Namaz 6 / Nafile Namazlar – Secdeler

Na­fi­le Ve­ya Ta­tav­vu’ Na­maz­lar

Farz ve­ya va­cip na­maz­lar dı­şın­da ka­lan ve Rasûlullah (s.a.s)’ın kıl­dı­ğı­na da­ir ri­va­yet bu­lu­nan na­maz­la­ra top­lu­ca “na­fi­le” de­nir.

Bun­lar da sün­net olan na­fi­le­ler ve men­dup olan na­fi­le­ler ol­mak üze­re iki­ye ay­rı­lır. Sün­net olan na­fi­le, Al­lah Rasûlünün yap­ma­ya de­vam et­ti­ği ve an­cak nâdir ola­rak yap­ma­dı­ğı kuv­vet­li iş­ler­dir. Ki­mi za­man bu iş­le­ri yap­ma­ma­sı­nın se­be­bi, in­san­la­ra farz ol­ma­dı­ğı­nı bil­dir­mek­tir. Men­dup olan na­fi­le, Hz. Pey­gam­be­rin ba­zen ya­pıp, ba­zen yap­ma­dı­ğı kuv­vet­li ol­ma­yan sün­net­ler­dir.

A- Mü­ek­ked Olan Sün­net­ler: Beş va­kit na­ma­za ve cu­ma na­ma­zı­na bağ­lı ola­rak kı­lı­nan na­maz­la­rın bir bö­lü­mü mü­ek­ked sün­net­tir. Bun­lar şu na­maz­lar­dır: Sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce iki rekât, öğ­le­den ön­ce dört rekât, öğ­le­den son­ra iki rekât, ak­şam­dan son­ra iki rekât ve yat­sı­dan son­ra iki rekât.

Na­maz­la­ra bağ­lı mü­ek­ked sün­net­le­ri şu şe­kil­de sı­ra­la­ya­bi­li­riz:

  • Sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan iki rekât­lık sün­net: Bu na­maz en kuv­vet­li bir sün­net­tir.
  • Öğ­le ve­ya cu­ma na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan dört rekât: Bu na­maz da mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir.
  • Öğ­le na­ma­zın­dan son­ra­ki iki rekât na­maz: Bu iki rekât na­maz mü­ek­ked sün­net­tir. Cu­ma na­ma­zın­dan son­ra tek se­lam­la kı­lı­nan dört rekât na­fi­le na­maz da mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir.
  • Ak­şam na­ma­zın­dan son­ra iki rekât na­maz: Bu da, Rasûlullah (s.a.s)’ın de­vam et­ti­ği mü­ek­ked sün­net­ler­den­dir.
  • Yat­sı na­ma­zın­dan son­ra kı­lı­nan iki rekât: Bu­nun de­li­li, çe­şit­li sa­ha­bi­ler­den nak­le­di­len; “Gün ve ge­ce­de on iki rekât na­fi­le na­ma­za de­vam ede­ne cen­net­te Al­lah Teâlâ’nın bir ev bi­na ede­ce­ği­ni bil­di­ren” ha­dis­tir. Bu on iki rekât­tan iki­si de ak­şam na­ma­zı­nın sün­ne­ti­dir.
  • Te­ra­vih na­ma­zı: Te­ra­vih na­ma­zı er­kek­ler ve ka­dın­lar için mü­ek­ked bir sün­net­tir. Çün­kü bu na­ma­za hem Hz. Pey­gam­ber, hem de on­dan son­ra Hu­le­fa-i Râşidîn ve as­hab-ı ki­ram de­vam et­miş­ler­dir. Te­ra­vih na­ma­zı­nı ce­ma­at­le kıl­mak sün­net­tir.

Te­ra­vih na­ma­zı Ra­ma­zan ayı­na mah­sus olup, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra ve vi­tir­den ön­ce kı­lı­nır. Bu na­ma­zın ge­ce ya­rı­sın­dan ve­ya ge­ce­nin üç­te bi­rin­den son­ra­ya te­hir edil­me­si müs­te­hap olur. Kı­lı­na­ma­yan bir te­ra­vih na­ma­zı ka­za edil­mez. En sağ­lam gö­rü­şe gö­re, te­ra­vih­te ce­ma­at ol­mak sün­net-i kifâyedir. Ya­ni bir mes­cit­te hiç kim­se te­ra­vi­hi ce­ma­at­le kıl­maz­sa hep­si günahkâr olur­lar. Te­ra­vih na­ma­zı tek ba­şı­na kı­lı­na­bi­lir. Fa­kat ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı da­ha fa­zi­let­li­dir.

Te­ra­vih na­ma­zı yir­mi rekât­tır. Her dört rekâtı­nın so­nun­da, bir mik­tar otu­ra­rak is­ti­ra­hat edil­di­ği için bu dört rekâta “ter­vi­ha” de­nil­miş­tir. Bir te­ra­vih na­ma­zın­da beş ter­vi­ha var­dır. Bu ifa­de “ter­vih” ke­li­me­sin­den bi­na-i mer­re’dir. Ter­vih ise nef­si ra­hat­lat­mak de­mek­tir. Ço­ğu­lu te­ra­vih’tir.

Te­ra­vih na­ma­zı­na; “Te­ra­vi­he”, “vak­tin sün­ne­ti­ne” ve­ya “ge­ce na­ma­zı­na” di­ye ni­yet edil­me­si da­ha uy­gun­dur. Mut­lak na­ma­za ve­ya na­fi­le­ye ni­yet edil­me­si de bir­çok fa­ki­he gö­re ca­iz­dir.

Te­ra­vih na­ma­zı­nı her iki rekât­ta bir se­lam ve­re­rek, on se­lam ile bi­tir­mek da­ha fa­zi­let­li­dir. Dört rekât­ta bir se­lam da ve­ri­le­bi­lir. Se­kiz­de, on­da, hat­ta yir­mi­de bir se­lam ver­mek de ca­iz­dir. Fa­kat bu ke­ra­het­ten ha­li bu­lun­maz.

