Nefsine Zulmetme! (1)

8656796720_4ac9efbf5c_h copy

Zulüm sözlükte şu şekilde geçmektedir:  Adalete uymayan hareket, haksızlık; hak edene hakkını vermeme. Eziyet, cefa, işkence. [1]

Yüce Yaratıcımız Kuran-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor:

Şüphesiz ki Allah, insanlara (gücünün üstünde bir şey yükleyerek onlara) hiçbir şekilde zulmetmez. Fakat insanlar (Allah’tan uzaklaşıp nefislerine uyarak kendi) kendilerine zulmederler.” [2]

Ayet ve hadislerde nefsine zulmetmek konusu birkaç farklı şekilde ele alınmıştır. Bunları sıralamak gerekirse şu şekilde maddeleyebiliriz:

  1. Kâfirlerin kendi nefislerine zulmetmesi
  2. Müminlerin kendi nefislerine zulmetmesi
    a. Emirleri yerine getirmemek
    b. İbadette aşırılık

1. KÂFİRLERİN KENDİ NEFİSLERİNE ZULMETMESİ:

Kulun, Yaratıcının emirlerini kabul etmeyip inkâr ve isyan etmesidir. Bu durumda kişi kendine en büyük zulmü yapmış, ebediyen Cennetten uzaklaşmış olur.

Âyetlerimizi yalanlayıp (bu suretle) sadece kendi kendilerine yazık eden toplumun durumu ne kötüdür!” [3] Nitekim bir ayet-i kerîmede nefsine zulmedenlerin halleri şu şekilde anlatılmıştır:

“Onların bu dünya hayatında yaptıkları harcamaların hali; kendi kendilerine zulmetmiş bir topluluğun ekinlerini vurup da onu mahveden, dondurucu soğukluktaki bir rüzgârın haline benzer (Sadaka ve hayırlarının âhirette kendilerine hiç faydası olmaz). Doğrusu Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler.” [4]

İşte, inançsızların inkâr rüzgârı, iyilik ve hayır namına ne varsa hepsini mahveder, âhirette ellerini boşa çıkarır. Ancak o şeyler, bu dünyada bir gösteriş ve övünmeden ibaret kalır.

“Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar (inkâr ve nankörlük etmekle) kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri geldiği zaman, Allah’tan başka yalvar(ıp tapın)dıkları ilâhları onlara hiçbir hususta fayda sağlamadı ve onların ziyanlarını (ve yok olmalarını) artırmaktan başka bir şeye yaramadı.” [5]

“Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? (Oysa) onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. (Ekip dikmek, su ve maden çıkarmak için) toprağı sürmüş ve kazmışlar ve onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık deliller getirmişti. Allah, onlara asla zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” [6]

Yakın ve uzak tarihe bakıldığında, gerçek imanın olmadığı ve semavi emirlere isyan etmiş medeniyetlerde gelişme işe yaramamış; kendisine karşı bile adil olamayan insanlar, toplumlar ortaya çıkmış; sonuç olarak bu toplumların çoğu helak olmuştur.

“İşte her birini günahı sebebiyle yakaladık. Onların bir kısmının üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik, kimini korkunç bir çığlık aldı (batırıp yok etti,) kimini yere batırdık, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara zulmetmiyordu, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” [7]

Bu konu hakkında son olarak öyle bir ayet vardır ki; Müminlerin de kendilerine sık sık hatırlatması gereken önemli bir konuyu açıklığa kavuşturur:

(İslâm dışı bir yerde tavizler vererek ve hiç rahatsızlık duymadan, tâğûtlarla uyum sağlayarak yerlerinde kalmakla) kendilerine yazık edenlerin canlarını melekler alırken: “(Dinde) ne haldeydiniz?” derler. (Onlar da): “Biz o yerde (baskı altında, dinin emirlerini yapamayan) çaresizlerden (ezilenlerden)dik.” derler. (Melekler): “Allah’ın yeri geniş değil miydi, oradan hicret etseydiniz ya!” derler. İşte (dünya hayatının rahatını tercih ettiklerinden dolayı) bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü varılacak bir yerdir! Ancak hiçbir çareye gücü yetmeyen ve (hicret için) hiçbir yol bulamayan (gerçekten) kudretsiz ve zavallı olan erkek, kadın ve çocuklar hariçtir.” [8]

2. MÜMİNLERİN KENDİ NEFİSLERİNE ZULMETMESİ:

Bu konuyu kendi içinde ikiye ayırdığımızda, biri ifrat diğeri tefrit olan iki konu ortaya çıkar.

a. Emirleri yerine getirmemek (ya da yasaklara dikkat etmemek):

