Okuma İhtiyacının Beş Evresi

 “Sıradan bilginler bilgi çokluğuyla övünür, bilgisini artırmaya çalışır. Ayaklı kütüphane gibi olmaya çalışır. Bizim evliyâullah büyüklerimiz de, öğrendiklerini uygulamaya çalışır. Allah’ın rızasını kazanmaya gayret eder. Bir şeyi okuduğu zaman, “Ben bunu nasıl uygulayacağım?” diye düşünür.” Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan

Düğün hazırlığı yapan eş adaylarının aldıkları, almayı planladıkları eşya listelerini gözden geçirsek neler görürüz?

Allı bohçalar, pullu sandıklar, dantelli havlular, işli örtüler, son model beyaz eşyalar, süslemeli koltuk takımları, berjerler, markizler, konsollar, şifonyerler, vitrinler, portmantolar, afili masalar, janjanlı halılar; zebra, tül, fon, pano perdeler; çelik, billur, porselen, kristal mutfak takımları; runnerlar, mumluklar, peçetelikler; şıkır şıkır avizeler, pırıl pırıl aynalar…

Alışveriş sırasında koltuk takımı bordo mu lacivert mi olsun;  masa örtüsü işli mi dantelli mi olsun, yolluklar simli mi kabartmalı mı olsun muhabbetleri günlerce sürer. Hatta bazen bu sorular, zevk farklılıkları nedeniyle aileler arasında kavgaya, soruna dönüşür.

Sonra bu eşyalar birer birer fotoğraflanıp sosyal medyada paylaşılır. Tıpkı eşya listesi gibi, eşya fotoğraf ve videolarına yapılan yorumlar da uzayıp gider.

Düğün sonrası akrabalar ve komşular, ziyarete geldiklerinde evi pek beğenirler.

-Her şey harika.

-Yok yok maşallah. Anası kıza çok çeyiz yapmış.

-Oğlan da parayı esirgememiş.

Gelip gidenler çekmece, dolap ve raflarda ne varsa inceden inceye her ayrıntıyı incelerler. Kimi imrenerek, kimi iç geçirerek, kimi kıskanarak gözlerini eşyaların üzerinde dolaştırır.

Yıllar geçer, evli çiftler yoksunluk duygusunun ekseni etrafında alınan kararlarla eşyaları yenilerler. “Komşuda gördüm yeni bir kahve takımı almış.” diye başlayan sonra bütün evin eşyalarını “moda”ya ve “çevre”ye uygun hâle getiren, başkalarında her gördüğünün yoksunluğunu çeken bir anlayışla, ömür eşyalar uğruna harcanır durur.

İhtiyaç ve ihtiras duyguları arasındaki gelgitlerle devam eden bütün bu koşturmacalar içinde, hem bu hem de öbür dünya için ihtiyaç olan en önemli eşyalardan birinin yokluğu, evlerin pek çoğunda ne yazık ki fark edilmez. Kitap ve onu muhafaza edecek kitaplık... Değil kitaplık, bir kitap rafı bile yoktur çoğu evde; dekor amaçlı kullanılanlar haricinde. Bazı evlerde baş köşede Kur’an-ı Kerim vardır; o da bir süs eşyası gibi, cenaze törenleri haricinde, yıllarca kapağı açılmadan öylece bekler durur. Bazı evlerde kitap rafları sadece çocukların ders kitaplarını koymak içindir. Bazı evlerde de kitaplık varsa bile evin en değersiz köşesinde öylece saklanmıştır. Bu evrede kitaba hissedilen yoksunluk duygusunun derecesi “sıfır”dır. Kitap, gerçek bir “ihtiyaç” olmasına rağmen, yokluğu fark edilmez, ona yönelik bir yoksunluk duygusu yaşanmaz bile.

Oysa insan kitap okumanın tadını bir kez alsa, onu bir daha bırakamaz. Bu tadı almış ve kitabın bir ihtiyaç olduğunu anlamış olanlar için yoksunluk duygusunun derecesi artmaya başlar. Kitaplar alınır, duvardan duvara kitaplıklar yaptırılıp içine kitaplar yığılır; sonra da onlar orada öylece boynu bükük bırakılır. “Bir gün gelecek de evdekiler bizi okuyacak.” diye bekler durur zavallı kitaplar. Başlangıçta bir ihtiyaç gibi algılanan çok sayıda kitap alma isteği zamanla ihtirasa dönüşür ve yoksunluk duygusu yalnızca “kitabı satın alma” ya yönelik hâle gelir. Bu da ikinci evredir. Ve bu evrede sosyal medya fotoğraflarında, ev eşyalarının yerini kitaplar almıştır.

Üçüncü evrede kişi, kitabı alır, okur, kütüphanesinde okunmadık kitap bırakmaz. Okuduklarını başkalarına hediye eder. Hatta emanet eder, çok sayıda kişi tarafından  okunmasını sağlar. Burada kitaba yönelik yoksunluk duygusunun şiddeti iyice artmıştır ve “okuma” nın kendisine yöneliktir. İnsanın okudukça okuyası gelir. Öyle ki okuduğu kitapların sayısıyla övünmeye başlar. Bu durumun aslında, evindeki eşyanın çokluğuyla övünmekten çok da farkı yoktur. Artık okumanın kendisi bile ihtirasa dönüşmüştür.

Dördüncü evrede ise okumayı bir araç olmaktan çıkarıp asıl gayeyi anlar insan. Allah için okumayı ve okuduklarını uygulamayı. Daha okurken öğrendiğini uygulamaktır hedefi. İçeriği kendisine değer katacak kitapları seçer; rastgele almaz kitapları… Meselesi kitapların ya da kitaplıkların çokluğu da değildir. Derdi, tasası okuduğunu hayata geçirmektir.

Okuduklarını hayata geçirdikçe, beşinci evre başlar. Artık yalnız kitapları değil; insanları, doğayı ve kendini okur. Okudukça aczini ve hiçliğini anlar. Yunus Emre’nin,

“Okumaktan murat ne,

Kişi Hakk’ı bilmektir.”

dediği sırra kavuşur. Ne mutlu okumayı sevenlere, okuduğunu uygulayabilenlere ve kendini bilenlere…

Nefise Atçakarlar