Önceden Hazır Olanlara Bir İşaret Yeter

Betül Meral Durak

Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü behâdır.
Bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır. (Nedim)
(Bu İstanbul şehri, emsalsiz ve paha biçilmez bir şehirdir. Bir parça taşına bile bütün Acem (İran) mülkü fedadır.)
Bir Fransız gezgininin şu sözü Nedim’in bu beytini daha anlaşılır kılıyor: “İnsanların yaptığı en güzel şehir, Paris; Tanrı’nın yaptığı en güzel şehir İstanbul’dur.”
İstanbul, iki deniz arasındaki bir inci gibi hem tabii güzelliği hem de stratejik önemi için dikkatleri üzerinde toplayan bir şehirdi. Bu yüzden de farklı milletler tarafından farklı zamanlarda pek çok kez kuşatılmıştı.
Emevîler, Abbasîler, Yıldırım Beyazıt, Musa Çelebi ve II. Murad’ın yaptığı seferler sonuçsuz kalmış ve sıra 22. ve son kuşatmaya gelmişti. Murat oğlu II. Mehmed’e…
İstanbul’un fethi, ne sadece teknik üstünlükle ne de sadece manevi sebeplerle başarılmış bir fetih değildir. Bu nedenle kısaca o dönemin toplumuna ve Fatihin yetişmesine bakmak lazımdır. Fetih aslında bir sonuçtur.
Bizim için Fatih’in nasıl yetiştiği büyük önem taşıyor. Çünkü Fatih bir meyvedir. Meyveyi bir ağaç hâsıl eder. Ağacı da çevresi, toprağı, iklimi besler. Fatih’i de devri, muhiti ve etrafındaki mübarek insanlar yetiştirdi ve geliştirdi. Bu dehayı yetiştiren kültür muhiti, eğitim ve ahlâk sistemi, bizim için son derece önemli.
Fatih, aşama aşama örülmüş bir fethin son halkasıdır. Babası Sultan 2. Murat padişah iken yaşanan şu hadise buna güzel bir örnek teşkil eder: Bizans kralı, Ayasofya’nın duvarları çatlayınca Sultan 2. Murat’tan yardım ister. Osmanlı mimarları yan dayanakları yaparlar. Edirne’ye döndüklerinde mimarbaşı, Osmanlının her bireyinde mevcut fetih anlayışını gösteren şu sözleri söyler: “Sultanım, Ayasofya’nın minarelerinin kaidelerini yaptık. Minarelerini yapmak size kalıyor.”
Fatih’in annesi Hüma Hatun’un doğum sancıları başladığında babası padişah 2. Murat, Kur’an okuyarak doğumu bekliyor. Kendisine bir oğlu olduğu müjdesi veriliyor. Sıra oğluna isim vermeye gelince “Bana oğlumun doğduğu haberi geldiğinde Muhammed suresini bitirmiş Fetih suresine başlamıştım. Onun için ismini Muhammed koyuyorum, inşallah fetih de ona müyesser olur.” diyor.
Fatih, eski payitaht Edirne’de dünyaya gelmiştir. Psikanalistler, bebeklik ve ilk çocukluk dönemlerinde annenin vermiş olduğu eğitimin önemine dikkat çekerler. Annesi Hüma Hatun’un da oğlunun hayatında önemli bir yeri olmalıdır. Çünkü Fatih, annesinin ölümüne kadar (1449), yaklaşık on yedi-on sekiz yaşına değin Amasya, Edirne ve Manisa’da çocukluğunu ve gençliğini onunla birlikte geçirmiştir. Ne yazık ki bu dönemde onun annesiyle olan ilişkisinin ayrıntıları bilinmemektedir. Fakat oğlu, Hüma Hatun’un kıymetlisiydi. Türbesinin mezar taşına da kendi adı değil, “Sultan Mehmet Çelebi’nin Annesi” yazılmıştır.
Fatih çok iyi öğrenim görmüştü. Din bilimlerinde, sosyal ve pozitif bilimlerde oldukça iyi idi. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askerî konulara ilgiliydi. Matematik, özellikle edebiyat en sevdiği alanlardı. Dindardı. Adaletli, zeki, cesur, sezgileri ve algıları yüksek bir şahsiyetti. Risk almasını bilen bir karakterdeydi. Kimseden çekinmezdi. Büyük hayal ve ideallerin adamıydı. Zorluklara göğüs gererdi. Gerektiğinde inatçı, atılgan, cüretkârdı. Genelde sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Ama gerektiğinde tam aksi yönde hareket edebilecek esneklikteydi.
İstanbul’dan önce kendi içindeki fetihleri halleder Fatih. Kalbini ise büyük bir tasavvuf erine teslim eder. Onun rehberliğiyle, tüm bu karmaşık devlet işlerinin içinde kalbini diri tutmayı öğrenir, manen olgunlaşır. Bir yandan devrin en ünlü âlimlerinden zahiri ilimleri alırken bir yandan da Akşemseddin hazretlerinden mana ilminin hazinelerini devşirir. Hakiki zaferin ancak nefsini kontrol etmeyi başarıp “hürler” kafilesine katılan kimselere nasip olduğunu bilen Akşemseddin, bu sebeple Fatih’e önce kendisiyle hesaplaşmayı öğretir. Neticede İstanbul, kendisini manen fethedecek olan bu hükümdara kapılarını açar. İstanbul’u fethettiği gün söylediği şu söz “Akşemseddin ruhu”nu fetih insanlarına tanıtacak bir mihenk taşıdır: “Bende gördüğünüz bu sevinç ve huzur, yalnız bu kalenin fethinden değil Akşemseddin gibi aziz ve mübarek bir Allah dostunun benim zamanımda ve benimle beraber olmasındandır.”
