Mutluluk Reçetesi – Arınmaya Meylin Var Mı?

İnsanoğlu, hayatı boyunca aslında tek bir amaç için çalışır. Mutlu olmak… Kişilerin mutluluğa yüklediği anlam ile eylemleri arasındaki uyum bizi bu sonuca götürmektedir. Herkesin bu amaç uğrunda doludizgin çalışmasına rağmen, sonuca ulaşan kişi sayısının pek az olması dikkate şayandır. Bu durumu mutluluğa yüklenen anlamların gerçekle, insanın fıtratıyla örtüşüp örtüşmemesi ile ilişkilendirebiliriz.

İslam Dini, insanoğlunun bu ihtiyacına cevap veren, onun dünya ve ahiret mutluluğunu esas alan bir sistemdir. Üstelik bu sistem bizzat insanın yaratıcısı tarafından kurulduğu için, fıtratla örtüşen gerçek mutluluk formülünü vermektedir. Bu formül ise, mutsuzluğu ortaya çıkarabilecek her şeyden arınmak ve korunmaktır. Helal ve haram, sevap ve günah terimleri, emredilen ve yasaklanan şeyleri belirleyen kırmızı çizgilerdir.

Helal sınırları içinde kalan kimse, haramlardan arınmış olarak; hayat yolculuğunda mutluluğun önündeki engelleri temizlemiş olacaktır. İnsan kullanım kılavuzu diye tanımladığımız Kur’an-ı Kerim’de emredilen davranışlar, ön yargısız olarak incelendiğinde, her birinde bu temizlik/arınma çalışmasına şahit oluruz.

İslam, öncelikle kişinin kalbinin temizliğini temin eder. “Doğrusu hem temizlenen hem de Rabbinin adını (tesbih, tehlil ve tekbirle) anıp namaz kılan mutluluğa/kurtuluşa ermiştir.”[1] ayet-i kerimeleri ile kalp temizliğinin gerçek mutluluğun anahtarı olduğunu öğreniyoruz. Ayet-i kerimelerin öncesi ile bütünlüğü göz önüne alındığında, tefsirlerde kalp temizliğinin, küfür ve şirk içeren duygu ve düşüncelerden arınmak olduğu ifade edilir. Nitekim Yüce Allah, Hz. Musa’yı (as) tebliğ amacıyla Firavun’a gönderirken, ona “De ki: ‘Arınmaya meylin var mı?’”[2] diye emretmişti. Firavun’un arınması da ancak küfürden vazgeçmesi ile mümkündü.

İslam, kişinin beden temizliğini temin eder. Müslümanın en önemli ibadeti olan namazı dosdoğru kılma eylemine baktığımızda, maddi temizlik ile doğrudan bağlantılı bir ibadet görürüz. