Nasıl Bahçıvanlarız?

w

Meşhur bir hikâyedir: Küçük çocuk, bir gün annesine bir yumurta getirir. Şefkat ve sevgisi mantığına galip gelen cahil anne de çocuğunu hemen bağrına basar ve: “Açıkgöz oğlum, şimdiden bana bakmaya başladı.” diyerek çocuğunu alnından öper.

Çocuk bir zaman sonra bir tavuk getirir. Annesi yine sevinir. Sonra bir keçi getiren çocuk, daha sonra inek, deve getirmeye başlar. Derken çocuk, çevrenin kabadayısı olur ve bir gün cinayet işler. Yakalanan katil, idama mahkûm edilir.

Mahkeme salonunda bunu duyan anne; feryat eder, ağlar, sızlar, fakat nafile! Hâkim delikanlıya sorar: “Artık bu son gidiştir, bir söyleyeceğin var mı?”

Delikanlı: “Bir dileğim var. O da son günümde annemin dilini öpmektir. ” der. Dileği kabul olunur.

Annesini kucaklayan eşkıya, iki dişleri arasına aldığı annesinin dilini öyle ısırır ki dilin ucu kopar ve yere düşer. Kadının feryadı üzerine yetişenler: “Utanmaz! İşlediğin bunca suç yetişmiyormuş gibi şimdi de annenin dilini mi kopardın?” diye bağırırlar.

Mahkûm şöyle cevap verir: “Bu yaptığım suç değildir! Hayatımdaki en isabetli iş budur. Ben çocukken ilk defa komşunun kümesinden yumurta çalıp getirdiğimde annem, nereden çaldığımı sormadan ‘açıkgöz oğlum, bana şimdiden bakmaya başladı’ diyerek beni teşvik etti. Aldığım cesaretle ben işi büyüttüm. Tavuk, keçi, inek çalmaya başladım ve çevrenin kabadayısı oldum. Şu anda idamlık suçların faili oluşumun sebebi annemdir. O, vaktiyle dilini doğru kullansaydı, beni teşvik edeceğine azarlayıp korkutsaydı, ben bu hale düşmezdim. Onun için annem, cezasını diliyle çekti. Ben de en hayırlı işi yapmış oldum.”

Tahrim suresi, 6. ayette “Ey iman edenler, kendinizi ve ehlinizden olanları (ailenizi) ateşten koruyunuz.” mealindeki ayet nazil olduğunda sahabeler, Resulullah’a (sav) sormuşlar: “Ya Resulullah, biz Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından sakınarak kendimizi ateşten koruyabiliriz. Ama aile ve çocuklarımızı nasıl koruruz?” Efendimiz(sav), “Allah’ın size emrettiklerini siz de onlara emredin, Allah’ın size yasakladıklarını siz de onlara yasaklayın.” buyurmuşlar. Bu ayet ve hadisten anlıyoruz ki çocuklar, anne-babaya Allah’ın emanetidir. Anne-babanın asıl vazifesi; çocuğunu âhirete hazırlamak, onları ebedî hayatta cehennem ateşinden korumaktır.
Uzmanlar, sağlıklı bir bireyin yetişebilmesini, o bireyin sağlıklı bir bağlanma sürecinden geçmesine bağlıyorlar. Bu noktada annenin rolüne vurgu yapıyorlar. Anne; çocuğunu sevmekle ona da sevmeyi öğretir ve çocuk, bu sevgiden Allah’ı sevmeyi öğrenir. Anne-çocuk arasındaki bu bağlılık, çocuğun Allah ile olan bağlılığının temellerini atar ve sonrasında şekillendirir. Bir düşünür, “Bana yeni anneler verin, size yeni nesiller vereyim.” derken bu hakikati anlatmaya çalışıyordu herhalde. Arap kültüründe de konuyla alakalı çok güzel bir atasözü var: “Anne, mekteptir.” Bir Çin atasözünde de annenin önemine, bakın nasıl dikkat çekiliyor: “Bir insanı eğitmeye büyükannesinden başlamak gerekir.”