İstanbul’un fethinde birinci etken şüphesiz Peygamberimizin müjdesine nail olmaktı.
Peygamberimiz (sav): “Adana’yı, Antakya’yı, Halep’i fethedeceksiniz.” demedi. “İstanbul fetholunacaktır.” dedi. Niçin? Çünkü İstanbul küfrün merkeziydi. Kur’an’da (Tevbe 12) “Küfrün önderleri ile çarpışın.” buyruluyor.
Osman Gazi, oğlu Orhan’a: “Oğlum, kuru mücadele, kavga, çatışma ile cihangirlik bize yakışmaz. Bizim asıl maksadımız, Allah ve İslam yolunda cihad etmektir.”diyor.
Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Gazi, askerleriyle beraber sal üzerinde Rumeli’ye geçerken şunları söylüyor: “Biz buraya mal mülk edinmek, servet ve şöhret sahibi olmak için gelmedik. Gayemiz, i’la-yı kelimetullah (Allah’ın adını yükseltmek)tan başka bir şey değildir.”
1.Murad, (Murad-ı Hüdavendigar) Fatih’in dedesinin dedesi, Kosova’ya kadar gitmiş. Bakmış ki Sırplar, Avrupalılar büyük bir ordu toplamış karşısına gelmişler. Kendi mücahitlerinin sayısı az, karşı taraf çok kalabalık. Elini açmış: “ Ya Rabbi! Beni bu diyarda, bu kâfirlerin karşısında mağlup düşürme. Askerim bu düşmanın karşısında mağlup olursa bir daha buralarda sana ibadet edilmez. Ordum galip olsun; ben can derdinde, şan derdinde, ganimet derdinde değilim; canım feda olsun.” demiş. Dünya saltanatı peşinde olan insan, bu sözü söylemez.
Fatih, Pontus İmparatorluğu adıyla Trabzon’da hüküm süren Bizans kalıntısı bir imparatorluğa son vermek için yola çıkar. Bu seferde Uzun Hasan’ın validesi Sare Hatun da vardır. Yollar gerçekten sarptır ve aşılmaz bir dağa gelinir. Atla gitmek mümkün olmaz. Fatih atından inip eteklerini beline sokup dağa yaya olarak tırmanır. Öyle yorulur ki, alnından akan terler burnunun ucundan ve sakallarından yağmur gibi yere dökülür. Fatih’in bu halini gören kafiledeki Sare Hatun: “Hey oğul! Bu Trabzon’a bunca zahmet nedendir?” der. Fatih Sultan ona şöyle derin derin bakıp şunları söyler: “Hey valide! Bu zahmet din yolundadır. Zira bizim elimizde İslam’ın kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti çekmezsek bize gazi demek yalan olur. Bugün-yarın, huzur-ı ilahiye çıkacağım. Haketmediğim bir unvanla Hakk’ın huzuruna çıkarsam mahcup olurum. Bizim buralara gelişten maksadımız kale fethetmek ve servet kazanmak değildir. Buraları Müslümanlara açmak, vatan yapmaktır.”
Nureddin Topçu, fethin iki cephesi olduğunu söyler: 1-Maddeden ibaret olan toprağın fethi.
2-Ruh dünyasının fethi.
Beldeler kazanmaktan ibaret olan toprağın fethi, bedene gururlar getirmiş, insanlığın ruh yolundaki ilerleyişine kementler vurmuştur.
İkinci fetih, ruhun fethidir ve birincisi, buna ulaştırıcı vasıta olunca manalıdır, değerlidir ve Peygamberin diliyle tebşirlere layıktır. Fatih, bu ikizli fethi başarmış olan büyük insandır.
İstanbul, sadece üzerinde Türk bayrağı dalgalansın diye alınmadı. Havasında büyük ruhlar yükselsin diye fetholundu. Birinci fetih, ruhlardaki fütuhat için sadece bir anahtardı. İstanbul alınmış, Bizas’ın baş tacı olan belde Türkleştirilmiş, tarihte yeni bir devir başlamış. Bütün bunlar, fethin ruh dünyasında oluşturduğu harikaların yanında sönük kalmaktadır. Ruhlardaki inkılâp, fethin asıl hikmetini teşkil etmektedir.
Orta Asya’dan Anadolu kıyılarına kadar gelen istilacı realizm, Malazgirt kapılarında yerini idealizme terk etti. Kesilen kafalarla kule yapma hırsı, gönüller sultanı Alparslan’da, yerini, kazanılan kalplerden kale yapma aşkına bıraktı. Bu zamana kadar göğüslerinde hançerden başka bir şey taşımayanlar, Anadolu’ya ayak bastıktan sonra kılıcı da kalplerin fethi için vasıta olarak kullandılar. Fethettikleri beldelerin halkını selametlere gark eden, ruhlar kurtaran Müslüman orduları, kan dökücü değil kalp kurtarıcı olmak davasıyla savaşmışlardır.
Alman tarihçi Troçke’nin dediği gibi, “Tarih, ‘geçmişi bilmek’ ilmi değil, ‘geleceği yapmak’ sanatıdır.” Bu bakımdan Fatih Sultan Mehmet’in ilmî yönü, idealistliği, mutasavvıflığı, sistemli çalışması, hem Doğu hem de Batı’yı bilmesi, geleceği inşa edecek olan bizlere orta çağdan yön gösteriyor. Hiç şüphesiz Fatih’in adımlarını takip etmek onun peşinden nice fetihlere kapı açacaktır.
Kaynaklar:

İstanbul’un Fethi ve Fatih, M. Esad Coşan
Büyük Fetih, Nureddin Topçu