Neyi Ararsan Onu Bulursun

unnamed

Bismihi Subhan…

Dervişin ayak ucundadır âlem. O yüzden ayakucuna bakarak yürür hep. Hesabı ebcettir. Tartısı, kendi amel terazisi… Bakışı ibret, sözü hikmet, sukûtu tefekkürdür. Kimin gücü yeter Mevla’nın takdirinde olmayana? Kimin gücü yeter vekili Mevla olana? O gücünü Allah’tan alan, bu halde bile her işini Allah’a bırakandır. Ayakkabısının bağı kopsa, “Şu dünyalık bana hizmet edecek yerde gönlüme kasvet oluyor Ya Rabbi.” der, utanır o bağ kopukluğundan, düğüm olur, tutunup sarınır ayakkabıya, bir daha naz makamında şikâyet sebebi olmamak için. “Sermayem acizliğimdir. Bu acziyet başımın da tacıdır. Çünkü kudretli padişahın karşısında bana en çok o padişaha kul olma elbisesi yakışır.” der. Sessiz sedasız bu serzenişi yankılanır meleklerin katında. O, yere baksa kudret-i ilâhî’yi görür, göğe baksa tecelli-i cemal’i. Havadaki kuşta, yerdeki taşta hikmeti arar. “Rabbenâ mâ halagte hâzâ bâtılâ. Subhâneke fe gınâ azâbennâr.” der. Hayranlıkla, hürmetle, tefekkürle dolaşır kalbi, gözü âlemde.

Derviş için hakkı zikretme hali, her insan için nefes almak hali gibidir. Nasıl ki uyurken, ticarette, istirahat ederken, çalışırken, yürürken, dururken… her an nefes alırız ve bunu hiç düşünmeden yaparız. Bazen daha çok ihtiyaç duyarız, nefeslerimiz hızlanır, koştuğumuzda, korktuğumuzda. Bazen de aksaklıklar olur, boğazımıza bir şey kaçtığında mesela, nefes alamayıveririz. Bir telaş kaplayıverir her yanımızı. Ard arda öksürükler, taze, temiz havayı ciğerlerimize çekebilmek için yol açma çabasıdır. İşte derviş için hava gibidir zikr-i ilâhî. Uyurken, ticaret yaparken, yatarken, yürürken, dururken… dili dünyalık için dönerken kalbi rabbi için çarpmaya devam eder. Bazen dara düşer, hızlanır artar zikri, bazen bir günah için çeler aklını nefsi. Hemen tevbe kapısına yönelir, çırpınır, çabalar bağışlanmak için.

Balık için su ne ise, nebat için toprak ve güneş ne ise, benim için nefes ne ise, derviş için odur Rabbi ile beraber olmak… “Bu hal ne kazandırır sahibine?” sorusunun cevabını  “Bu hali yitirmek ne kaybettirir insana? sorusunda buluruz. Balık sudan çıkınca ne kaybeder? Kökleri açıkta kalırsa ne olur çiçeğe? Nefes alamazsam ne olur???

Ahir zamanda en tehlikeli, yaygın hastalıktır, maneviyatın ölümü. Sudan çıkmış balığa benzer şu câhilâne yaşayan insanlar. Ne gerçekten ölüler, ne de diriler. İnsanları Allah’ı aramaktan veya O’nu anmaktan alıkoyan her şey, İslam düşmanlarının eliyle mi oldu yoksa  şeytanın vesvesesiyle kendiliğinden mi gelişti bilemem ama gerçek olan şu ki, Müslüman olan bu beldede bile Müslümanlar, iç alemine dalmaktan alıkonuldu.  Bekleme salonlarında gazete-dergi-televizyon, otobüs ve minibüslerde reklam panoları, şehirlerarası bütün yolculuklarda televizyon, video, internet imkânları… Evlerimizde de durum aynı. İnsanın şöyle boş kalabileceği, düşünebileceği her anını doldurdu ahir zaman icatları. Doğru zamanda kullanıldığında faydalı olacak bu imkânlar, düşünmeye, tefekküre, zikre ayıracağımız vakitleri istila etti. Zararı faydasından çok hale geldi. Kendi elimizle, insanlığın faydası için yaptığımız şeyler, yaşamımızı kolaylaştırsın diye hayatımıza dâhil ettiklerimiz, yaşam sebebimiz oldu. Bu ümmet bu durumun farkına varıp bu halden kurtulmalı. Herkes kendi payına düşen ne ise onu bilip/bulup yapmaya çalışmalı.

Allah’a sığınmakla işe başlamalıyız.

Farkına vardığımız bu gafletten kurtulmak, bizdeki izlerini temizlemek için tövbe kapısına varmalıyız.

Sonra… Korku ve ümit arasında… Yemeğimizi Allah’ı anarak, Allah’ı anmak için maddi manevi güç olsun diye yemeli, suyu Kevser’e varabilme ümidi ile içmeli, insanları Allah için sevmeliyiz.

Her an Hak’la beraber olmalı ki kalp, nefessiz kalmasın.. Susuz kalmasın.. Topraksız, cansız, maneviyat yoksulu olarak kalmasın.

Hakla meşgul olmayanı batıl meşgul eder. İç âlemimize yönelmek için fırsat kollamalıyız. “İmkânımız ölçüsünde”  değil, “Rabbimize olan ihtiyacımız ölçüsünde” O’nu görmeye, tanımaya, anlamaya çalışmalıyız. Otobüs beklerken, hastanenin bekleme salonunda, yatmakla uyumak arasında geçen zamanda… Ancak o zaman alışacak kalbimiz her an, her durumda O’nunla (cc) olmaya.

Derviş, âleme, Kâdir olanı bulmak için bakar. Gözünün kıblesi, ayakucudur amma gördüğü şey onu daim Hak’la beraber yapar. Derviş olmak; “bunlar Rabbimin katındandır”ı hakkel yakîn idrak etmektir. Yaratanın izlerini arayıp, O’nun kudretini görmektir. Sevmektir. Hâl diliyle de kâl diliyle de zühd makamına ermektir. Daim Hak’la beraber olmak, O’ndan bir cüz’ olmak demektir. O’nda kaybolmak, bu kayboluşta aslını bulmak demektir.

Ya Rabbî!

Varlığında kaybolmakla buldur benliğimizi… Yalnız sana muhtacız.

Amîn

ve-l hamdü lillahi rabbil âlemin.

Melahat Güngör