Psikiyatristler, kötü eğitimin ilk ve en tesirli basamağının hikâyedeki anne gibi kötü örnek sergilemek olduğunu söylüyorlar.
Kötü eğitimin ikinci basamağı ise çocuğumuza yeterli zaman ayırmamaktır. Günümüzde kültürün değişmesi, önceliklerimizin değişmesine, önceliklerimizin değişmesi de annelerin çocuklarıyla daha az birlikte olmalarına sebep olmuştur. Bu da anne-çocuk ilişkisinde olumsuz bir etkendir.

Çocuğunu bakıcı elinde büyüten bir anne, bir hafta sonu onu gezdirmek için sokağa çıkarır. Yol üzerindeki bir oyuncakçı dükkânına girerler. Anne, oyuncakçıya: “Çocuğum günün büyük bir kısmını bensiz geçiriyor, öyle bir oyuncak verin ki benim yokluğumu hissettirmesin.” der. Satıcı olumsuz manada başını sallayarak şunları söyler: “Anlıyorum hanımefendi ama bizde sadece oyuncak bebek var, oyuncak anne yok.”

Amerika’da, elektrikli sandalyede öldürülmesine hükmedilmiş suçlu adama, söyleyecek son bir sözünün olup olmadığı sorulmuştu. Ölüm mahkûmu adam, çevresindeki gazetecilere, fotoğrafçılara ve hapishane görevlilerine baktıktan sonra acı bir sesle şöyle dedi: “Eğer çocukluğumda bana bu derece ilgi gösterilmiş olunsaydı bugün bu sandalyede oturmazdım.”

Bağlanma ve özgürlük ihtiyacı insanda birlikte vardır. Çocuğun ebeveynine aşırı bağlanması, kendi kişiliğini gereği gibi geliştiremeyeceğinden bağlanma ihtiyacının dengelenmesi gerekir. Maalesef bazı anneler, aşırı korumacı bir rol üstlenip çocuklarını sahiplenmektedirler. Bu da çocuğun anneye bağımlı olmasını ve özgüven eksiliği yaşamasını beraberinde getirmektedir. Unutmamak lazım ki çocuklarımız bizim malımız değildir. Biz sadece onlara hizmetle görevlendirilmişiz. Yabancı bir filozofun ifadesiyle “Anne; çocuğa destek olan değil desteksiz ayakta durmasını sağlayandır.”

Aşçılığıyla ün yapmış bir anne, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yemek yapıyordu. Yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi. Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar.

Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler, değme oburların bile iştahını kapatacak kadar kötü yapılmıştı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti.

Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu fark ettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.

Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift, annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları; oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına: “Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var.” dedi. Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi: “Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak.”

Kendisi aynı zamanda yazar da olan bir eğitimci, “Çocukta bir problem varsa çözmek için hatayı önce kendimde, sonra annesinde, sırasıyla yakın temas halinde olduğu arkadaş, komşu, akraba çevresinde ve en son çocukta ararım. Çünkü hatayı önce çocukta aramak, hem yanlış hem de kolaycılığa kaçmak olur. Daldaki taze meyvede bozukluk var ve siz hatayı meyvede görüyorsunuz. Ağaca ve o meyvenin yetişmesindeki şartlara bakmıyor, o şartları düzeltmeyi düşünmüyorsunuz.”diyor. Düşüncelerini mısralara dökerek şöyle özetliyor:

Yazık, yazık şu bahçede açan güle.
Kendi çok güzel, bakımı yok neyleyim!
Fakat bunda o zavallının suçu ne?
Varayım bunu bahçıvana diyeyim.

Hiçbir çocuk, anne-babaya nankörlük etmez; ne verirseniz onu alırsınız.
Gelin bir kez daha anneliğimizi gözden geçirelim. Bilmeyerek yaptığımız hatalar için de önce Allah’tan af sonra çocuklarımızdan helallik isteyelim!

Betül Meral DURAK