Te­ra­vih na­ma­zı iki­de bir se­lam ve­ri­lir­se tam ola­rak ak­şam na­ma­zı­nın iki rekât sün­ne­ti gi­bi dört rekât­ta bir se­lam ve­ril­di­ği tak­dir­de ise tam yat­sı na­ma­zı­nın dört rekât sün­ne­ti gi­bi kı­lı­nır. Baş­lan­gıç­ta ve her iki rekât baş­la­rın­da “Süb­ha­ne­ke”, “Eûzü-bes­me­le” ve her otu­ruş­ta “ta­hıy­yat”, “Sal­li-bârik..” du­a­la­rı oku­nur. Ce­ma­at­le kı­lı­nın­ca, ce­ma­at hem te­ra­vi­he, hem de ima­ma uy­ma­ya ni­yet eder. İmam te­ra­vi­hi sa­bah na­ma­zı­nın far­zı gi­bi ses­li ola­rak kıl­dı­rır.

B-Gayr-i Mü­ek­ked (Men­dub) Sün­net­ler: Hz. Pey­gam­ber (sas)’in ço­ğun­luk­la kıl­dı­ğı, an­cak bazen ter­k et­ti­ği sün­net­ler olup şun­lar­dır:

  • Yu­ka­rı­da da be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, öğ­le na­ma­zı­nın far­zın­dan son­ra kı­lı­nan iki rekâta ila­ve ola­rak kı­lı­nan iki rekât na­maz.
  • İkin­di na­ma­zın­dan ön­ce tek se­lam­la kı­lı­nan dört rekât na­maz.
  • Yat­sı na­ma­zın­dan ön­ce kı­lı­nan dört rekât na­maz
  • Evvâbin na­ma­zı: Evvâbîn, evvâb ke­li­me­si­nin ço­ğu­lu olup, tev­be ve is­tiğ­far ede­rek Al­lah Teâlâ’ya çok­ca yö­ne­len ki­şi de­mek­tir. Bu na­maz al­tı rekât olup ak­şam na­ma­zın­dan son­ra, bir iki ve­ya üç selâmla kı­lı­nır.

C – Men­dub (Ba­ğım­sız) Na­maz­lar: Beş va­kit­te­ki farz na­maz­la­rın sün­net­le­rin­den baş­ka bir ta­kım na­fi­le na­maz­lar da­ha var­dır ki, bun­lar müs­te­hab, men­dub ve­ya ta­tav­vu’ adı ve­ri­len na­fi­le na­maz­lar­dır.

1) Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid Na­ma­zı: Camiye giren kimsenin iki rekât namaz kılması sünnettir. Camiye saygı ifade eden bu namaza Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid denir ki bu caminin sahibine, yani Allah’a tazimdir. Camiye girilince oturmadan kılınması daha faziletlidir. Oturduktan sonra da kılınabilir. Namaz kılınması mekruh olan bir vakitte camiye girilirse bu namaz kılınmaz. Camiye farz namazı kılmak için giden kimsenin kılacağı bu namaz Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid yerine geçer. Bir günde camiye birkaç kere giden kimsenin bir defa bu namazı kılması yeterlidir. Kişi dilerse bu namazı ilk girişinde dilerse son girişinde kılar. Mescid-i Haram’a tavaf etmek için giren kimse Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid kılmaz. Çünkü oranı tahıyyesi tavaftır. Tavaf etmek için girmezse Ta­hıy­ye­tu’l-Mes­cid namazı kılar.

2) Ab­dest Na­ma­zı: Ab­dest alın­dık­tan ve­ya gu­sül ya­pıl­dık­tan son­ra, va­kit el­ve­riş­li ise, yaş­lık ku­ru­ya­cak ka­dar bir sü­re geç­me­den iki rekât na­maz kı­lın­ma­sı men­dup­tur.

         3) Kuş­luk Na­ma­zı: Güneşin doğuşundan yaklaşık elli dakika geçtikten sonra başlayıp zeval vaktine kadar olan zaman içinde en az iki en çok on iki rekât namaz kılmak menduptur. Buna kuşluk namazı anlamında duha namazı da denir. Sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bu namaz Peygamberimiz (sav)’in fiili ile sabittir.

4) Te­hec­cüd Na­ma­zı: Yatsı namazından sonra henüz uyumadan veya bir süre uyuduktan sonra kalkılıp kılınan gece namazıdır. Peygamberimiz (sav) sevabı pek çok olan bu namaza çok devam ederdi. Teheccüd namazı menduptur. En az iki en çoğu sekiz rekâttır. İki rekâtta bir selam verilerek kılınması daha faziletlidir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Her kim geceleyin uyanır ve hanımını da uyandırır, iki rekât namaz kılarsa Allah’ı çok zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar.” (Ebu Dâvûd, “Sâlât”, 307.)

Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlara ise yüce Allah mağfiret ve büyük mükafaat hazırladığını Ahzab Suresi 35. Ayette bize bildirmiştir.

5) İs­ti­ha­re Na­ma­zı: İstihâre; bir şe­yin ha­yır­lı­sı­nı is­te­mek, de­mek­tir. İs­ti­ha­re na­ma­zı, na­sıl ha­re­ket et­me­nin doğ­ru ola­ca­ğı bi­li­ne­me­yen mü­bah iş­ler­de ma­ne­vi bir işa­re­te na­il ol­mak için kı­lı­nan iki rekât­lık bir na­maz­dır. İlk rekât­ta “Kâfirûn” ikin­ci rekât­ta ise “ihlâs” su­re­si­ni oku­mak müs­te­hap­tır. Na­maz­dan son­ra “İs­ti­ha­re Du­a­sı” oku­nur, son­ra kıb­le­ye yö­ne­le­rek ya­tı­lır, rü­ya­da be­yaz ve­ya ye­şil gö­rül­me­si ha­yır ve iyi­li­ğe; si­yah ve­ya kır­mı­zı gö­rül­me­si ise şer­re delâlet eder.

