Nefs, Akıl ve İman

Çağdaş toplumlar, yirminci yüzyılda gerçek bir cahiliyet devri yaşıyor. Bunca bilimsel ve teknolojik ilerlemeye rağmen çağın insanı mutsuz ve muzdarip, savaşlar, sömürüler, yalanlar, çılgınlıklar, zulümler, edepsizlikler, sefaletler, dengesizlikler, cinayetler, intiharlar, hastalıklar… İnsanlık özlediği huzur ve düzeni, eşitlik ve kardeşliği, insaf ve merhameti, anlayış ve sevgiyi nerede, ne zaman, nasıl bulacak?

Bu sorulara cevap arayarak, etrafımızdaki insanları inceleyip; hayat felsefelerinin dayanaklarını, davranışlarının sebep ve saiklerini, faaliyetlerininin neden ve niçinlerini düşününüz; göreceksiniz ki bunların tümünü üç ana kaynağa irca etmek mümkündür: Nefs, akıl, iman.

Nefs, insanın benliğidir; kendi keyif, zevk ve menfaatini düşünür; bu yüzden başkalarıyla hasım olur zıtlaşır, çekişir; bencildir, sorumsuzdur, ölçü ve sınır istemez, işin âkıbetini düşünmez; o sebepten kötülüklere akıp gider. Tembel, istismarcı, beleşçi, kibirli, kendini beğenmiş, ukala, huysuz, hasetçi, öfkeli, kindar, zalim, gaddar, vefasız, sabırsız, nankör… vesairedir. Ondan bu haliyle insanlığa hayır gelmez, hevâ-yı nefse uyan iflah olmaz, başarı kazanmaz, iki cihanda hüsrana uğrar.

Akıl, iyi bir alettir, ama ustaca kullanılmak ister. Görüyorsunuz dünyada herkesin bir aklı vardır, ancak çoğunlukla zavallı, sakat ve yarım yamalak. Filozoflara bile bakınız, ne kadar çok, ne kadar farklı, ne kadar zıt fikirler ileri sürmüşlerdir. Bunca felsefî akım, ideoloji, beşerî sistem, fikir, kitap, teklif, kanun…

Bunca asırlar geçmiş hâlâ insanlık için doğru düzgün bir nizam kuramamışlar. Bunlarla uğraşmak bile insanı boşluğa, nihilizme, inkâra, ümitsizliğe hatta cinnete götürür.

İman, eğer kör ve nakıs beşer aklından çıkma, beşerî bir dine ve inanca dayanıyorsa onun da kıymeti yoktur. Çünkü beşer âcizdir, cahildir, zalimdir, nefs-i emmâre ile mualleldir, kendisine vehimler, zanlar, şüpheler, şeytanlar musallattır.

İman ancak ilahî menşeli olursa bir değer ifade eder; çünkü Hâlık-ı zülcelâl, engin rahmet, sonsuz ilim ve hikmet, eşsiz kudret ve sanat sahibidir. Elbette her şeyin en iyisini, en doğrusunu, en güzelini O bilir ve O yapar.

O halde tüm insanlar, eğer gerçeği ve kurtuluşu istiyorlarsa, nefsin elinde oyuncak olmaktan kendilerini kurtarmalı, nahvet ve kibirden geçmeli; eksik, uçarı ve kaypak akla takılıp kalmamalı, yüce yaratıcısını bulmalı, O’na teslim olmalı ve itaat etmelidir.

Yorgun insanlığın gerçek huzur ve afiyeti, iki cihandaki selamet ve saadeti sadece bu tercihte, yani küfrü, gafleti ve inadı bırakıp İslâm’a girmekte ve sâfî imana sarılmaktadır.

Başka çıkar yol olmadığını görenler, görmeyen ve bilmeyen yirminci. yüzyıl cahillerine bu gerçekleri var güçleri ve olanca imkânlarıyla anlatmaya seferber olmalıdırlar. Çare İslâm’dır ve İslâm’da nefsin tezkiyesi, aklın terbiyesi ve irşadı için de her türlü malzeme mevcuttur.

* İlim ve Sanat, IV, 23 (1989)