Nefse Köle Olmamak

Screenshot_2014-09-07-21-24-11-1

Bağımlılık ve bağlılık aynı şey değildir. İlişkilerde bağlılık, bir kişiye özgürce sevgi ve saygı ile yakınlık duymak, yakınlık göstermek demektir. Bağımlılık ise herhangi bir şeye alıştığı zaman onu bırakamamak, iradesini kullanamamak, muhtaç olmak, özgür ve özerk olmamak demektir.

Dünya hayatı hiç şüphesiz, zamanı çok hızlı geçen, ciddi ve çetin bir imtihandır. Burada bizim, her şeyden önce, en yüce gayemiz, o bizi yaratan, yaşatan ve ahirette hesaba çekecek, sonuçta mükâfatlandıracak veya cezalandıracak olan Yüce Rabbimizin sevgi ve rızasını kazanmak olmalıdır.

Rabbimizin rızasını kazanmanın tek çıkar yolu en doğru ve en hakiki, muhteşem İslam dinidir. İnsafla düşünebilenler için izlenecek tek yol vardır; o da, Allah (c.c.) ve Rasûlullah’ın yoludur. Başka yol yoktur. Bizler Müslüman olarak sevgi, saygı bağlılıkla birlikte ibadet, taat ve dua ile Rabbimizin sevgisini kazanabilirsek, O’nun bizim gören gözümüz olabileceğini biliriz. Ömrümüzde -küçük zaman dilimlerinde de olsa- bunu kendi iç dünyamızda yaşamışızdır. Allah (c.c.) bizimle olursa bize kim kötülük edebilir? O bizimle olmazsa bize kim nasıl yardım edebilir?

İnsanoğlunun Allah’a (c.c.) bağlanmayı, sevgili Peygamber Efendimiz’e bağlanmayı muhakkak Tasavvuf ilmiyle, hilmiyle ilimlenmiş bir mürşid-i kâmilden tahsil edip öğrenmesi lâzımdır.

Din ve kültür tarihimizin en etkili ve renkli alanlarından biri de tasavvuf ve tarikatlarla ilgilidir. En kısa tarifiyle tasavvuf gönül terbiyesidir. Ruh temizliğidir, güzel ahlâktır, insanın iç dünyasının güzelleşmesi ve neticede Allah’a aşık olmasıdır. Bu noktaya gelebilmek için faziletli, gönül dostu insanları bulup onların gösterdiği yolda olmak gerekir. Erbabı Tasavvufa vacip olan davayı terk etmek; manayı fehmetmektir. Dünyanın, Türkiye’nin, insanoğlunun problemleri incelenecek olursa iş, sonunda o insanın iç alemine, psikolojik yapısına yani “Gönül diriliğine ” gelir. Gönlü diri olan insanlar dinamiktir. Gönlü ölü olanlar heryerde her zaman problemdir; dikendir, takılır, yırtar, koparır durumdadır. İnsanın gerçek yaşayışa erebilmesi, gafletten kurtulması, bir nevi ölümden kurtulup hayata dönmesi için bir mürşid-i kâmile bağlanması lâzımdır.

İçinde yaşadığımız asra bunalımlar çağı diyebiliriz. Ömer Ziyauddin Dağıstani Hazretleri’ne “İntisap, bağlanmak niçin gereklidir?” diye sorulduğunda şu cevabı veriyor: “Tasavvuf ve tarikat şeyhlerini, mürşit olarak tanımak, onların irşat ve işaretlerine göre özümüzü, sözümüzü ve davranışlarımızı düzenlemek şer’i şerife uygun, güzel ve hatta herkes için lüzumlu bir husustur.”

“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” (Beyazıd-ı Bestami)Bir başka ifade ile de (kılavuzu olmayanın

yol göstericisi şeytandır) denilmiştir.

Hayvanlar bile terbiyeyi kabul edip eğitilebiliyorsa, mahlukatın maddeten ve manen en şereflisi olan insanın bunu kabul etmemesi nasıl düşünülebilir. Bu yüzden Meşâyıh-ı Kiram, kurtarıcısını ve yol göstericisini görmeyen kurtulamaz, buyurmuşlardır. Bu eksiklik ve ihtiyaç bütün varlıklar için geçerlidir. Zira onların akılları Hak ve hakikatin idrakine, doğruyu ayırma gücüne yeterli değildir. Hangi insanı  beğenirseniz o ehli dildir, gönül ehlidir, onun için sevilmektedir.

