Namaz ve Hikmetleri

Sahabeden meşhur Abdullah b. Mes’ûd diyor ki:
Bir gün, Peygamber Efendimiz’e sordum:
“Yüce Allah katında hangi iş en sevgili ve sevimlidir?”
Buyurdu ki:
“Vaktinde kılınan namaz en sevimlidir.”
“Bundan sonra hangi iş gelir?” diye sordum,
“Ana babaya saygılı ve iyi davranmak.” cevabını verdi.
“Bundan sonra hangisi?” dedim,
“Allah yolunda savaşmak.” diye buyurdu.61

Demek oluyor ki namaz kılmak, dinimiz açısından en başta gelen bir ibadet, çok değerli ve büyük bir harekettir. Din kitaplarımızın tümü bu üstünlük ve önceliği özellikle belirtiyorlar. Gerçekten de diğer ibadetlerden olan zekât verme ve hacca gitme yalnızca zengin müslümanlar üzerine borçtur. Farz oruca gelince o da senede sadece bir ay tutulur. Namaz ise sık ve daimidir. Ayrıca namaz basit değil, tam ve kompleks bir ibadettir. Çünkü içinde temizlik, örtünme, Kâbe’ye yönelme, şehadet getirme, Kur’an okuma, zikir, tesbih, salavât, dua ve münâcât gibi ihlas ve huşu gibi başlı başına ibadet sayılabilecek birçok fiil ve unsur yer almaktadır.

Bu yüzden bütün müslümanlar –istisnasız– namaz kılmakla zorunlu tutulmuşlardır. Bir mü’min, hasta da olsa namazı bırakamaz, ayakta duramıyorsa oturarak, buna da güç yetiremiyorsa yatarken görevini yerine getirir. Su bulamasa teyemmüm ederek abdest alır, yine namazını kılar. Bu konuda daha başka kolaylıklar getirilmiş ve mazeretler de kabul edilmiştir. Ama namaz kılmamaya özür tanınmamıştır. Sevgili Peygamberimiz, düşmanla savaş esnasında bile namazını geçirmemiş, bir kısım savaşçılar düşmanı gözler iken o, diğerleriyle topluca namaz kılmıştır.

Dinimizde namaza niçin bu denli önem verilmiştir?

Çünkü İslâm dini, kul ile yaratıcısı olan Allah’ın arasında kesintisiz ve aracısız bir bağlantı kurmayı amaçlar. Kulu unutkanlıktan ve gafletten kurtarmaya, devamlı bir şuur ve uyanıklık içinde tutmaya çalışır. Çünkü ancak böyle olduğu zaman kul kendi içini dinleyebilir, kontrol edebilir, nefsini kötülüklerden alıkoyar, iyiliklere ve erdemlere yöneltir. İşte namaz, istenen bu bağlantıyı kuran, günde en az beş kez tazeleyen bir işlemdir. Namaza bu amaçla devam eden kimsenin Allah’a olan sevgisi, bağlılığı, bilgi ve irfanı günden güne sağlamlaşır. Mânevî güçleri gelişir, idealleri yücelir ve olgunluğu artar. İş böyle olunca günde beş vakit namaz çok görülmemeli, hatta zaman zaman değeri hadislerle belirtilmiş olan birtakım namazlar bunlara eklenmelidir. Söz gelimi, işrâk, duhâ, evvabîn ve teheccüd gibi sünnete uygun namazları kılmaya çalışmalıdır.

Sevgili Peygamberimiz bir hadîs-i şerîfinde namaz ibadetini şöyle övüyor:

“Namaz kula, Rabb’in hoşnutluğunu, meleklerin sevgisini kazandırır. O, Tanrı dostlarının geleneğidir, irfan nurudur, imanın temeli ve köküdür. Yapılan dileklerin ve iyi amellerin kabulünü sağlar, kişinin rızkını bereketlendirir, vücudunu rahatlatır. Dünyaya karşı silah, şeytan için tasa ve sıkıntıdır. Ölüm meleği katında sahibine şefaatçi olur. Sahibinin kabrinde ışık ve altında döşektir. Kıyamet kopuncaya kadar ona arkadaşlık eder. Kıyamet günü başı üzerinde gölge, vücuduna örtü ve elbise olur. Kulun önü sıra giden, yolunu aydınlatan bir ışık olur. Sahibi ile cehennem ateşi arasında perde teşkil eder. Rabb’in huzurunda iyi kulluğun delili ve alametidir. Kulun işledikleri tartılırken terazisini ağır bastırır, sırat köprüsünden geçişi kolaylaştırır ve cennet kapısının anahtarı olur.”62

Diğer bir hadiste İslâm dini çadıra, namaz da bu çadırın direğine benzetilmiş ve şöyle denilmiştir:

“Namaz dinin direğidir.”63 Kim namazını kılarsa dinini ayakta tutmuş; kim de onu terk ve ihmal ederse dinini yıkmış, yere sermiş olur.