6) Tes­bih Na­ma­zı: Tes­bih na­ma­zı­nın se­va­bı çok­tur. Bu na­maz her va­kit kı­lı­na­bi­lir, hiç de­ğil­se haf­ta­da ve­ya ay­da bir ke­re, bu da ol­maz­sa öm­rün­de bir ke­re bu­nu kıl­ma­lı­dır.

Al­lah Teâlâ’nın rı­za­sı için nâfile na­ma­za ni­yet edi­le­rek “Al­la­hu Ek­ber” di­ye na­ma­za baş­la­nır. Süb­ha­ne­ke­den son­ra on beş ke­re “Süb­ha­nal­la­hi vel­ham­dü lil­lah…” oku­nur. Son­ra Eu­zü-Bes­me­le, Fa­ti­ha ve bir su­re oku­nup tek­rar on ke­re “Süb­ha­nal­lah…” oku­nur. Son­ra rükûya va­rı­lır. Üç ke­re “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-azim”den son­ra on de­fa “Süb­ha­nel­lah..” oku­na­rak rükûdan “Se­mi­al­la­hu li­men ha­mi­deh, Rab­be­na le­ke’l-hamd” de­ni­le­rek kal­kı­lır. Yi­ne on de­fa “Süb­ha­nel­lah..” oku­nur, bun­dan son­ra sec­de­ye va­rı­lıp üç de­fa “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-a’la”dan son­ra on ke­re “Süb­ha­nel­lah..” oku­nur. Sec­de­den tek­bir ile kal­kı­lır, iki sec­de ara­sın­da yi­ne on de­fa “Süb­ha­nel­lah…” oku­nur, ikin­ci sec­de­ye tek­bir ile va­rı­lıp üç de­fa “Süb­ha­ne rab­bi­ye’l-a’la”dan son­ra yi­ne on ke­re “Süb­ha­nal­lah…” oku­nur ki, bu faz­la tes­bih­le­rin top­la­mı yet­miş be­şe ulaş­mış olur.

Bun­dan son­ra ikin­ci rekâta kal­kı­lır. Yi­ne ön­ce on beş ke­re “Sübhânallah…” oku­nur, son­ra ay­nen bi­rin­ci rekâttaki şek­liy­le ha­re­ket edi­le­rek, rekâtın so­nun­da otu­ru­lur. Ta­hıy­yat ve sal­li-ba­rik du­a­la­rı oku­nur. İla­ve tes­bih­le­rin top­la­mı böy­le­ce 150 ol­muş bu­lu­nur. Bun­dan son­ra selâm ver­me­den ve­ya se­lam­dan son­ra aya­ğa kal­kı­lır. Üçün­cü ve dör­dün­cü rekâtlar, ay­nen bi­rin­ci ve ikin­ci rekât gi­bi kı­lı­nır. Böy­le­ce dört rekâtta 300 de­fa tes­bih du­a­sı okun­muş olur.

Tes­bih na­ma­zın­da ya­nıl­ma olur­sa, se­hiv sec­de­le­rin­de ar­tık bu ila­ve tes­bih­le­rin okun­ma­sı ge­rek­mez.

7) Hâcet Na­ma­zı: Dünyevî ve uhrevî bir is­te­ği olan kim­se ab­dest alır, yat­sı na­ma­zın­dan son­ra iki ve­ya dört rekât, baş­ka bir gö­rü­şe gö­re on iki rekât na­maz kı­lar, son­ra Al­lah Teâlâ’ya senada, Ra­su­lul­lah (sas)’a sa­la­tu selâmda bu­lu­nur, bun­dan son­ra hâcet du­a­sı­nı oku­yup, is­te­ği­nin ger­çek­leş­me­si­ni Al­lah Teâlâ’dan ni­yaz eder.

Merfû bir ha­dis­te ri­va­yet edil­di­ği­ne gö­re, bu na­ma­zın bi­rin­ci rekâtında bir ke­re Fa­ti­ha, üç ke­re âyete’l-kürsî oku­nur. Di­ğer üç rekâtın her bi­rin­de Fa­ti­ha ile bi­rer de­fa İhlâs, Fe­lak ve Nas su­re­le­ri oku­nur.

Peygamberimiz (sav) ‘in Hacet duası: “Ha­lim ve ke­rim olan Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur. Yü­ce ar­şın Rab­bi Al­lah’ı tes­bih ede­rim. Hamd âlemlerin Rab­bi olan Al­lah’a mah­sus­tur. Allah’ım! rah­me­ti­ni ge­rek­ti­ren şey­le­ri, ke­sin af­fı­nı, her iyi­li­ği el­de et­me­yi, her gü­nah­tan uzak ol­ma­yı sen­den di­le­rim. Af­fet­me­di­ğin hiç bir gü­nah, fe­ra­ha çı­kar­ma­dı­ğın hiç bir ta­sa, se­nin rı­za­na uy­gun olan hiç bir ih­ti­ya­cı da kar­şı­la­ma­dan bı­rak­ma. Ey mer­ha­met­li­le­rin en mer­ha­met­li­si olan Al­lah’ım.” (Tirmizi, “Sâlât”, 348.)

8) Yol­cu­luk Na­ma­zı: Bir Müslümanın yo­la çı­ka­ca­ğı ve­ya bir yol­dan dön­dü­ğü za­man iki rekât na­maz kıl­ma­sı men­dup­tur. Gi­der­ken ev­de, ge­lir­ken de mes­cit­te kıl­mak da­ha fa­zi­let­li­dir. Hz. Pey­gam­ber (sas) yol­cu­luk­tan gün­düz kuş­luk vak­ti dö­ner, Mes­cid-i Nebevî’ye gi­de­rek iki rekât na­maz kı­lar, ora­da bir sü­re otu­rur­du.

