Neden Ramazanlarda Hep Böyle Yaparız? (Kadın ve Aile, Haziran 1985)

“…Kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisinedir, oruç tutmanız eğer bilirseniz sizin için hayırlıdır”(Bakara Sûresi 183:184)

Mübarek Ramazan ayına girdiğimiz şu günlerde bir istatistik yapıp etrafımızdakilere sorsak: “Ramazan deyince aklınıza ne gelir?” diye. Acaba en çok hangi cevabı alırız? Bazılarımız şüphesiz on bir ayın sultanı Ramazan deyince, ibadeti, bir yılın hesaplaşmasını, kendine gelmeyi ve yardımlaşmayı düşünür. Ama çoğunluğumuz herhalde güzel yemekleri, tatlıları, börekleri, yağlı ballı sahur gecelerini söyleyecektir. Ne kadar aksini savunursak savunalım Ramazan’da daha çok, daha yağlı ve daha tatlı yediğimiz bir gerçektir. Pek çoğumuz bu mübarek ayın başlangıcında fakirlere vereceğimiz yardımlar için değil yemeklerimizde kullanacağımız malzemeler için para ayırırız. Ramazan başında dükkânlar daha bir kalabalıklaşır. Pideciler, tatlıcılar daha çok çalışmaya başlarlar ve bütün bunların sonucunda insanımız bir aylık orucu zayıflamış, süzülmüş ama nurlu yüzlerle değil; biraz daha kilo almış, tombul suratlarla bitirirler. Nitekim bazı İslam ülkelerinde yapılan bilimsel çalışmalar bu tezin doğru olduğunu göstermiştir. Sudan’da yayınlanan bir çalışmada oruç tutan insanların oruçtan önceki ve oruçtan sonraki kan yağları ve kan kolesterol miktarları mukayese edildiğinde, bu oranlarda herhangi bir azalma görülmediği gibi bazılarında kilolarıyla orantılı olarak artış da gözlenmiştir.

Geçtiğimiz Ramazan ayında biz de bir grup doktor arkadaşla birlikte ülkemizde benzer bir araştırmayı gerçekleştirdik. 220’ye yakın kişinin katıldığı ancak maddi imkânsızlıklar nedeniyle 86 kişiyle tamamlayabildiğimiz bu çalışmada oruç tutan kişilerin Ramazan’dan önceki 10 gün ve Ramazan süresince iftar ve sahurdaki yemek listelerini alarak kıyaslama yaptık. Ramazan’dan önce ve son hafta içinde aç karnına kanlarını alarak kandaki kolesterol ve yağ düzeylerini araştırdık. Vardığımız sonucu bir cümle ile özetleyebiliriz: Ülkemizde Müslüman, Ramazan ayında daha çok, daha yağlı ve daha şekerli yiyor. Bu nedenle de pek çoğunun kan değerlerinde olması beklenen müspet gelişme gözlenemiyor.

Acaba orucun insan sağlığı üzerine olan faydalı etkisi nedir? Bu konuda maalesef İslâm ülkelerinde yeterli bilimsel çalışmanın yapıldığı söylenemez. Allah’ın üzerimize farz kıldığı bu ibadeti bazı inançsızların söylediği gibi basit bir “aç kalma” hali olmadığı, insan sağlığı üzerine bedensel ve manevi yönlerden pek çok faydası olduğu muhakkaktır. Nitekim Amerika’da yapılan ve “Executive Health” dergisinde yayınlanan bir çalışmada dolaylı olarak da olsa, oruç tutmanın insan ömrünü uzattığı açıkça gösterilmiştir. İnsan ömrünün uzatılması konusunda dünya çapında çalışmalar yapan birkaç büyük merkez vardır. Bunların en meşhurlarından birinde kobaylar üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Çeşitli gruplara ayrılan kobayların bir grubuna yiyebildikleri kadar bol ve zengin besin verilmiş, bir grup normal besin miktarına tabi tutulmuş, bir diğer grup ise yeterli kalori ve vitaminleri ihtiva eden en düşük besin miktarı ile beslenmiştir. Bu gruplar içerisinde düşük kalori ile beslenen grup en uzun yaşama ömrünü göstermiştir. Burada düşük kaloriden kastedilenin “yetersiz beslenme” olmadığı muhakkaktır. Yetersiz beslenmede hem kalori hem de vücudun ihtiyacı olan mineral ve vitaminlerin eksik alınması söz konusudur. “Az yemek” ise tamamen farklı bir şey olup yeteri kadar vitamin ve kalori alındıktan sonraki aşırı yemekten kaçınılmasını anlatır. Bir diğer deyimle vücudun ihtiyacından fazla yemek bütün canlılar için bir nevi zehirdir. Ülkemizde de, dışarıda da yapılan çalışmalar, aşırı kilolu, şişman kişilerde şeker hastalığının ve kalp hastalığının fazla miktarda görüldüğünü ve bunların normal kilolu insanlara göre daha çok hastalandıklarını kesin olarak göstermiştir. Yukarıda bahsettiğim çalışmada, kobaylar bu sefer de yemek zamanlarına göre gruplara ayrılmış; örneğin bir grubuna günde sadece bir öğün yemek verilmiş, bir grubuna 3 öğün yemek verilmiş, bir diğer grup bir hafta aç, bir hafta tok tutulmuş ve son olarak da bir grup kobay sanki oruç tutuyormuş gibi bir gün aç, bir gün tok bırakılmıştır. Sonuçta bu son grubun en uzun süre yaşadığı tespit edilmiştir. Buradan hareket ederek insanlarda da orucun ve Ramazan ayı dışında da haftanın belirli günleri düzenli olarak tutulan orucun ömrü uzatacağı söylenebilir.

Ramazan ayında Müslüman kadına büyük görevler düşmektedir. İsrafın haram kabul edildiği dinimizde, bir yandan yiyecek maddelerindeki kalori ve vitamin değerlerini iyi bilerek, elindekilerle her bakımdan dengeli bir sofra kurmak, diğer yandan yemeklerin mümkün olduğu kadar gösterişten uzak ve sade olmasına çalışmak, onun görevidir. Müslüman kadın, ülkemizde ve dünyada kendisinin sofradan “artık” diye kaldıracağı şeyleri seve seve yiyecek milyonlarca aç insan olduğunun bilincinde olmalı; bu nedenle her şeyde olduğu gibi sofrasında da israf ve gösterişten kaçınmalıdır.

Uz. Dr. M. Murat Kınıkoğlu
A.Ü. Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bilim Dalı

 

(Kadın ve Aile Haziran/1985)