Öfke Kontrolü

IMG_3764 copy

İnsanın öfkesini kontrol edebilmesinin yolu, öfkeyi eyleme dönüştürmekten geçer. Bunu yenmenin en güzel yöntemi, sorunu ertelemektir.”Şu an da çok kızgınım o yüzden bu konuda karar vermemeliyim.” diyebilen ve hiddetlendiği konuyu sakinleşeceğini ve doğru düşüneceğini öngördüğü saate kadar erteleyebilen, ortamı değiştiren insan duygularını dengelemekte zorluk çekmez. Öfkelendiği konuda sağlıklı karar verebilmek için kişinin sakinleşip kendine zaman tanıması en doğrusudur.

İnsanın, sinirli olduğu anlarda durumu denetleyebilmek için neye ve niçin kızdığını kendine sorması gerekir. Bu soruyu sormakla önem verdiği hangi ilkesinin çiğnendiğini görecek, bir yandan da o ilkenin doğruluğunu, kızmaya değer olup olmadığını anlamış olacaktır. Öfkeli kişiler, ”Dur-Düşün-Tepki Ver” kuralını uygulayabilirler. İnsan düşünmeden tepki verirse, saldırganlaşacağından hata yapabilir.

Öfkeli haldeyken yapılan yanlışlardan biri de anlayıp dinlemeden karşımızdakini hemen suçlamaktır. Böyle davranarak kolaya kaçan insan eksikliğini sahiplenmekten, sorumluluk almaktan sıyrılmış olur. Oysa kişinin kusurlu taraflarını kabullenmesi, yüksek bir ruh ister ve herkes onu başaramaz. Onun için bir insan diğerini yanlış bir şey sebebiyle suçladığında diğeri hemen, “Ama sen de böyle davrandın” diyerek onun kötü örnek olabilecek bir davranışını yüzüne vurur. Konu başka olmasına rağmen, kendi eksikliğini gizlemek için kolaya kaçar.

Öfkeli kimse öfkesi geçtikten sonra kendinden nefret edebilir. Oysa doğru düşünce, kişinin kendisinden değil, yanlış davranışından nefret etmesidir. Benliğimizden nefret edersek öz saygımızı yitirebiliriz. Çünkü bu dünya, ”kusursuzluklar dünyası” değildir. İyiyle kötünün, Güzel ile çirkinin bir arada bulunduğu bu dünyada “Ben kusursuz olacağım” demek, en büyük kusurdur. Yanlış davranışını kendi kendine cezalandıran insanın, o davranışı tekrarlamama ihtimali yüksektir.

Öfkeli insanlar, kızgınlıklarının tesiriyle sevdikleri birinin bütün iyi özelliklerini silip atabilirler. Kusursuz insan ararlar. Sevdikleri bir kişinin en ufak hatasında onunla dost olmaktan kolayca vazgeçebilirler. Bundan kurtulmak için, herkesi hatalarıyla birlikte kabul etmek zorundayız. Aynı zamanda, karşımızdaki kişinin iyi yönlerinin arttırılması hususunda da düşünerek, ilişkiye yardımcı olacak şeyler yapmalıyız. Çabuk hiddetlenen insanların, misilleme ve suçlama gibi kolay yolları seçmek yerine bağışlayıcı olmayı öğrenmelerinde yarar vardır.

İnsanların çoğu iyi işler yapıp da takdir edilmedikleri zaman karşılarındaki kişinin hoşlanmadığı şeyleri yapmaya başlarlar. Bu da karşılıklı olarak sinirleri geren ve tarafları öfkeye götüren bir durumdur. Ancak bu tavır, şiddetli öfkeden çok onaylanma ihtiyacından kaynaklanır. Bu ihtiyacı anlaşılan ve giderilen insan, karşısındakini kızdıracak şeyler yapmaz. Fakat kızgınlık devam ettiği takdirde, insanı muhatabına zarar vermeye götürür. Övgü cimrisi olmak, insanı hoşlanmadığı durumlarla karşı karşıya getirebilir. Bu da öfkeyi çoğaltır. Takdir etmeyi bilen kimseler ilişkilerinde öfke duygusunu azaltmayı başarabilirler.

Öfkenin nefrete dönüşmesi ise, öfke duyulan kişide düşmanlık hislerinin oluşmasıyla ilgilidir. Buna mahal vermemek için, öfkeyle korkunun karışımındaki denge çok önemlidir. Aslında nefret, nefret edeni, edilenden daha çok incitir. Nefret için kronik yani uzun süreli öfke de diyebiliriz. Bu duygunun altında yatan asıl unsur, korkudur. Korkan kişi, sinir bozucu olaylarla karşılaşır ve incinir. İncindiği takdirde öfkesi artar. Kızgınlığın çoğalması hayal kırıklığını tetikler ve bir kısır döngü oluşur. Öfke, nefret ve kin duyguları yıkıcı olmaktan öte, zehirli duygulardır. Çünkü insanın psikolojik kimyasında hasar oluştururlar.

Seven insanlar, sevdiklerinden nefret etmeye dayanamaz ve bu duygudan korkarlar. Onlar empatik davranarak, hareketlerinin sevdiklerini nasıl etkilediğini hesap eder ve öfkeye yer vermeyecek şekilde uyumlu yaşarlar.

 

Prof.Dr.Nevzat Tarhan’ın “Duyguların Psikolojisi” kitabından alınmıştır