9) İs­tis­ka (Yağ­mur İs­te­me) Na­ma­zı: Yağ­mu­run hiç yağ­ma­ma­sı, az yağ­ma­sı ye­ral­tı su­la­rı­nın ke­sil­me­si, ta­rım ve hay­van­lar için su ih­ti­ya­cı­nın or­ta­ya çık­ma­sı gi­bi du­rum­lar­da yağ­mur du­a­sı ya­pı­lır. İn­san­la­rın Rab­le­rin­den ga­fil ol­ma­la­rı ve ara­la­rın­da gü­nah­la­rın ya­yıl­ma­sı se­be­biy­le, Al­lah in­san­la­rı de­ne­mek için ba­zı za­man­lar­da ku­rak­lık­lar mey­da­na ge­ti­rir. Bu du­ru­mun de­ğiş­me­si için Al­lah’a tev­be ve is­tiğ­far et­mek ge­re­kir. Ni­te­kim Kur’an-ı Ke­rim’de Nuh, Mu­sa ve Hud (aley­hi­mü’s-selâm) gi­bi pey­gam­ber­le­rin ka­vim­le­ri­ne yağ­mur ve­ril­me­si için yap­tık­la­rı du­a­lar­dan söz edi­lir.

Üç gün peş peşe cemaatle birlikte köy veya kasaba dışına çıkıp yağmur duası yapmak müstehabdır. Duadan önce fakirlere sadaka vermek herkesin günahlarından tevbe ve istiğfar etmesi, haksız yere alınan şeyler varsa sahiplerine verilerek helalleşilmesi gerekir. Yağmur duasına giderken mütevazı ve boynu bükük bir durumda olmak ihtiyarları ve çocukları yavrularıyla birlikte hayvanları da götürmek müstehaptır.

İs­tis­ka na­ma­zı­nın ce­ma­at­le kı­lın­ma­sı sün­net de­ğil­dir. İn­san­lar yağ­mur du­a­sın­da ay­rı ay­rı na­maz kı­lar­lar­sa ke­ra­hat­siz ola­rak ca­iz olur. Çün­kü is­tis­ka dua ve is­tiğ­far­dan iba­ret­tir. Bu yüz­den bu dua ce­ma­at­siz ve hut­be­siz ola­rak ye­ri­ne ge­ti­ri­lir.

Yağ­mur du­a­sı na­ma­zı, cu­ma na­ma­zı gi­bi açık­tan oku­na­rak kı­lı­nır. Na­maz­dan son­ra, bay­ram hut­be­si gi­bi hut­be oku­nur, an­cak ha­tip min­be­re çık­maz, yer­de du­rur, kı­lıç, ok ve bas­ton gi­bi bir ­şe­ye da­ya­nır.

Yağ­mur ge­ci­kir­se, es­ki el­bi­se­ler gi­yi­le­rek, ço­cuk­lar, ehlî hay­van­lar ile bun­la­rın yav­ru­la­rı be­ra­ber­ce kı­ra çı­kı­lır. Ço­cuk­lar ve yav­ru­lar bir sü­re an­ne­le­rin­den uzak­laş­tı­rı­lır, za­yıf­la­ra ve yaş­lı­la­ra dua et­ti­ri­lir. Böy­le­ce Al­lah’ın rah­met ve mer­ha­me­ti­nin cel­bi umu­lur.

10) Küsûf Na­ma­zı:  Güneş tutulduğu zaman cemaatle iki rekât namaz kılınır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), güneş tutulunca, mescide giderek cemaatle iki rekât namaz kıldırmıştır. Bunu, Cuma’yı kıldıran imam kıldırır. Bu namazda ezan okunmaz ve ikamet getirilmez. Kıraat açıktan yapılmaz. Cuma imamı yoksa cemaat namazı kendi başlarına cemaatsiz olarak kılar.

Peygamberimizin oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün güneş tutulmuştur. Halk, İbrahim’in ölümünden dolayı güneş tutuldu, dediler.

Bunu üzerine Peygamber Efendimiz (sav), güneş ve ay tutulması ile ilgili böyle bir inancın yanlış olduğunu bildirerek şöyle buyurdu:

“Güneş ve ay hiç kimsenin ölümü veya hayatından dolayı tutulmazlar. Bunu görünce namaz kılın ve Allah’a dua edin.”

           11) Hüsuf Namazı: Ay tutulduğu zaman iki veya dört rekât kılınan bir namazdır. Bu namaz cemaatle değil, evde tek başına kılınır.

Şiddetli rüzgâr, deprem ve salgın hastalık gibi korkunç olaylar sırasında da güneş ve ay tutulmalarında olduğu gibi namaz kılınır.

           12) Mü­ba­rek Ge­ce­ler­de Na­maz Kıl­mak:

  1. a) Re­ceb’in ilk cu­ma ge­ce­si “Re­ga­ib ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de Al­lah Rasûlünün çe­şit­li te­cel­li­le­re maz­har olup, şü­kür için on iki rekât na­maz kıl­dı­ğı nak­le­di­lir.
  2. b) Re­ceb’in 27. ge­ce­si “Mi­rac ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de on iki rekât na­fi­le na­maz kı­lın­ma­sı müs­tah­sen gö­rül­müş­tür. Hz. Pey­gam­ber bu ge­ce­de Al­lah’ın en bü­yük lüt­fu­na maz­har ol­muş, gök­le­rin melekûtuna yük­sel­miş­tir.

