On bir Ayın Sultanı (Kadın ve Aile, 1990)

“Ey iman edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, günahlardan korunabilesiniz diye oruç size de farz kılındı.” (Bakara: 183)

Ramazan ayı öyle mübarek bir aydır ki; insanlara hidayet rehberi olan ve Hak’kı Batıl’dan ayıran Kur’an bu ayda indirildi. Ramazan-ı Şerifteki orucun Cenab-ı Hak’kın Rab’lığına, insanın kişisel ve sosyal hayatına, nefsin terbiyesine ve Allah’ın bize vermiş olduğu nimetlerin şükrüne yönelik birçok hikmetleri vardır.

Allah Teâlâ yeryüzünü bir nimet sofrası şeklinde donatıp kendi Rab’lığının, Rahman ve Rahim sıfatlarının mükemmelliklerini insanlığa göstermektedir. İnsanlar bazen gaflet içerisinde, bazen de sebeplere bağlanarak bu hakikatleri görememektedirler.

Ramazan ayında mü’minler muntazam bir ordu gibidirler. Sultan-ı Ezeli’nin ziyafetine davet edilmiş şekilde iftara yakın, “-Buyurunuz!” emrini bekler gibi bir ibadet şekli gösterirler. Ramazan’ı Şerif’teki oruç ile o şefkatli, haşmetli ve büyük rahmaniyete karşı geniş, büyük ve düzenli bir ibadetle karşılık verirler.

İşte oruç halis, büyük ve umumi bir şükran anahtarıdır. Bizi yoktan yaratıp, sonsuz ve sayısız nimetlerle besleyen yüce Allah’a, O’ndan gayrı olan sebep, şahıs ve otoritelerin hepsini reddedip, yalnız O’na bağlanmaya, yalvarmaya ve şükretmeye yönelten güçlü bir araçtır. Çünkü oruç vasıtasıyla hissedilen açlıkla, en zengininden fakirine kadar tüm insanlar o nimetlerin kıymetini anlamakla umumi bir şükür yapmaktadırlar.

Herkes bu nimetlerin kendisinin olmadığını, mülkün Allah’a ait olduğunu, dilediği gibi tasarruf edemeyeceğini, nimetlerin kullanımında şahısların hür olmadığını, bütün bu nimetlere karşılık onları bize veren Yüce Allah’ın bir şeyler istediğini anlayarak gereğini yerine getirir.

Orucun birçok hikmeti vardır. Sosyal hayatta insanlar arasındaki ekonomik farklılıkları yok edercesine, zenginler fakirlerin yardımına çağırılmaktadır. Peki, zenginler açlık çekmeden fakirlerin halini ne derece anlayabilirler? Elbette, oruç olmasa birçok zengin, açlık ve fakirliğin ne kadar elim olduğunu, fakirlerin şefkate, yardıma ne kadar muhtaç olduğunu anlayamaz. İşte bu nedenle oruç, zengin fakir farkı gözetilmeksizin tüm Müslümanlara farz kılınmıştır.

Bu ayda Kur’an’ı okumaya, hakkıyla yaşamaya, Kur’an’a muhatap olmaya, Kur’an ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmak, her türlü nefsani haz ve istekleri terk etmek Kur’an’ın ilahi hitabına karşı, yüce bir ibadetle karşılık vermek gerekir. Resulullah(sav) “Bir kimse Ramazan’ın faziletine inanarak ve mükâfatını umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır” buyurmuştur. Bu hadis-i şerifin ışığında bu ayda tövbe etmeli, bu tövbeyi bir başlangıç kabul edip, bir daha geri dönmeden ömrümüz boyunca bizi yaratan Allah’ın yolunda hizmet etmeli, Allah’ın ipine sımsıkı sarılmalıyız. Olur ki geçmiş günlerin zararlarını böyle telafi edebiliriz.

Nasıl ki bir sultan bazı günlerde fazla ikramlar, iaşe, maaş dağıtırsa, kâinatın Sultanı Yüce Mevla da Ramazan ayında sonsuz rahmetiyle hatasından dönen, tövbe eden, ona teslim olan kullarını affeder, onları hidayete erdirir. Geliniz bu rahmetten nasibimizi alalım. Ramazan-ı Şerif bu fani dünyada, kısa bir hayatta baki bir ömür ve sonsuz bir hayatı içinde bulundurur, kazandırır. Bir tek Ramazan seksen senelik bir ömrün meyvelerini kazandırabilir. Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olması bu sırra bir delildir. Ramazan ayında amellerin sevabı bire bindir. Kadir gecesinde Kur’an-ı Kerim’in her bir harfinin sevabı otuz bindir. Adeta Kur’an-ı Hakîm o nurani sevap meyvelerini mü’minlere kandıran bir Tuba ağacı gibidir. İşte bu nedenle Ramazan-ı Şerif adeta kârlı bir sergi, bir pazardır.

Ayşe Aldemir

Kadın ve Aile Dergisi, yıl 5, sayı 10, 1990.