Niyetlerimizin Gerçekliği ve Samimiyet

İnsanların yaptıkları işlerde, ortaya bir eser koymalarında, çeşitli davranışlarının altındaki sebepler, buna iten güç, ihtiyaç, kişiyi motive eden, bir şey yapmaya sürükleyen şey nedir?

Bazısında bu başarma ihtiyacından kaynaklanabilir. Başarı ihtiyacını doyurmak, kendine ve çevreye tekrar ispatlamak için o işi yapmıştır/bitirmiştir. Bazısında bu yöneliş, istek ve davranış, düzen ihtiyacından kaynaklanabilir. Mükemmeliyetçi bir ailede yetişmiştir. Katı kurallar uygulanmıştır, olmazsa olmazlar çoktur, düzen ve sistem önemlidir; o sebeple alışmış/yetişmiş olduğu şartlar sebebiyle işin yapılmasında düzeni önceler. İşlerin belirli bir sırada ve düzen içinde yapılması lazımdır. Bunu korumak için insanları da yönlendirir. Bazısında bu itici güç kendini sergilemekten, bilinmeyi istemekten kaynaklanır. İlgi merkezi olmayı, teşhiri sever ve çabaları bu yöndedir. Konuları mutlaka bir şekilde kendisinden bahsedecek şekilde yönlendirir ve böyle tatmin olur. Bazısı duygusal yakınlık kurma ihtiyacından dolayı insanların kendisiyle ilgilenmesini sağlayacak şekilde olayları yönlendirir. Bazısında başkalarına yardım etme, koruyup kollama ihtiyacından, bazısında da daha farklı ihtiyaçlardan kaynaklanabilir. Tüm bunları yaparken mütevazılık maskesine de ustaca bürünebilir.

Temelde çeşitli ihtiyaçlarımız ve tercihlerimiz varken ve bunları gidermeye yönelik bir çaba, güdü içindeyken aslında kendimizin ne kadar “iyi niyetli”, “mütevazı” olduğumuz, “sevap” kazandığımız, “insanlara çok faydalı” olduğumuz vb. düşüncelerle kendimizi kandırabiliriz. Ta ki niyetimizin niyetini sorgulayana, anlayana kadar…

Peki, aslında yönelişlerimizin ve gayretlerimizin altında bu tür ihtiyaçların bulunması kötü bir şey midir? Bize zarar verir mi? Elbette samimi niyeti/ihlâsı zedeler. Fakat insana faydası da vardır bir dereceye kadar. Kişi ihtiyaçlarını bu şekilde telafi ederken hem kendini rahatlatır, doyum sağlar hem de başkalarına faydası dokunmuş olur. İki taraflı bir iyiliktir bu. Bununla birlikte asıl önemli olan davranışlarımızın altındaki sebeplerin, ihtiyaçların ve güdülerin ne olduğunun farkına varmamızdır. Farkındalık, gerçek duygu ve düşüncelerimizin ayırdına varmak, onları kabul etmek, varoluş amacımızı sorgulayıp buna uygun bir hayat sürmektir. Farkındalık sahibi olmak kişiyi bilinçli kılar. İçgörü artar yani kendini tanır ve davranışların altındaki dinamikleri bilir. Bütün bunlar da kişinin kendisini çok daha gerçekçi değerlendirmesini sağlar. İşte o zaman samimi niyete ulaşma ve kazanma yoluna girilmiş olur.

Oya Erdoğan