplumun çıkarlarının korunması vardır. Kimi zaman kişileri razı etmese bile bu kurallar, uzun vadede insanları ve içinde yaşadıkları toplumları muhafaza eder. Düğün de bir neslin, bir toplumun devamının inşası için başlangıç niteliğinde olduğundan bu konuyu gözden geçirelim.

Nasıl evlenilirdi? Kiminle? Hangi şartlar altında?

Eski insanlar, altıncı hisse değil öngörüye tâbî olurlardı. Tecrübelere dayanan öngörüye… Bir oğlana kız bakılacağında; eğer “dindarlık” şartı bulunmuşsa, aracı olan kişiler, başta ailelerde denkliğe bakarlardı. Soyda (yeni iki ailenin birbiriyle uyum içinde yaşayabilmesi), malda (birbirlerinin maddi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri) ve güzellikte (Güzel, baktığınızda size güzel gelendir. Hadis-i Şerif) denklik aranırdı. Karşılıklı araştırmalardın sonra, ailelerin gönlü mütmain olmuşsa, Peygamber Efendimizin “evlenmeden önce görün” hadis-i şerifinin bereketini umarak gençler görüştürülürdü. Bu görüşme, birbirini tanıma, karar verme halinden ziyade, ailelerin münasip gördüğü bu evlilikle, gençlerin de birbiriyle, haddi aşmadan ünsiyet kurmasının sağlanması amacıyla yapılırdı. Hatta bazen ilk görüşmenin düğünden sonra olduğu da vaki olmuştur.

Bu devirde olan evlilikler, unutulmuş geleneğimizdeki bu sünnet-i seniyyi’ye uygun kız isteme/oğlan everme işinin çok uzağındadır. Ailelerin haberi veya rızası olmaksızın defalarca yapılan ön görüşmelerden, bir diğer tabirle buluşmalardan sonra, emr-i vâki bir kararla ailelere “peki” dedirtilir. Evlilik gerçekleşir. Acaba bu kadar severek ve isteyerek yapılmasına rağmen neden “görücü usulü” evlilikler ölünceye kadar sürer de bu bol ön görüşmeli olanlar, çabuk tükenir? Bu sorunun cevabı geleneksel aile yapısının temellerinin ne kadar güçlü olduğunun bir kanıtıdır. Görücü usulünde, her iki aileyi de tanıyan, onların yaşam standartlarını, aile yaşantılarını bilen bir kişi, duygusallıktan uzak, aklıyla ve Allah’ın rızasını arayan gönlüyle olaya bakar. Bu iki ailede denklik görmüşse teklif eder. Bu uyumluluk/denklik hali, yeni yuva kurmuş olan bu gençlerin, birbirlerine ünsiyet kazanana kadar geçen birkaç ayda, birbirlerine olan saygının artarak devamını sağlar. Yeni bir hayat/düzen kurmanın heyecanı ve muhabbetiyle, daha sağlamlaşır, güçlenir. Zaman içinde kök salar. Yıkılması neredeyse imkansız hale gelir. Oysa ailelerin fikirlerini almaksızın, iki toy/ham insanın tamamen duygusal olarak verdiği kararla kurulan yuva, birbirlerine alışmaya çalıştıkları ilk aylarda, farklılıkları sebebiyle oldukça zor geçer. Sonra da bencillik başlar. Hüsranla sonuçlanır.

Sadece bunların bile farkına varsak, hayatımız çok daha yaşanılası hale gelir.

Evlilik, ahiret hayatında devam edecek olan tek akrabalık ilişkisidir. İnsan kiminle nikâhlanmışsa ahrette de onun eşi olarak diriltilecektir. Bu kadar önemli bir yapıyı riske atmamak için tecrübe edilmiş başarılar bütünü olan örfümüzün çizdiği çizgiyi takip edeceğiz.

Evlenmeden evvel hiçbir namahremle fiziksel ve duygusal temas kurmayacağız.

Ailelerimizin rızası olmaksızın bizi beğenen hinden başka hallerini bilmediğimiz bir muammayı, bize ve ailemize uygun görülmüş, Allah rızası gözeten bir yoldaşa tercih etmeyeceğiz.

“Allah’ın rızası anne-babasının rızasındadır.” diyen bir peygamberin ümmeti olarak bu esasa göre hareket edeceğiz. Kızın istenip de verildiği gün, gençler ilk olarak birbirlerini değil, onların dünya ve ahret saadetine vesile olacak rahmete ulaşmalarını sağlayacak olan anna-baba gönlünü yapmak için onların ellerini öperler, hürmetle.

Örfümüzdeki düğün adetleri hep bir peygamber sünnetine dayanır. Her bir adet, Allah rızasını kazanmaya yöneliktir. “Bir koyunla da olsa düğün yemeği verin.” Hadis-i şerifi ne güzel uygulanır bu güne kadar gelebilmiş geleneğimizde. Bu yemek, hem misafirlerin, hem ihtiyaç sahiplerinin, hem yolcunun duasını talep içindir. Onca kişi dua eder de o aile manen güçlenmez mi?

Evine girerken geline para saçtırırlar veya başından aşağı para saçarlar. Bazen de şeker. Çocuklar kapışmak için birbiriyle yarışır. Elbette çocuğu sevindireni Allah da sevindirir.

Anlatmakla bitmeyecek, kıymetli bir hazinedir, örf. Atalarımızın sosyal hayatı dini hayatla yoğurarak oluşturduğu yeni bir yaşam formudur. Bu yolculuğun sonu cennet, yolu cennet, başı cennettir. Bundan uzaklaştıkça, geleneksel yaşamdan uzaklaştıkça uzaklaşır insan bu güvenli yoldan…

Tarihin tekrardan ibaret olduğunu hatırlayarak, bize miras kalmış bu hazineye sımsıkı sarılalım. Onda bulacağımızı bize başka hiçbir medeniyet sunamaz.

Vesselam.

Melahat Güngör

 

1-Edille-i Şer’iyye: Kur’an, Sünnet, İcma, Kıyas.