 

  1. c) Şa­ban’ın on­be­şin­ci ge­ce­si “Be­rat ge­ce­si”dir. Bu ge­ce­de; mahlûkatın bir yıl için­de­ki rı­zık­la­rı­na, zen­gin ve­ya fa­kir, aziz ve­ya ze­lil ola­cak­la­rı­na, ömür­le­ri­nin de­vam edip et­me­ye­ce­ği­ne, ecel­le­ri­ne ve ha­cı­la­rın sa­yı­la­rı­na ait bil­gi­le­rin Cenâb-ı Hak ta­ra­fın­dan uy­gu­lan­mak üze­re me­lek­le­re in­ti­kal et­ti­ri­le­ce­ği be­lir­til­mek­te­dir. Be­rat ge­ce­sin­de kı­lın­ma­sı tav­si­ye edi­len na­ma­za “Sa­la­tü’l-hayr” de­nil­miş­tir.
  2. d) Ra­ma­zan’ın 27. ge­ce­si “Ka­dir ge­ce­si”dir. Kur’an bu ge­ce Hz. Pey­gam­ber’e (s.a.s) in­me­ğe baş­la­mış­tır. Bu ge­ce Cenâb-ı Hakk’ın bil­dir­di­ği­ne gö­re bin ay­dan ha­yır­lı­dır. Bu ge­ce­de ih­las­la ya­pı­lan dua ka­bul olu­nur.

 

Bu ge­ce­le­rin fa­zi­le­ti ve ya­pı­la­cak du­a­la­rın ka­bul edil­me ümi­di­nin faz­la ol­ma­sı se­be­biy­le di­ğer ge­ce­le­re gö­re da­ha iyi bir şe­kil­de bun­la­rın ih­ya edil­me­si ge­re­kir. Özel­lik­le ka­za na­ma­zı kıl­ma, ge­ce na­ma­zı­nı art­tır­ma, Kur’an-ı Ke­rim oku­ma, tes­bih, zi­kir ve dua ile bu ge­ce­le­ri ih­ya et­me­li­dir. Di­ğer yan­dan gün­dü­zü oruç­lu ge­çir­mek, hak­kı bu­lu­nan kim­se­ler­le he­lal­leş­mek, yok­sul­la­rı gö­zet­mek, ha­yır, ha­se­nat yap­mak da bu gün­le­rin en gü­zel ih­ya şek­li­dir. Bu ge­ce­ler­de, na­fi­le na­ma­zın en az iki rekât ol­mak üze­re, is­te­nil­di­ği ka­dar kı­lın­ma­sı bü­yük ecir ka­zan­dı­rır.

Secdeler

Sec­de Cenâb-ı Hak­ka say­gı ve ta­zi­min en ile­ri ifa­de­si­dir. Ku­lun Rab­bı­na en faz­la yak­laş­tı­ğı hal­dir. Sec­de ce­na­ze na­ma­zı dı­şın­da bü­tün na­maz­lar­da her rekât­ta iki ke­re tek­rar­la­nan önem­li bir rü­kün­dür. Na­maz­lar­da ya­nıl­ma yo­luy­la mey­da­na ge­len ba­zı ek­sik­lik­le­rin telâfisi için na­ma­zın so­nun­da ya­pı­lan sec­de­ye “se­hiv sec­de­si”, sec­de ayet­le­ri oku­nun­ca ya­pı­la­na “ti­la­vet sec­de­si”, Cenâb-ı Hak­ka şü­kür için ya­pı­lan mü­cer­ret ba­zı sec­de­le­re de “şü­kür sec­de­si” de­nir. Aşa­ğı­da bu üç çe­şit sec­de­yi açık­la­ya­ca­ğız:

A – Se­hiv Sec­de­si: Se­hiv; bir şey­de ya­nıl­mak, onu bil­me­ye­rek ter­k et­mek de­mek­tir. Ya­nı­la­rak na­ma­zın rü­kün­le­rin­den bi­ri­si­ni te­hir ve­ya bir va­ci­bi terk ya­hut te­hir ha­lin­de, na­ma­zın so­nun­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ken sec­de­le­re “se­hiv sec­de­si” de­nir. Ya­pı­lı­şı şöy­le­dir: Bir rük­nün te­hi­ri ve­ya bir va­ci­bin terk ya­hut te­hi­ri ha­lin­de son otu­ruş­ta yal­nız ta­hiy­yat okun­duk­tan son­ra iki ta­ra­fa se­lam ve­ri­lir, da­ha son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek sec­de­ye va­rı­lıp, üç ke­re “Süb­ha­ne Rab­bi­ye’l-a’la” oku­nur, son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek otu­ru­lur, bir tesbîh mik­ta­rı cel­se­den son­ra ye­ni­den “Al­la­hu ek­ber” di­ye, ikin­ci sec­de­ye va­rı­lır, yi­ne üç de­fa “Süb­ha­ne Rab­bi­ye’l-a’la” okun­duk­tan son­ra “Al­la­hu ek­ber” de­ni­le­rek otu­ru­lur. Ta­hiy­yat, Sal­li-Ba­rik ve Rab­be­na ati­na du­a­la­rı okun­duk­tan son­ra ön­ce sağ ta­ra­fa, son­ra da sol ta­ra­fa se­lam ve­ri­lir.

Yal­nız sağ ta­ra­fa se­lam ve­ril­dik­ten son­ra se­hiv sec­de­le­ri­nin ya­pıl­ma­sı da­ha fa­zi­let­li ve ih­ti­ya­ta da­ha uy­gun­dur. Ni­te­kim ce­ma­at­le kı­lı­nan na­maz­lar­da ce­ma­a­tin yan­lış­lık­la da­ğıl­ma­sı­na mey­dan ver­me­mek için, yal­nız sağ ta­ra­fa se­lam­dan son­ra se­hiv sec­de­le­ri­nin ya­pıl­ma­sı ge­rek­li gö­rülmüş­tür. Se­hiv sec­de­si ima­ma ve tek ba­şı­na na­maz kı­la­na va­cip­tir. İma­ma uyan ki­şi na­ma­zın­da ya­nı­lır­sa onun üze­ri­ne se­hiv sec­de­si va­cip ol­maz. Eğer imam ya­nıl­mış­sa ce­ma­a­tin ona uy­ma­sı va­cip olur. Eğer ima­ma uyan ki­şi müd­rik ve­ya mes­buk ise, onun da ima­mın se­hiv sec­de­si­ne ka­tıl­ma­sı ge­re­kir. Eğer imam Se­hiv sec­de­si­ni yap­maz­sa bu sec­de ce­ma­at­ten de dü­şer. Çün­kü ce­ma­a­tin ima­ma uy­ma­sı ge­re­kir. Fa­kat mes­buk, yal­nız sec­de­ler­de ima­ma uyar, se­lam­da ona uy­maz.

