Okumak Ama Nasıl?

“Her şeyin temizleyicisi vardır.” dediğinde bahis konumuz sadece su olmayacaktı. Çünkü hocamın dersleri, bilgileri hazır vermekten ziyade düşüncelerimizi tetikleyici mahiyetteydi. Her defasında  bir cümleyle girerdi derse. O cümlenin etrafında biz düşüncelere dalarken sanki âlemi seyre çıkardık. Ders değildi onunki; sohbetti, hasbıhaldi. İple çekerdim o günün gelmesini. Acaba bugün ne anlatacak diye merakla, heyecanla gelirdim. Ders dediğin, sohbet dediğin seni alıp götürmeli; hem kalıbını hem kalbini kıpırdatmalı. İçim içime sığmıyor dedirtmeli. Hocam, mübarek insan! Eli öpülesi insan! Bana ilmi sevdiren, okumayı öğreten! Okumayı öğreten!

Kitap en iyi arkadaştır diye bildiğim yıllarda, kendimi kitaplarla teselli etmeye çalışmıştım. Sadece kitap okumanın yeterli olacağını sanıyordum. Hâlbuki okumak sadece kitap okumak değilmiş, geç anladım!

Akait dersinde Allah’a iman bahsindeydik. Hocam “Oku! Gördüğün her şeyi oku!” dedi. Neyi okuyacaktım ve nasıl okuyacaktım? Şaşkındım. Hocamın sözlerinden sonra da hayretim artmıştı:

” Bazen gökyüzünü okursun. Buluttan, yağmurdan başlar, yeryüzüne iner, topraktan devam edersin okumaya. Bazen kuşlardan başlar, arılara geçersin. “Sonra meyve (ve çiçek)lerden ye. (Bunun için) Rabbinin (bal yapımı için) kolaylıklar gösterdiği (öğreti) yollarına boyun eğerek gir.” Onların karınlarından rengârenk bir içecek (bal şerbeti) çıkar ki o, insanlar için bir şifa (kaynağı)dır. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir toplum için bir ibret (ve Allah’ın kudretine işaret) vardır. “(Nahl 69)

Şairin dediği gibi:

Bir kitâbullâh-ı azamdır serâser kâinat,
Hangi harfi yoklasan manası hep Allah çıkar…

Okuma bilmeyen Resulullah (sav)’e “ oku” vahyindeki hikmet neydi? “Ben okuma bilmem.” dediği halde Cebrail (as.)’ın sıkıca sarılıp hatta sarsarak “Oku!” demesindeki sır neydi?

“Yaratan Rabbinin adıyla (Rabbin adına sana okunan şekliyle) oku (ve bildir insanlara). O insanı bir alak’tan (rahim duvarına asılmış zigottan/aşılanmış yumurtadan) yarattı. Oku, insana bilmediğini öğreten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin en büyük kerem sahibidir.(A’lak 1-5)”

Ben bunların üzerinde düşüncelerimi toplamaya çalışırken hocam beni hayretten hayrete düşürmeye devam etti: “Teemmel sutûral-kâinâti feinnehâ minel-meleil-a’lâ ileyke resâilüh.

Mealen “Kâinatın sayfalarına yani etrafındaki manzaralara, olaylara bak, bunları incele ve zihninden bunların  üzerinde tefekkür eyle! Çünkü bunlar; Mele-i A’lâ’dan, Allah’ın huzurundan sana gönderilmiş mektuplar demektir.”

Okumak ama neyi? Okumak ama nasıl? Beynimdeki tüm hücreler sanki hareketteydi ve ben onların hareketini takip edemiyordum.

“Önce zihnini, düşüncelerini topla, dağınıklıktan kurtar, sonra odaklan ve bak! Allah, Mülk Suresi’nde ‘Bak! Tekrar tekrar bak!’  diye emrediyor. Her şey O’ndan ve her şey O’nu hatırlatmak için sunulmuş birer kitap ve mektuptur. Yeter ki okuyacak göz, işitecek kulak, anlayacak idrak olsun.” dedi.

Hocamın dersi sohbet havasındaydı her zaman. Anlattıklarını akılda kalıcı, çarpıcı ve kolaylaştırıcı  bir üslupla aktarırdı. Bunu nasıl yapabildiğini hep merak etmiştim.  Meğer her dersinden ve sohbetinden önce yaptığı  bir duası ve niyeti varmış: “Benim işimi kolaylaştır, dilimden de (şu) düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.” (Taha 26–27–28)

Hayatımda bir u dönüşüydü onunla yaptığım dersler. Düşüncelerim değişmiş, hayatım anlamlı hale gelmişti. Bir fark yaratmıştı, bir değer katmıştı. Her sözü ve her bakışı hatırımdadır. Ona müteşekkirim. Mekânı cennet olsun…

Saliha Yılmaz