Nasıl Bir Hava Soluduğumuzu Biliyor muyuz?

Eve doğru ilerlerken üzerimde uçuşan kırmızı gagalı yemyeşil papağanlar, türlü türlü cıvıltılarla birbirleriyle yarışırcasına nağmeler yakan sarı ve minicik kuşlar gözüme ve kulağıma şenlik olunca Rabbime bu nimetlerinden dolayı binlerce kez şükretsem yine de az diye düşündüm. Sonsuz şükürler olsun. Zira İstanbul’da yaşıyorum.

Bu yazı edebi bir yazı gibi başlamış olsa da çok da öyle devam etmeyecek. Çünkü bu güzellikler içinde, soluduğumuz hava da bu kadar şükredilesi bir hava mı, ona bakacağız.

Normal olarak ve çoğunlukla günde 2-3 defa yemek yiyoruz (yaklaşık 1kg), 4-5 defa su içiyoruz (1-2 kg), fakat sürekli soluyoruz (12 kg). Çalışmalar normal bir insanın dakikada ortalama 14 civarında nefes aldığını yazıyor. Yılda ise 14dakida*60saat*24gün*365yıl yani yılda 7,358,400 defa nefes alıyoruz. Her nefeste yarım litre solduğumuzu kabul edersek yılda 3,679,200 litre hava soluyoruz. 80 yıl yaşayan bir kişi ömründe 294,336,000 litre hava soluyor. Normal şartlarda hava yoğunluğu yaklaşık 1.225kg/m3’tür. Bu kabullere göre bir insan günde ortalama 12 kg, yılda 4.380 kg ve ömründe 360.562 kg yani 360 ton hava soluyordur. Havanın önemini vurgulamak için başka bir açıdan değerlendirirsek, yemeden haftalar mertebesinde içmeden ise günler mertebesinde hayatta kalabiliyor iken solumadan dakikalar mertebesinde bile hayatta kalamıyoruz.

“Üzerinde yaşadığımız yeryüzünü çevreleyen ve canlı yaşamını mümkün kılan atmosfer, ekolojik dengenin devamı için kaçınılmazdır. Yeryüzü-atmosfer dengesinin bozulmadan devam etmesi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalar, doğadaki değişimi anlama ve dengenin devamı için gerekli uyarıları insanlara bildirmeye yöneliktir.

Sanayileşmenin artmasıyla beraber çevre kirliliği sorunları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Zira kullanılan kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucunda meydana gelen kirleticiler atmosferde değişime neden olmuştur. Atmosferdeki kimyasal reaksiyonlar sonucunda oluşan kirlilik çeşitlerinden birisi de asit yağışlarıdır. Asit yağışları bitkilere, hayvanlara, toprağa, suya, yapı malzemelerine ve insanlara zarar verebilmektedir. Asit yağışları uzun mesafe taşınım ile binlerce kilometre uzaklara kadar etkisini gösterebilmektedir. Bu yolla oluşan kirliliğin boyutu ülkeler arasında sorun olmaya başlamış ve kirliliği önlemek amacıyla anlaşmalar imzalanmaya başlanmıştır (Rio Decleration, 1992). Herhangi bir ülkedeki kirleticiler, çok uzaklara hatta diğer ülkelere kadar büyük ölçekte meteorolojik hava hareketleri ile taşınabilir. Şayet bu tür meteorolojik hareketler önceden bilinir veya tahmin edilebilirlerse, asit yağışlarının kaynağı ve meydana gelip gelmeyeceği belirlenebilir.”[1]

Güneş enerjisinin, yağmur sularının, fotosentez aracılığı ile bitkilerin, soluduğumuz havayı temizlemek için faaliyette olduklarını düşünürsek yine en büyük zararın, bu konuda da kendimizden geldiğini görebiliriz.

Ülkemizde son yıllarda yediklerimizin ve içtiklerimizin kalitesi ve sağlığa etkisi tartışılmaya ve kamuoyu bilinçlendirilmeye çalışılmaktadır. Tabii olarak beslenenler daha sağlıklı olacağı için de sosyo-ekonomik açıdan olumlu sonuçları olacaktır. “ Doğal beslenme uzmanları olun.”[2]davetine uygun yaşayanlar kârda olacaklardır.

Sağlıklı bünyelere sahip olup sağlıklı düşünebilmek için yediklerimiz ve içtiklerimiz yanında soluduğumuz hava da çok mühimdir. Hatta daha fazla dikkat etmemizi gerektirir. Peki, hayatımızı geçirdiğimiz şehrin, mahallenin, semtin hava kalitesi hakkında ne biliyoruz. Ev alırken, işyeri seçerken hava kalitesini de düşünüyor muyuz? Sizce düşünmeli miyiz?

Sanayileşme beraberinde şehirlere göçü hızlandırdı. Şehir içinde ve yakınındaki sanayi tesislerinden, evlerde ısınmadan veya vasıtalardan çıkan kirleticiler hava kirliliğine sebep olmaktadırlar. Bir yerde atmosfere salınan kirletici miktarındaki artış soluduğumuz havanın kalitesini düşürerek bizlerin sağlığını tehdit etmeye başlamıştır.

Hava kirliliği çevremizi de olumsuz etkilemektedir. Zehirli hava kirleticileri ağaçlara, otlara, hayvanlara, toprağa, su kaynaklarına, binalara zarar vermektedir. Hava kirliliğinin tesiri yavaş yavaş olduğundan pek önemsenmez. Oysa bu durum bizleri doğrudan etkilediği gibi dolaylı olarak ta olumsuz etkilemektedir. Kirli bir hava bazen burnumuz ve gözümüzde yanmalar oluşturabilir. Boğazımızı tahriş ederek nefes almamızı zorlaştırabilir. Bünyeye bağlı olarak etkisini daha fazla hissettirebilir. Havadaki kirleticiler, çok küçük katı, sıvı veya gazlardan, uçucu organik bileşiklerden vs oluştuğu için bünyemize bilhassa nefes alıp verme esnasında girebilir. Bazı kirleticiler vücudumuzda kanser oluşumunu tetikleyebilir, kalp rahatsızlıkları, beyin ve sinir hastalıklarına sebep olabilir.

Hava kalitesindeki düşüş ayrıca insanların daha çabuk hastalanmalarına, hastalananların hastalığının daha kötüye gitmesine ve bunun sonucunda iş kaybı, hastanelerin gereksiz yere meşgul edilmesi, ilaç kaybı vs. yönünden ekonomileri olumsuz etkilemektedir.

Son yıllarda okullarda beden ve ruh sağlı üzerine çalışmalar yapılıyor olması sevindirici. Koruyucu hekimlik açısından da son derece önemli olan soluduğumuz havanın kalitesini arttırmak için nelere yapılabiliriz. Sağlıklı nesiller için üzerinde ciddi düşünülmesi ve araştırma yapılması gereken bir konu.

Tüm bunlara rağmen alabildiğimiz ve aldığımızı verebildiğimiz her nefes için iki kez şükürler olsun Her şeyimiz gibi soluduğumuz hava da önce Allah’a sonra ehline emanet.

Tülay Toros

 

[1] Toros H., 2000. İstanbul’da Asit Yağışları Kaynakları ve Etkileri.

Doktora tezi. İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

[2] COŞAN M. N., Kuşadası /AYDIN