Se­hiv sec­de­si va­kit na­ma­zı kıl­ma­ya el­ve­riş­li ol­du­ğu za­man­lar­da ve du­rum­lar­da va­cip­tir. Meselâ; sa­bah na­ma­zı­nı kı­lar­ken se­lam ver­dik­ten son­ra gü­neş doğ­sa ve­ya ikin­di na­ma­zın­da gü­ne­şin ufuk­ta­ki kır­mı­zı­lı­ğı iyi­ce or­ta­ya çık­sa bu kim­se­den se­hiv sec­de­si dü­şer.

Cu­ma ve bay­ram na­maz­la­rın­da ka­la­ba­lık bir ce­ma­at var­sa ka­rı­şık­lı­ğa mey­dan ve­ril­me­me­si için se­hiv sec­de­si­nin ter­ke­dil­me­si da­ha uy­gun gö­rül­müş­tür. Bir kim­se se­hiv sec­de­si­ni ya­par­ken ya­nıl­sa, ay­rı­ca bir se­hiv sec­de­si da­ha yap­ma­sı ge­rek­mez.

Hz. Pey­gam­ber ile as­hab-ı ki­ra­mın ge­rek­ti­ği du­rum­da se­hiv sec­de­si yap­ma­la­rı bu sec­de­nin va­cip ol­du­ğu­nu gös­te­rir. Hac­cın va­cip­le­rin­den bi­ri­si­nin ek­sik kal­ma­sı ha­lin­de, bu­nu te­la­fi için kur­ban ke­sil­me­si gi­bi, se­hiv sec­de­si de, na­maz­da­ki ek­sik­le­rin ta­mam­lan­ma­sı için va­cip kı­lın­mış­tır.

Farz, va­cip ve­ya sün­net bir na­ma­zın ken­di için­de kı­yam, kı­ra­at, rükû ve sec­de gi­bi farz­la­rı; fa­ti­ha, su­re ila­ve­si, ter­ti­be uy­mak gi­bi va­cip­le­ri; otu­ruş­lar­da Sal­li-bârik du­a­la­rı gi­bi sün­net­le­ri var­dır. Bun­la­ra tam ola­rak ri­a­yet edi­lin­ce ek­sik­siz na­maz kı­lın­mış olur.

Her­han­gi bir na­maz­da bir far­zın kas­ten ve­ya ya­nı­la­rak terk edil­me­si o na­ma­zın ia­de­si­ni ge­rek­ti­rir. Bu bü­yük ek­sik­li­ği ta­mam­la­mak  için se­hiv sec­de­le­ri ye­ter­li ol­maz.

Se­hiv sec­de­si­nin se­bep­le­ri şun­lar­dır:

1) Kas­ten ya­pı­lan iş­ler­den do­la­yı üç yer­de se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir. İlk otu­ru­şu terk et­mek ya­hut bi­rin­ci rekâttan bir sec­de­yi na­ma­zın so­nu­na bı­rak­mak ya­hut da bir rü­kün eda ede­cek ka­dar bir sü­re te­fek­kü­re da­la­rak bir şey yap­ma­mak.

2) Na­ma­zın va­cip­le­rin­den bi­ri­ni ya­nı­la­rak ter­k et­mek­le se­hiv sec­de­si ge­re­kir. Bu da ya o va­ci­bi ta­ma­men ter­k et­mek­le ve­ya ge­ri bı­rak­mak­la ya­hut öne al­mak­la ve­ya­hut na­ma­za bir şey ila­ve et­mek­le ya­hut da bir şe­yi ek­silt­mek­le olur ki, bun­lar on bir va­cip­ten iba­ret­tir. Bu va­cip­le­rin al­tı ta­ne­si as­li olup şun­lar­dır:

  1. a) Farz na­maz­la­rın ilk iki rekâtında Fa­ti­ha’nın ta­ma­mı­nı ve­ya ço­ğun­lu­ğu­nu ter­k et­mek.
  2. b) Farz na­maz­la­rın ilk iki rekâtında Fa­ti­ha’dan son­ra üç kı­sa ayet ve­ya uzun bir ayet oku­ma­yı ter­k et­mek.
  3. c) Na­maz­lar­da açık­tan ve­ya giz­li oku­ma esa­sı­na ay­kı­rı dav­ran­mak. Bir kim­se öğ­le ve ikin­di na­maz­la­rı gi­bi giz­li oku­na­cak na­maz­lar­da açık­tan oku­sa ve­ya ak­şam, yat­sı ve sa­bah na­maz­la­rı gi­bi ima­mın açık­tan oku­ma­sı ge­re­ken na­maz­lar­da giz­li oku­sa, bun­dan ötü­rü na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si yap­ma­sı va­cip olur. Giz­li oku­na­cak yer­de Fa­ti­ha’nın ço­ğu açık okun­sa ge­ri ka­la­nı giz­li oku­nur. Bu­nun ak­si­ne açık oku­na­cak bir na­maz­da Fa­ti­ha’nın bir kıs­mı giz­li okun­sa ye­ni baş­tan açık­tan oku­nur. Böy­le­ce bir rekâtta açık ve giz­li oku­nan cem edil­me­miş olur. Baş­ka bir gö­rü­şe gö­re, bu ye­ni­den okun­maz. Ge­ri ka­la­nı açık­tan oku­nur.
  4. d) Üç ve­ya dört rekâtlı na­maz­lar­da ilk otu­ruş­ta te­şeh­hü­dü ter­k et­mek.
  5. e) Son otu­ruş­ta te­şeh­hü­dü ter­k et­mek.
  6. f) Bir rekâtın için­de tek­rar­lan­ma­sı ge­re­ken bir işi yap­mak­ta sı­ra­yı gö­zet­me­mek. Bu fi­il her rekâtın ikin­ci sec­de­si­dir. Meselâ; bir kim­se, bir rekât­ta ilk sec­de­den son­ra ya­nı­la­rak son­ra­ki rekâta kal­kar ve o rekâtı iki sec­de­si ile ye­ri­ne ge­tir­dik­ten son­ra, na­ma­zın so­nun­da ter­k et­ti­ği bu sec­de­yi ha­tır­la­yıp, o sec­de­yi de ye­ri­ne ge­ti­rir­se, sı­ra­ya uy­ma­dı­ğın­dan do­la­yı bu kim­se­ye se­hiv sec­de­si yap­mak va­cip olur.