Kıyamet gününde kul her şeyden önce namazdan sorguya çekilecektir. Bunda başarı sağlayamayanlar kurtulamayacaklardır.

Başka bir hadiste de Peygamberimiz, “Göz bebeğim, gözümün nuru namaz!” diyerek bu eşsiz ibadete olan sevgisini dile getirmiştir.64

Namazın birtakım şartları vardır. Bunların başında temizlik gelir. Bu şart el, yüz ve ayak temizliğinden ağız ve diş temizliğine, elbise temizliğinden, namaz kılınan çevrenin temizliğine kadar uzanan geniş bir şarttır. Böylece müslümanlar günün her saatinde iç ve dış temizlik ve güzelliğini sağlamaya yöneltilmişlerdir. Gerçekten de medeniyetin bu kadar gelişmediği eski çağlarda bile atalarımız temizlik, sağlık ve güzelliğe dair görenek ve gelenekleriyle çeşme, hamam gibi tesisleri ve düzenleriyle tanınmışlardır. Buna o devirlerde yaşayan elçi ve seyyahların hatıraları tanıklık etmektedir.

Namazın önemli olan diğer bir şartı da şuur, saygı ve sükûnetle kılınmasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz, “Kişinin kıldığı namazdan sağlayacağı fayda, idrak ve şuuru nisbetindedir.” buyurur.65 Onun için zihin başka konularla uğraşırken gelişigüzel kılınıveren bir namaz, boş bir yorgunluktan ibaret kalabilir. Kulu yüce Yaradan’a yaklaştırmaz, aksine, saygısızlık ve laubalilik dolayısıyla onu Tanrı’nın lütuf ve rahmetinden uzak düşürür.

Din büyüklerimiz namazı, büyük bir dikkat ve ciddiyetle kılarlardı. Söz gelimi Hz. Ali, namaz vakti gelince titrer ve heyecandan bembeyaz olurdu. Sebebini soranlara;

“Dağların, göklerin ve yerin kabul etmekten çekindikleri emaneti, yani kulluk görevini yerine getirme zamanı geldi.” derdi.66

Aynı şekilde Hz. Hüseyin abdest alırken sapsarı olurdu. Sebebini soranlara:

“Biliyor musunuz ben kimin huzuruna gitmeye hazırlanıyorum?” buyururdu.67

Buna benzer olaylar daha başkaları için de rivayet edilmektedir. Çünkü namaz kul ile Yaradan arasında bir yakınlaşma ve bir gizli söyleşme demektir. Peygamberimiz’e Miraç gecesinde farz kılınmış olan beş vakit namaz, bir bakıma mü’minin mirâcı demektir.

Ne mutlu bu kutlu miracı şuuruna ererek ve zevkini duya duya yapabilen bahtiyarlara!

*

PROF. DR. MAHMUD ESAD COŞAN (RH.A.)
Dipnotlar
1. Buhârî, “Tevhîd”, 48; Müslim, “Îmân”, 137; Nesâî, “Mevâkît”, 51, hadis no: 608-609; Ahmed b. Hanbel, I, 418, hadis no: 3973; I, 442, hadis no: 4223; I, 444, hadis no: 4243; I, 439, hadis no: 4186; I, 421, hadis no: 3998; I, 409-410, hadis no: 3890; V, 368, hadis no: 23014; Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, X, 20, hadis no: 9806-9809.
2. Bk. Tirmizî, “Tahâret”, 3, hadis no: 4; Tayâlisî, s. 247, hadis no: 1790; Ahmed b. Hanbel, III, 340, hadis no: 14703; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, IV, 336, hadis no: 4364; a.mlf., el-Mu’cemü’s-sağîr, I, 356, hadis no: 596.
3. Bk. Beyhakî, Şuabü’l-îmân, III, 39, hadis no: 2807; Aclûnî, Keşfü’l-hafâ, hadis no: 1621; Suyûtî, el-Câmiu’s-sağîr, hadis no: 5185, 5187; Münâvî, Feyzü’l-ladîr, IV, 248.
4. Nesâî, “Işretü’n-nisâ”, 1, hadis no: 3939-3940; Ahmed b. Hanbel, III, 128, 199, 285, hadis no: 12315-12316, 13079, 14069; Hâkim, II, 174, hadis no: 2676; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, V, 241, hadis no: 5203; VI, 53-54, hadis no: 5772; a.mlf., el-Mu’cemü’s-sağîr, II, 39, hadis no: 741; Ebû Ya’lâ, VI, 199, 237, hadis no: 3482, 3530.
5. Benzer bir rivayet için bk. Mâlik, “Kasru’s-salât”, 89; Ebû Dâvûd, Salât, 145, hadis no: 866; İbni Mâce, İkâme, 202, hadis no: 1426; Ahmed b. Hanbel, IV, 65, 103, hadis no: 16665, 16995; V, 72, 377, hadis no: 20711, 23251; Dârimî, “Salât”, 91, hadis no: 1362.
6. Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn, I, 179.