Önemli Olan Bayramdan Sonrası

Mayıs 1989

Nurlu, feyizli, mübarek bir ay geçirdiniz. Allahu Teâlâ tekrarını nasip etsin.

Bir ay boyu, susamışken su içmeme, acıkmışken yemek yememe, kızıp öfkelenmişken sabretme, nefsin güçlü arzu ve hırslarına karşı çıkma egzersizi yaptınız; iradenizi kullandınız, kuvvetlendirdiniz. Gördünüz ki gerçekten “açlık ruhun gıdası” imiş. İnsan abur cubur, tıka basa yemeyince daha da hafif ve rahat oluyor, sıhhat kazanıyormuş. Sigarayı nasıl da bıraktınız? Demek ki vazgeçemeyeceğinizi sandığınız kötü alışkanlık ve tiryakiliklerinizi, isterseniz, azmederseniz yenebiliyormuşsunuz.

Hayatınızın olağan, sıkıcı akışı; hay huylu, çekişmeli sürüklenişi değişti. Ramazan’da ilahî ve rûhanî bir hâle büründünüz; züht ve takvayı öğrendiniz; tasavvufun, tarikatin hakikatini, ruhun uhrevî ve derunî huzur ve sükûnunu tattınız. Dünyada maddî zevklerden üstün, mânevî hazlar da bulunduğunu; süfli materyalist yaşamdan bambaşka ulvî ve rahmanî bir hayat tarzı da olduğunu anladınız. Allah’a mutî ve iyi bir kul olmanın, hâlisâne ibadet ve taat eylemenin mü’mini nasıl rahatlattığını, ne denli mutlu ve bahtiyar kıldığını gördünüz. Meğer şeytanın yolu ne kadar çirkinmiş, günah ve isyan, ne müthiş bir huzursuzluk kaynağı imiş!

Akşamları nasıl da senenin diğer aylarından farklı bir program uygulayabildiniz? Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen meşgaleleriniz nasıl silindi? İşinizi yatsılara, gece yarılarına kadar sürdürmediniz; akşamları sıcacık yuvanızda, sevgili aile fertlerinizle sofralarınızın başında nasıl hazır bulundunuz? Ya cömertliğiniz cuşa geldi de evinize dostları çağırdınız; ya da bir yakınınızın iftar sofrasına davet olundunuz. Maşallah yatsı namazlarınızı camide cemaatle kılmayı hiç kaçırmadınız, başka zamanki gibi yorgunluk, tembellik göstermediniz. O uzun teravih namazlarını cemaatle, belki de hatim sürerek kıldınız!

Geceleri tatlı uykularınızı bölüp sevaplı sahurlara kalktınız, teheccüt namazları kıldınız. Belki de mavi sonsuz gökteki pırıl pırıl yıldızları seyrettiniz. Yaradan’ın azametini görüp ürperdiniz. Abdest tazeleyip elinizde özel mushaf-i şerîfiniz, sabah namazına mukabele dinlemeye gittiniz.

Uykunuz azdı, karnınız açtı, yorgundunuz ama çok mutluydunuz. Vaazlar dinleyip dinin özünü anladınız, ibadet ve taat, hayrât ve hasenât yaptınız. Malınızın zekâtını hesaplayıp ayırdınız, cebinize koydunuz, sadakalar verdiniz, fakirleri sevindirdiniz, meleklerle yakınlaştınız, melekleştiniz. Ne mutlu sizlere! Bayram sizin hakkınız.

Allah (celle celâlüh), cümle ibadet ve hayırlarınızı en üstün mükâfatlarla mükâfatlandırsın. Bayramınız kutlu olsun!

Bayramdan sonra, Ramazan’da kurduğunuz mutlu ve mânevî düzeni bozacak, yine eski halinize dönecek misiniz?

Hayır, asla, Allah göstermesin, yazdıysa bozsun, hiç öyle şey olur mu?

Rabbimiz cümlemizi korusun. Uyandıktan sonra gaflete, hidayetten sonra dalalete, itaatten sonra isyana, imandan sonra küfre, izzetten sonra zillete, sevaptan sonra ikaba, kabulden sonra redde, ikramdan sonra intikama, azaba uğratmasın!

Bundan sonraki bütün ömrümüzü has, halis, hakikî, samimi, istikrarlı bir kul olarak geçirmeyi, salih ameller işlemeyi, rızasını kazanmayı, cennetine girmeyi, cemalini görmekle şereflenmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin, âmîn, bi-hürmeti seyyidi’l-mürselîne Muhammedin ve âlihî ecmaîn!

Prof. Dr.Mahmud Esad Coşan (rh.alyh)