İf­ti­tah tek­bi­rin­den son­ra rükûa gi­dip, ya­nıl­dı­ğı­nı an­la­ya­rak ge­ri dö­nüp Fa­ti­ha ve ila­ve su­re oku­yan kim­se rükûu ye­ni­den ya­par, ter­ti­be ri­a­yet et­me­di­ği için de se­hiv sec­de­si ya­par. Bu­nun gi­bi ti­la­vet sec­de­si­ni ye­rin­de yap­ma­yıp terk et­mek de se­hiv sec­de­si­ni ge­rek­ti­rir. Di­ğer yan­dan ayak­ta du­ra­cak yer­de otur­mak, otu­ra­cak yer­de aya­ğa kalk­mak du­rum­la­rın­da ol­du­ğu gi­bi bir far­zın ye­ri­ni de­ğiş­tir­mek ve­ya te­hir et­mek de se­hiv sec­de­si­ni ge­rek­ti­rir.

  1. g) Rükû ve sec­de­de ta’di­li erkânı ter­k et­mek. Sa­hih gö­rü­len gö­rü­şe gö­re, ya­nı­la­rak ta’di­li erkânı ter­k e­den kim­se­nin se­hiv sec­de­si yap­ma­sı va­cip olur.
  2. h) Farz na­maz­lar­da kı­ra­a­tin ye­ri­ni de­ğiş­tir­mek. Meselâ; ila­ve su­re­den son­ra Fa­ti­ha oku­mak ve­ya dört rekât­lı na­maz­la­rın son iki rekâtın­da su­re oku­mak gi­bi du­rum­lar­da se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir.
  3. i) Vi­tir na­ma­zı­nın ku­nu­tu­nu ter­k et­mek. Bu da ku­nu­tu oku­ma­dan rükûa var­mak­la ger­çek­le­şir. Ku­nu­tu ter­k e­den kim­se se­hiv sec­de­si ya­par.
  4. j) Ku­nut tek­bi­ri­ni ter­k et­mek.
  5. k) Bay­ram tek­bir­le­ri­nin ta­ma­mı­nı ve­ya bir bö­lü­mü­nü ter­ket­mek, ya­hut bay­ram na­ma­zı­nın ikin­ci rekâtı­nın rükû tek­bi­ri­ni ter­ket­mek gi­bi du­rum­lar­da da se­hiv sec­de­si yap­mak ge­re­kir. Çün­kü bun­lar va­cip tek­bir­ler­dir. Bi­rin­ci rekâtın rükû tek­bi­ri böy­le de­ğil­dir.

3) Na­ma­za, na­maz­dan ol­ma­yan bir şe­yi ila­ve et­mek. İki ke­re rükû et­mek gi­bi. Bu du­rum­da na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si ge­re­kir.

4) Ya­nı­la­rak ter­ke­di­len fi­i­le ge­ri dön­mek:

Bir kim­se ya­nı­la­rak bi­rin­ci otu­ru­şu yap­ma­sa, son­ra bu otu­ru­şu ha­tır­la­sa ba­kı­lır: Eğer otur­ma ha­li­ne da­ha ya­kın ise ge­ri dö­ner ve otu­rup te­şeh­hüt­te bu­lu­nur. Eğer ayak­ta dur­ma ha­li­ne da­ha ya­kın ise ge­ri dön­mez. Na­ma­zın so­nun­da se­hiv sec­de­si ya­par.

5) Na­maz­da rekât sa­yı­sın­da şüp­he­len­mek: Bir kim­se na­ma­zın­da şüp­he­le­ne­rek üç mü yok­sa dört mü kıl­dı­ğı­nı ha­tır­la­ma­sa, eğer ya­nıl­ma ola­yı bu ki­şi­nin ba­şı­na ilk de­fa gel­miş­se ya­ni bu gi­bi şüp­he­len­me­ler o ki­şi­de de­vam­lı bir âdet ha­li­ne gel­me­miş­se na­ma­zı­nı ye­ni­den kıl­ma­lı­dır. Bu­nu ye­ni­den kıl­mak için otu­ra­rak se­lam ver­me­si da­ha uy­gun­dur. Eğer böy­le bir kim­se­ye ço­ğu kez şüp­he­len­me du­ru­mu ge­li­yor­sa, ga­lip olan ka­na­a­ti­ne gö­re na­ma­zı­na de­vam eder. Üç ve­ya dört rekât­tan han­gi­si hak­kın­da­ki ka­na­a­ti ağır ba­sı­yor­sa o ta­ra­fı ter­cih eder. Çün­kü sık sık ves­vese­ye dü­şen kim­se­nin na­ma­zı­nı ye­ni­den kıl­ma­sın­da güç­lük­ler var­dır.