Reisicumhurun huzuruna gidip bir dilekte bulunacak kimse için nasıl bir rehbere, bir yol göstericiye ihtiyaç varsa, Rabbimizin huzuruna varmak için de bir Allah dostuna, bir mürşide, bir vasıtaya ihtiyaç vardır. Peygamber (s.a.v) Rabbimizin yanında o kadar efdâl olduğu halde arada Cebrail (a.s) vasıta olarak bulunuyordu. Rabbimiz kendisi ile habibi arasına Cebrail’i vasıta kılmıştı. Ashabı Kiram için de Allah’a ulaştıran vasıta Peygamber Efendimiz idi. Hakikât böyledir, vasıtasız olmaz. “Şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır” sözü bunun ifadesidir. İnsan hem zayıf hemde himayesiz olarak tek başına kalırsa esecek her kuvvetli rüzgar onu kolayca yıkabilir. Çünkü insan,

nefs ve şeytanla tek başına mücadele edemez. Nefsin oyunlarını, şeytanın hilelerini bilemez. Onun için hakiki bir mürşide bağlanıp onun sözünden dışarı çıkmayıp tam bir teslimiyetle, sevgi ve muhabbetle canu gönülden hizmetle iyi bir talebe olmalı. Mürşidler arzulu, istidatlı talebelerini çok çabuk Allah’a ve hakikâtlere ulaştırıyor ( Allah’ın izniyle).

Peygamber (s.a.v) bağlanmak onun ahlâkıyla ahlâklanmak (İlme’l-yakin, Ayne’l-yakin, Hakkâ’l-yakine kavuşmak) için de tasavvuf ilmine ihtiyaç vardır. İnsan bunları kabul etmezse günahkar olur. Tasavvuf ilmide ancak hakiki bir mürşitten öğrenilir. Çünkü bu ilim kâl ilmi değil hâl ilmidir

Ayrıca tasavvuf ilmi yaşayarak ve görerek öğrenilir. İnsan sosyal yapısıyla, ilmi seviyesi ile, ruhi gelişmesi ile, orantılı olarak bela ve imtihanlarla karşı karşıya gelir. Kişinin derecesi, Allah ve Resülüne içten bağlılığı arttıkca, bela ve mihnetleri de o nisbette artar. Kul üzerinde bir hata olduğu sürece de bela onun yakasını koyvermez. Kul ömrü boyunca nice sınavlardan geçirilir, başarısı nisbetinde derece alır. Şüphesiz bu bela halkın anladığı anlamda bir bela değil, insanın iradesini, iman gücünü, Allah’a bağlılığını ölçen bir denemedir. “Allah (c.c)  bir kimseyi cehaletle asla aziz etmez ve ilimle de asla hor etmez. (Hz. Enes R.a) “Ahir zamanda ümmetin üzerine şiddetli bir bela zuhur eder. Bundan ancak iki sınıf kurtulur. Biri Allah’ın dinini tanır ve onun için lisanı ve kalbi ile mücadele eder. İkincisi ise dinini anlamış, dinlemiş ve tasdik etmiştir.” (Hz. Ömer (r.a.))

Peygamber Efendimiz tehlikenin en uzağını, en gizlisini herkesten evvel görürdü. Ona göre ne yapmak lazımsa yapar, tedbirini alır ve sonra aldığı bu tedbirlere değil, ancak Mevlasına güvenirdi. İşte tevekkül, işte bize yüce örnek, ve iki cihan saadetini kazandıracak sır. Kişinin kendine, mevkisine, bilgisine, zekasına güvenmesi yanlıştır. İnsana gereken ancak Allah’a güvenmektir. Çünkü onsuz hiç bir şeye muvaffak olamaz. O’nunla herşeye kadir olur. Kişinin ilmi aklıyla olgunlaşır. Niyet de fiil ve amelle güzelleşir. Din kötülüklerden sakınmakla kemal bulur.

Her fennin bir ustası, her ilmin bir profesörü, her konunun bir mütahassısı her karışık yolun bir kılavuzu vardır. Tasavvuf yolunda böyle bir kimseye mürşid-i kamil denir. Maneviyat yolunda bilgili, görgülü, tecrübeli, alim, fazıl, olgun bir kılavuzu mutlaka aramalıdır. Böyle birini bulunca da tam teslim olmak icap eder, aksi halde menzil-i maksuda vusül asla mümkün olmaz. Mehmed Zahid Kotku Hazretlerinin

Tasavvfi Ahlâk kitabında şöyle bir hadis-i şerif okumuştum seneler önce, diyordu ki: “Sizin zamanınızda bir mürşid, bir mürebbi, bir yol gösterici olur da ona bağlanmazsanız eceliniz geldiği zaman cahiliye devrindeki gibi ölürsünüz. Rabbimize sığınıp, Ya RABBİ bizi bize bırakma gözümüzü açıp kapayıncıya kadar nefsimizin ve şeytanın eline birakma diye dua etmemiz lazım.”

Kaynak:   M. Z. Kotku (Rha) ve M. E. Coşan (Rha)’ın eserleri.

Ayşe Rabia


Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63