O'nun Gibi Olmak

DSC_0205

İnsanoğlu doğduğundan itibaren hep birilerine ihtiyaç duyar. Bebekliğinde anneye, babaya, okulda öğretmene, sokakta arkadaşa vb. ihtiyaç duyar. Çünkü acizdir, elinden tutulmasını ister. Çünkü cahildir, bilemez,  ona öğretilmesini ister. Kendisindeki eksikliği tamamlamak ister. Hep bir arayıştadır. Bazen aradığının ne olduğunu bilir bazen bilmez. Ama hep arar durur. Sevmek ister, sevilmek ister. Çünkü sevme ve sevilme isteği en büyük ihtiyacıdır. Sonra güvenmek ister, ait olmak ister. Hayatı anlamlı olsun ister. Bunlar herkesin doğal fıtri ihtiyacıdır. Aslında ömrü boyunca aradığı gerçek sevgidir. Duyduğu içinde tamamlayamadığı eksiklik, sevgidir. Annesinden tamamlamak ister, arkadaşından tamamlamak ister, tuttuğu takımdan tamamlamak ister. Yaşadığı her ortamda, muhatap olduğu her kişi de aradığı şey, gerçek sevgidir. Bulduğunu sanır, bağlanır. Neyi var ne yoksa feda edercesine bağlanır. Ama hayal kırıklığı yaşar. Çünkü aradığı o değildir.Fatır suresi 15. Ayeti kerimede “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız.” buyrulmaktadır. Esmaül hüsnanın tecellisini görmek ister sevdiğinde. Ona Allah’ı hatırlatsın ister. Çünkü gerçek sevgi budur.

Bu sebeple insanoğlu arayışına hep devam eder. Tekrar dener sevmeyi, güvenmeyi, ait olmayı! Bağlanma ihtiyacı bitip tükenmek bilmez bir şekilde arayışa devam etmesini sağlar.

İnsanoğlunun içinde öyle bir şey vardır ki hep onu hatırlamak ister. O’nu görmek O’nu hissetmek ister. Bu şey Hicr suresi 29. Ayeti kerimede bildirilmiştir. “Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim(ve o da dirildiği) zaman, (kudretim için) siz hemen ona secde ederek yere kapanın.” (buyurmuştu).” Bu ayetten de anlaşıldığı üzere insanoğluna O’ndan bir ruh üflenmiştir ki Allah’a ihtiyaç hali hiç kalkmasın üzerinden. Üstelikte daha dünyaya gelmeden Araf suresi 172. Ayeti kerimede bildirildiği üzere bir kavilleşme olmuştur kuluyla Yaratanı arasında. Ayeti kerimede “Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?”(demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şâhit olduk.” demişlerdi.”buyrulmaktadır. Bu bir ahitleşmedir, bu bir bağlanmadır. Bu bağlanma öyle kuvvetli olmuştur ki yeryüzüne inen insanoğlu her dem O’nu arar.

Yeryüzünün karanlıklarını aydınlığa çıkaran vazifeliler vardır. Üzerinde Esmaül hüsnanın tecellisi olanlar vardır.Ahzab Suresi 45-46. Ayeti kerimede “Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, (ümmetin üzerine) bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hem de Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” buyrulmaktadır. Rasûlullah nur saçan kandil olarak nitelendirilmiştir. O’nun aydınlığını yaşamaktır gerçek sevgi! Ona bağlanmaktır gerçek sevgi! Fakat insanoğlu hâlâ karanlıktadır. Onun aydınlığını yaşayamamaktır. Bu nur sona ermiş midir? Elbette ki hayır. Çünkü bir hadisi şerifte “Âlimler yeryüzünün kandilleridir” buyrulmaktadır. Rasûlullah’ın nurunu devam ettiren âlimler sayesinde insanoğlu karanlıktan çıkabilir ancak. Zira Kuşeyri, Ebu Ali Dekkak’ın,’’Kendi kendine yetişen ağaçlar yaprak açarlar ama meyve vermedikleri için onlardan istifade edilmez.’’sözünü naklettikten sonra, bir üstattan terbiye görmeyen müritten bir şey elde edilmeyeceğini belirtir.