Na­maz­da şüp­he­le­nip, kaç rekât kıl­dı­ğı hu­su­sun­da ke­sin bir ka­na­a­te va­ra­ma­yan kim­se en az rekâtı esas ala­rak na­ma­zı­na de­vam eder. Çün­kü en azı hak­kın­da­ki bil­gi ke­sin­dir. Böy­le bir kim­se otur­ma­sı lâzım gel­di­ği­ne ka­na­at ge­tir­di­ği her yer­de otur­ma­lı­dır. Böy­le­ce farz ve­ya va­cip olan bir otu­ru­şu ter­ket­me­miş olur. Meselâ; dört rekât­lı bir na­maz­da, kıl­mak­ta ol­du­ğu rekâtın bi­rin­ci mi, yok­sa ikin­ci mi ol­du­ğu hu­su­sun­da şüp­he eden kim­se araş­tır­ma­sı­na gö­re amel eder. Eğer araş­tır­ma­sı bir so­nuç ver­mez­se en az olan bir rekâtı esas ala­rak na­ma­za de­vam eder. An­cak bu­nun ikin­ci rekât ol­ma ih­ti­ma­lin­den do­la­yı da otu­rur. Çün­kü ikin­ci rekât­ta otur­mak va­cip­tir. Son­ra kal­kıp bir rekât da­ha kı­lıp otu­rur.

B – Tilâvet Sec­de­si: Tilavet Secdesi Allah’a saygıdır. Kur-an’ı Kerim’in on dört suresinde secde ayeti vardır. Bunlardan birini okuyan ve işitene secde etmek vaciptir.

Secde ayeti namazda okunursa, tilavet secdesinin namazda yapılması gerekir. Şöyle ki Secde ayetinden sonra Kur’an okumaya devam edecekse, secde okuyunca hemen tilavet secdesini yapar ve tekrar ayağa kalkarak bıraktığı yerden okumaya devam eder.

Eğer secde ayetinden sonra okumaya devam etmezse veya en çok üç ayet daha okuyacak ise, rükû ve secdeye varır, ayrıca tilavet secdesi yapmak gerekmez.

Namazda okunan secde ayetini, namazda olmayan kimse işitirse secde etmesi lazımdır. Namaz kılan bir kimse, namazda olmayanın okuduğu secde ayetini işitirse, namazdan sonra tilavet secdesini yapması gerekir.

Namazda secde ayetini okuyanın namazda tilavet secdesi yapması lazımdır. Bu secde namaz bittikten sonra yapılmaz. İmam namazda secde ayetini okursa hem kendisi, hem de ona uyan cemaat secde yaparlar. Tilavet secdesi namaz kılmakla mükellef olanlara vaciptir. Âdet halinde bulunan veya lohusa olan kadınlara vacip değildir. Secde ayetinin tercümesi okunduğu takdirde de tilavet secdesi vacip olur. Secde ayetini yazmakla veya okumayarak sadece bakmakla secde yapmak gerekmediği gibi hecelemekle yani harf harf okumakla da gerekmez. Secde ayetinin cemaat içinde okunması halinde okuyanın ileri geçmesi ve cemaatin saf bağlaması lazım değildir. Herkes bulunduğu yerde kıbleye dönerek secdesini yapar. Secde yapmak için hazır olmayan kimsenin yanında secde ayetini gizlice okumak menduptur.

Bir yerde secde ayetini tekrar eden kimseye bir defa secde etmek yeterlidir. Ancak bulunduğu yerden başka bir yere giderse bir secde yeterli olmaz. Hasta olan kimse tilavet secdesini ima ile yani baş işareti ile yapar. İçinde secde ayeti olan sureyi veya ayetleri okuyup da secdeden kaçınmak için secde ayetini atlamak mekruhtur. Namazı bozan şeyler tilavet secdesini de bozar ve secdenin iade edilmesi gerekir.

  • Tilavet Secdesinin Yapılışı: Abdestli olarak kıbleye dönülür. Tilavet secdesi niyetiyle eller kaldırılmadan “Allahû Ekber” diyerek secdeye varılır. Secdede üç kere “Sübhâne Rabbiye’l-âlâ” söylendikten sonra “Allahû Ekber” denilerek kalkılır. Ayağa kalkarken “Gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” denilmesi müstehabdır. Secde bir defa yapılır, secdeden sonra selam yoktur.
  • Kur’an-ı Kerim’de Secde Ayeti Bulunan On Dört Sure

 

  1. A’raf Suresi (206. Ayet)
  2. Ra’d Suresi (15. Ayet)
  3. Nahl Suresi (49. Ayet)
  4. İsrâ Suresi (107. Ayet)
  5. Meryem Suresi (58. Ayet)
  6. Hac Suresi (18. Ayet)
  7. Furkan Suresi (60. Ayet)
  8. Neml Suresi (25. Ayet)
  9. Secde Suresi (15. Ayet)
  10. Sâd Suresi (24. Ayet)
  11. Fussilet Suresi (37. Ayet)
  12. Necm Suresi (62. Ayet)
  13. İnşikak Suresi (21. Ayet)
  14. Alâk Suresi (19. Ayet)

 

D-Şükür Secdesi: Sevinçli zamanlarda ve bir şey müjdelendiği vakitlerde Allah’a, verdiği bu nimetten dolayı şükretmek maksadıyla secdeye varmak müstehabdır ve sevaplıdır.

Peygamber Efendimiz (sav) ve Ashab, sevinçli bir haberle karşılaştıkları zamanlarda şükür secdesi yapmışlardır. Şükür secdesi yapacak kimse kıbleye yönelip “Allâhu Ekber” diyerek secdeye varır. Secdede Cenab-ı Hakk’a hamd ve şükür edip teşbih getirdikten sonra tekbir getirerek kalkar ve böylece şükür secdesi yapılmış olur. Namazı müteakip şükür secdesi yapmak mekruhtur. Çünkü yapıldığı takdirde bunu cahil kimseler, sünnet veya vacib zannederler.

Beyhan Büşra ÖZKUL
Kaynaklar:
Feyz’ül Furkan Kur’an-ı Kerim Meali
İlmihal / Hamdi DÖNDÜREN / ERKAM Yayınları
İslam İlmihali / M. Asım KÖKSAL / Seha Neşriat
İslam İlmihali / Lütfi ŞENTÜRK / Seyfettin YAZICI / DİB Yayınları
Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi BİLMEN / BİLMEN Yayınları