Önce Birleşmek, Sonra da İlahî ve Dinî Sorumluluğa Göre Çalışmak

jkl

Mayıs 1995

Âlemlerin Rabbi, hâlikımız Allahu Teâlâ hazretlerinin kudreti sonsuz; hilkati, sanatı harika! Sonsuz küçük parçalardan, muazzam büyük varlıklar yaratıyor: Kuantumlardan (enerji paketi), atomun unsurları; unsurlardan atomlar, atomlardan çeşit çeşit moleküller; moleküllerden elementler; elementlerden bileşikler; türlü maddeler, eşyalar; bunlardan cins cins varlıklar, kompleks canlılar; küçük küçük kâinatlar; sonra da sonsuz, uçsuz bucaksız feza (makro kozmos)… ilh. Tebârekallâhu Rabbü’l-âlemîn! O’na sonsuz hamd ü senâlar olsun!

Gözümüzle her zaman göre geldiğimiz bir başka misal: Havadaki su zerreciklerinden damlalar; damlalardan yağmurlar; yağmurlardan seller; sellerden dereler, ırmaklar; ırmaklardan göller, denizler; denizlerden de muhteşem okyanuslar meydana geliyor. Bunlardan ibret almalıyız.

Biliyoruz ki İslâm her yönüyle birlik dinidir; Müslümanların, inananların da böyle birleşmesi, sevişmesi, muhabbetli, “bünyân-ı mersûs” gibi kale misali yekvücut olması gerek. Bunun faydası ve sevabı çok büyük! Namaz bile cemaatle kılınırsa 27 kat, 50 kat daha fazla sevaplı oluyor.

Çevremizdeki yurt içi ve yurt dışı olaylarında çok açık bir şekilde ortaya çıkıyor ki din düşmanlarımız da her konuda ve bilhassa bize kötülük yapmakta yekvücut oluyor, birlikte hareket ediyor, insan haklarını çiğniyor, zulüm yapıyor, zalimleri teşvik ediyor, mazlumların feryatlarına kulak tıkıyor, gaddarlık, kalleşlik, nâmertlik yapıyor, insanı çileden çıkarıyor.

O halde bunların haksızlıkları karşısında Müslümanlar da tavırlarını yeniden düzenlemeli, gereken her türlü tedbiri acilen almalıdır. Allahu Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılınız, tefrikaya, ihtilafa düşmeyiniz.”120 buyuruyor; İslâm birliğini emrediyor; Müslümanların çok yakın ve samimi kardeşler olduğunu bildiriyor. Peygamber Efendimiz de (sas.) mü’minleri tek bir vücuda teşbih ediyor; duygu ve düşüncede, acı ve sevinçte, hal ve harekette, tavır ve tedbirde daima birlikte hareket etmeleri gerektiğini önemle vurguluyor.

Bu ilahî emir ve tavsifler üzerinde dikkatle duralım!

Müslümanlar hangi konularda birlik ve beraberlik içinde olacak, nasıl yekpare bir dağ gibi yekvücut bir davranışla hareket edecek; bu ilahî ve güzel birlik neler yapılarak tahakkuk edecek?

Bunun için önce bir “otorite merkezi” olması lâzım.

Otorite Allah’ındır; hâkimiyet O’nundur, hüküm ve ferman O’nundur, itaat O’nadır. Bu sebeple bütün müslümanlar önce ve mutlaka Allah’a itaat etmeli, Resûlullah’a (sas.) tam mânasıyla tâbi olmalıdır. İyice bilinmelidir ki Allah’a isyanda hiçbir mahluka itaat edilemez; Allah’ın emrine aykırı hiçbir emir, hiçbir kimse tarafından verilemez; Allah’ın otoritesini hiçbir kul kendi keyfine kullanamaz. Allah’ın emrinin ne olduğunu herkes gitsin gerçek ulemaya, ehlullaha, evliyâullaha sorsun, öğrensin. Şeriatın ahkâmına tâbi olsun, kendisine Allah’tan gayrı put, mabut, metbu, âmir, otorite edinmesin ki bunun sonu hüsrandır, cehennemdir, azaptır.

Demek ki önce herkes Allah’ın hâkimiyetini tanıyacak; ulemâ-i âmilîne, Allah’ın hükmünü bilene, Allah yolunda yürüyene, Allah’ın emrini tutana tâbi olacak; başka salah ve felah yolu yok!

Sonra ilmin, âlimin, hakkın, hakikatin, “şûra”nın, meşveretin ortaya çıkardığı, tespit ve tayin ettiği esaslar dairesinde çalışacak, üzerine düşen görevi, en güzel, en mükemmel tarzda îfâ edecek; her şey düzenli, metotlu, ilmî, mantıkî, asri, şer’î, meşrû, sevaplı, hayırlı ve mübarek olacak.
Tespit edilen projelerin tahakkuku için de herkes malî destek verecek; her türlü atıl imkânlarını seferber edecek, hayır ve bağış yaparak veya ticarî ortak olarak Müslümanların finans gücünü en yüksek seviyelere çıkarmaya yardımcı olacak.

Artık bundan sonra Avrupa Topluluğu’na, Amerika’ya, Japonya’ya vs. el açıp bel bağlamayacağız, kimseden atıfet ve sadaka, destek ve kredi dilenmeyeceğiz, kimseye el açıp, yüzsuyu dökmeyeceğiz. Allah’a dayanıp, O’nun lütfuyla diğer devletlerin ve milletlerin hepsinin önüne geçecek ve üstüne çıkacağız.

Sen de bu hususta senin neler yapman gerektiğini çok iyi ve derin derin düşün; ilahî sorumluluğun ve görevin ne ise onu en güzel şekilde yapmaya bak! Allah muînin, tevfîk refîkın olsun!

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan’ın İslam Dergisi Başmakalelerinden alınmıştır.
________________________________________
Dipnotlar
1. 3/Âl-i İmrân, 103.