Kişi, günahlara dalmakla Rabbinin emirlerindeki hayrı göremeyip kendine zulmeder. Kuran’ı Kerim’de İsrailoğullarının bu konuda uyarıldığından bahsedilir. Bakara Suresi 57. Ayette şöyle geçer:

“Ve (Tîh çölünde Sînâ’da güneşten korunasınız diye beyaz) bulutları üzerinize gölge yaptık, size kudret helvasıyla bıldırcın (kuşu) da indirdik. “Size verdiğimiz bu güzel helal rızıklardan yiyin.” (dedik). Ama onlar (nankörlük edip itaat etmemekle), bize değil fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.” [9]

Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva’nın durumu da Kuran’ı Kerim de şu şekilde anlatılmaktadır:

“İşte böylece, ikisini de aldatarak (o yasak meyveden yedirdi ve Allah katındaki mevkilerini) aşağı indirdi. Onlar ağacı(n meyvesini) tattıklarında (bir ceza olarak cennet giysisi soyuldu) ikisinin de edep yerleri açılıverdi ve cennet yaprağı ile oralarını örtmeye başladılar. Rableri de onlara: “Ben, sizin bu ağaçtan (meyve) yemenizi yasaklamadım mı? Şeytan muhakkak ki size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.  (İkisi de:) “Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak biz, ziyana uğrayanlardan oluruz.” dediler.” [10]

Yüce Rabbimiz bizim hatalı durumumuzda da merhametini esirgememiştir. Nitekim Allah-u Teala bizlere şöyle seslenmektedir:

Kim bir kötülük yapar, yahut (günah işleyerek) kendisine yazık eder, sonra da Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.” [11]

Kuran-ı Kerim’de takva sahiplerinin vasıfları anlatılırken de kendilerine zulmettiklerinde hatalarını anlayıp af dilemelerinden bahsedilir:

“Ve (yine) onlar, çirkin bir iş işledikleri veya (günahlarla) kendilerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarak hemen günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten, Allah’tan başka kim günahları bağışlar ki? Bir de onlar, işledikleri (günah ve hatalı işleri)nde bilerek ısrar etmezler.” [12]

b. İbadette aşırılık (itidali terk etmek):

Kuran-ı Kerim’de; “…Allah sizin hakkınızda kolaylık ister, zorluk istemez…” [13]

“(Resûlüm!)Biz Kur’an’ı sana zahmet çekmen için indirmedik.” [14] buyrulmaktadır.

Peygamber efendimiz, ashabına her zaman zulmün zıddı olan adaleti tavsiye etmiştir. İbadette de aşırıya kaçmaya, kişinin kendisine ve ailesine zulmetmesine izin vermemiştir.

İmam Nevevi’nin Riyazu’s Salihin adlı eserinde şu hadisler geçmektedir:

Enes radıyallahu anh den rivayet edilen bir hadisi şerifte:

Peygamber sallallahu aleyhi ve selemin eşlerine üç kişilik bir grup geldi; Peygamberimizin ibadetlerini sormak istiyorlardı. Durum kendilerine anlatılınca, azımsar gibi oldular ve şöyle dediler: Biz nerede Peygamber sallallahu aleyhi ve selem nerede? Allah onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır, dediler! Biri şöyle dedi: Ben ömür boyu geceleri namaz kılacağım. Diğeri: ben de ömür boyu geceleri oruç tutacağım; hiç iftar etmeyeceğim (tutmayacağım gün olmayacaktır), dedi. Diğeri de: Ben de kadınlardan uzak duracağım; asla evlenmeyeceğim, dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve selem onlara gitti:

“Böyle böyle diyenler siz misiniz? Allah’a yemin ederim ki, Allah’tan en çok korkanınız, onun yasaklarından en çok çekineniniz benim. Ancak ben oruç da tutarım, tutmadığım günler de olur. Namaz da kılarım, uyurum da. Kadınlarla evlenirim de. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” [15]

Aynı kitapta hadisten çıkan hükümlerde; ömür boyu oruç tutmak, gecenin tamamını ihya etmek gibi kişinin kendi nefsine eziyet edici ibadetin fazlasının mekruh olduğu belirtilmiştir.

