Önyargıdan Uzak Olabilmek

2014-04-26-22-01-46-1

Ey yüceler yücesi Rabbim bütün insanlığın faydası için göndermiş olduğun Kur’an’ı Kerim ve İslamiyet için birbirinden ayrılmayan halkalar gibi birbirini tamamlayan prensiplerini eksiksiz uyguladıkça dünya ve ahiret saadetini yaşamış olmak dileğiyle sonsuz hamdu senalar olsun. Yazımıza: “Lütfen her türlü önyargıdan uzak temiz, duru, dingin bir kalp ile Kur’an-ı Kerim’i idrak edecek şekilde okuyun. İnanıyorum ki Allah (c.c) okuduklarımız doğrultusunda yaşar isek, bizlere dünya ve ahiretin güzelliklerini hayâl edemeyeceğimiz bir cömertlikle ihsan edecektir. Gönüllerimize gerçek sevginin tattırılması dileğiyle.” güzel dua ve mesajı ile başlayalım.

( Bakara suresi 85 ayet ) âyeti kerimesindeki: “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp geri kalanını inkâr mı ediyorsunuz?” ifadesi bütün insanlara yönelik umumi bir ifade olup her zaman dikkat edilmesi gereken bir konudur. Çünkü Allah’ın hükümlerinden bir kısmını beğenmeyip kaldırmak ve yasaklamak, yasakladığı şeyi serbest bırakmak, Allah’a karşı gelmek, dinden çıkmak ve kendi arzu ve heveslerini ilahlaştırmak demektir ki cezası da çok şiddetlidir. Kur’an-ı Kerim’de” Hislerinize uyup adaletten sapmayın” ( Nisa 135 ) buyrularak önyargısız bir yaşam için yol gösterilir.

Zihnin at gözlüğü ön yargıdır. Önyargı, bir kişi  ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden, peşin bir karara varmış olma durumudur. Ön yargı, insanların düşüncesizliğine bir kılıftır. Suizannın pusulasıdır. En adaletsiz yargı önyargıdır. Eğer önyargılar davranışa dönüşür ise artık bunun adı dışlamadır. Yani önyargı bir tutum, dışlama ise bir davranıştır. Ön yargı bir taraf tutma biçimidir. Yemeğin tadına bakmadan tuz atan adam önyargının ordusuna katılmış demektir. Zihnimiz empoze önyargıların esiri ise hiç bir zaman gerçekleri göremeyiz. Bir Müslüman diğer Müslüman kardeşleri hakkında iyi niyet (hüsnü zan ) beslemelidir. Zira bu dinimizin gereğidir. Ayrıca fitnenin def’i böyle bir tutumu gerekli kılmaktadır.

Bir kişinin kendisini karşısında ki kişinin yerine koyarak olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi süreci ise empati olarak ifade edilir. Empatinin önemli basamakları sevmek, değer vermek, paylaşmaktır. Dertleşme, hemhal olma empatinin sınırları içerisinde toplumda var olan kavramlardır. Bunun için empatiyi sadece bir duygu olarak değil, bir anlama biçimi olarak da düşünmek gerekir. Hatta empatiyle ilgili bütün semavi öğretilerin meşhur bir sözü vardır. “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sende başkalarına öğle davran.” Kişinin niyeti, karşı tarafın hoşuna gidecek şekilde değil, kişinin kendi dürüstlüğü ile empati yapmaktır. Bu empati daha doğru, daha etkileyicidir. Empati duygusu toplumda sosyal algıyı, toplumsallığı besleyen bir duygudur. Empatinin azaldığı yerde kişiler benmerkezci olur ve toplumsallık zayıflar insanlar yalnızlaşır. Empatide bilgi ve duygu aktarımı vardır. Karşı tarafı anlamak empatinin birinci aşamasıdır. Daha sonra onu hissetmek gelir, üçüncü aşaması da duygu aktarımı yapabilmektir. Empatide önce anlamaya çalışılır, sonra hissedilir, daha sonra çözüm üretilir. Anlamaya çalışmak yargılamaktan farklıdır. Yargılamada suçlama vardır. Doğru veya yanlış, iyi veya kötü tarzında hüküm çıkarılır. Empatide hüküm yoktur, ön bilgi vardır. Hükme vardığı an, empatiyi yapmadan bitirmiştir.

Yargılamanın duygusal boyutu da vardır. Kişi biri hakkında kötü diye bir yargılama yapmış bir hükme varmışsa o kişi hakkında empati yapamaz, o kimseyi anlayamaz, onu analiz ve kritik etmeden hükme vardığı için analitik düşünceyi bozmuştur. Hedefi olan insan daha iyi empati yapar. Çünkü empatide var olan iyi, güzel, doğru kavramlarının sınırları kafasında netleşmiştir. Sosyal empatiyi yapabilmek için duyguları adil yönetmek, kişiler üstü düşünebilmek gerekir. Bunun eğitimi de çocukluktan başlar. Bir insanın sevildiğini, anlaşıldığını ve değer verildiğini hissetmesi gerekir. Sevgi, saygı ve güven duyguları empatiyi destekler. İnsanda ne kadar güçlü empati varsa insanları anlama kapasitesi de o kadar yüksek olur. Meselâ doğru avukat inanmadığı davayı almaz. Çünkü yanlışı savunmak zorunda kalır. Burada empati yapmak, bağışlayıcı, af edici olmak değil hukuk kuralları içinde hareket etmektir. Hukukun dışına taşan, güven zedelemek, işkence yapmak, zarar vermek gibi durumlardan ise uzak kalmaktır. Bunun için ideal empatide iyi, güzel ve doğru kavramlarının olması gerekir. Farklı düşüncelerin olduğu ortamda ölçü, bu kavramlar olmalıdır. Kişinin kendi düşüncesi iyi, güzel, doğru kavramlarına ters düşse bile bunu aslında yapmak isterim ama yapamam, böyle olması  daha iyidir, diyebilmelidir.

Ayşe Rabia