Bağlanmak bir ihtiyaçtır. İnsanoğlunu kaldığı zulmetten nuraniyete çıkaran fıtratın istediği bir durumdur. Görerek, yaşayarak, duyarak, hayatını anlamlı kılmak, var olma gerekçesini Allah’a itaate çevirmek ancak gerçek bir lidere bağlılıkla sağlanır. Bu konuda Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hoca Efendi şöyle buyurmaktadır:”Yâni, Peygamber Efendimizi düşünmeye müridin ilk başta kabiliyeti yetmez ve o tecellîye kendisi tahammül edemez. Hocasını düşünmekten başlar. O eğitime alıştıktan sonra, Rasûlüllah’a gelir zâten… Merdivenin altındaki iki basamağa ne lüzum var?…  Bunlar olmasa üst kata çıkamaz mıyız?..  Çıkamazsın; çünkü buraya basacaksın, oraya öyle çıkacaksın! Alt merdiven olmadan üst merdivene çıkılmıyor. Peygamber SAS Efendimiz, Ebûbekir Sıddîk Efendimizin gözünden hiç gitmezmiş. Evde yalnız olduğu zamanda bile… Hattâ onun hayalinin gözünün önünde devamlı olmasından dolayı, ayağını uzatmaya utanırmış, helâya gitmeye utanırmış. Bu bağlılığın bir misâlidir, fenâ fir rasul olmanın alâmetidir. Rabıta da zâten, o olsun diye yapılan bir çalışmadır.

Orda olmaları, bizi sevdiklerini gösteriyor. Büyük mürşidimiz Gümüşhâneli Hocamız buyurmuş ki: “Bizi seven bizdendir.” Kişi sevdiği ile beraber haşrolacak ya!… Mâdem sevmiş, toplantımıza gelmiş; bizdendir. Tabii, Allah Resulü’ne olan bu sevgi, Allah’ın Rasulü’nün varislerine de devam ediyor. Allahu Teâla Hz. bir kulunu sevdi mi, başka insanlara da onu sevdiriyor. Rasulullah’a karşı olan o muhabbetten de miras geliyor galiba… O Rasûlullah’ın hakiki varislerine, ulema-i muhakkıkin, meşayih-i vasılin ve mürşidin-i kâmiline… Bizim Hocamıza bağlılığımızın da sebebi bu olsa gerektir. Hoca insanı cennete götürmeye çalışır, ahret musibetlerinin etrafından def olmasına, onun ebedi saadete ermesine gayret eder.”

Mürşid, müridin kalbine ilahi muhabbet tohumunu ekmektedir. Bu tohumu sulayıp büyütmek ise müride aittir.

Bağlanmak Allah’a ulaşmak yolunda yine O’na söz vermektir. Zira Fetih suresi 10. Ayeti kerimede “(Resûlüm!) Sana (samimiyetle) biat edenler (ölünceye kadar sana bağlılığa ve İslâm uğrunda savaşmaya söz verenler)ancak Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın (kudret) eli onların ellerinin üstündedir. Artık kim (bu bağlılığı) bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a söz verdiği şeyi yerine getirirse, O da ona büyük bir mükâfat verecektir.” buyrulmaktadır. Allah’ın kudret eli bağlananların üzerindedir. Ne büyük devlet! Ne büyük nimettir!

Bağlanmak, değişmektir. Bir nevi şahsiyet transferidir. Amaçlanan O’nun gibi olmaktır. Bakara suresi 138. Ayette “(De ki: “Biz) Allah’ın (İslâm) boyasıyla (boyanmışızdır). Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kim olabilir ki? Biz ancak O’na kulluk edenleriz.” buyrulmaktadır. Murad edilen, insanoğlunu Allah’ın boyasıyla boyamak isteyen gerçek alimlerin, liderlerin gönüllerine girebilmektir.

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş;

Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş!  (Yavuz Sultan Selim)

Saliha Yılmaz