Ebu Cuhayfe Vehb bin Abdullah radıyallahu anh diyor ki: Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Selman ile Ebudderda’yı ziyaret etti. Karısı Ümmüdderda’yı perişan bir kıyafet içinde gördü: “Neden böylesin?” dedi. O da: “Kardeşin Ebudderda dünyaya kıymet vermeyen biridir” dedi. Ebudderda geldi; misafirine yemek hazırladı, ona, ye, dedi. O da: “Sen yemedikçe ben de yemem” dedi.  O da yedi. Gece olunca Ebudderda ibadete kalktı. Selman ona: “Yat, (uyu)” dedi. O da uyudu. Sonra tekrar namaza kalktı. Yine uyu, dedi. Gecenin son saatleri olunca Selman: Şimdi kalk, dedi ve ikisi birlikte namaz kıldılar. Selman ona: Rabbinin sende hakkı vardır; ailenin sende hakkı vardır; her hak sahibine hakkını ver, dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve selemle gelip durumu anlattı. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem de, Selman doğru söyledi, dedi. [16]

Ebu Muhammed Abdullah bin Amr bin As (rah) rivayetle bir hadis-i şerifte: Peygamber sallallahu aleyhi ve seleme benim: “Allah’a yemin ederim ki, gündüzleri oruç tutacak, geceleri namaz kılacağım” dediğim haber verilmiş. Resulullah sallallahu aleyhi ve selem bana: “Bunu diyen sen misin?” dedi. Ben de, anam babam sana kurban olsun, ben bunu demiştim, dedim. Şöyle buyurdu:

“Senin buna gücün yetmez. Hem oruç tut, hem iftar et (tutmadığın günler olsun); hem uyu hem gece namazı kıl. Her aydan üç gün oruç tut. Zira iyilikler on katınadır. Bu, ömür boyu oruç yerine geçer.”

Ben de, benim bundan fazlasına gücüm yeter, dedim. “Öyleyse bir gün oruç tut, iki gün ye” dedi. Ben: Bundan daha fazlasına gücüm yeter, dedim. “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün ye; bu Davud aleyhisselamın orucudur ki oruçların en adaletlisidir” dedi.

Ben de, benim bundan daha fazlasına gücüm yeter, dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Bundan daha faziletlisi yoktur” dedi.

Eğer ben, resulullah sallallahu aleyhi ve selemin önerdiği üç günü tutsaydım, bu benim için ailemden ve malımdan daha iyi olurdu!

Başka rivayetlerde sahabinin diğer ibadetlerde de daha fazlasını istemesine rağmen Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün hepsinde itidali tavsiye etmiş, belki de çok yaşar, ihtiyarlarsın, buyurmuştur. Sahabinin ömrü uzun olmuş ve peygamberin ilk tavsiyesini dinlemediğine pişman olmuştur.

Amr bin As radıyallahu anh: Ben zorlaştırdım, Allah da bana zorlaştırdı, diyerek pişmanlığını dille getirmiştir. [17]

Ayet-i Kerime ve Hadis-i Şerif’lerden çıkan sonucu özetlemek istersek, şöyle söyleyebiliriz:

  1. Yaratıcıyı ve onun emirlerini inkâr etmek, kişinin kendine yaptığı zulümlerin en büyüğüdür. Ve sonucu ebedi cehennemdir.

Müminlerin, emirleri istendiği gibi yerine getirmemesi, bazen fark etmeseler bile kendilerine zulümdür. Çünkü bir emri yerine getirmemek, fıtrata uygun hareket etmemektir. İbadette aşırıya kaçmak da fıtrata uygun hareket etmek olmaz. Mümin, hayatının her alanında adildir. Bu adaleti de ancak Rabbinin emirlerini yerine getirmekle sağlayabilir.

Zehra Akın

Kaynakça:

  1. Feyzü’l-Furkan Açıklamalı Kur’ân-ı Kerîm Meali, Server İletişim, 2008
  2. İmam Nevevi, Riyazu’s Salihin (şerhi: Nüzhetül-Muttakin), Terc: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Kahraman Yayınları, İstanbul, 2006
  3. D. Mehmet Doğan, Doğan Büyük Türkçe Sözlük, Pınar Yayınları,  Eylül, 2005

 


[1] D. Mehmet Doğan, ‘Doğan Büyük Türkçe Sözlük’, Pınar Yay. ,  Eylül 2005, s.

[2] Yunus 44

[3] A’râf 117

[4] Âl-i İmran 117

[5] Hud 101

[6] Rum 9

[7] Ankebût 40

[8] Nisa 97-98

[9] Bakara 57

[10] A’raf Suresi 22-23

[11] Nisa 110

[12] Âl-i İmrân  135

[13] Bakara  185

[14] Ta-Ha  2

[15] Buhari, Nikah, babut terğibi finnikahi, 9/89, 90; Müslim, Kitabu’n-Nikah, babu istihbanin nikahi limen takat nefsuhu iliyha ve vecede meuneten, 1401.

[16] Buhari, Savm, babu men akseme ala ahihi liyuftıra fittatavui; Edeb, babu sun’it taami vettekellufi liddayfi, 4/181 ve 10/443.

[17] Buhari, Savm, babu savmid dehri ve babu hakkıd dayfi ve babu hakkil cismi; Enbiya, 4/191, 193; Müslim, Sıyam, babun nehyi an savmiddehri, 1159.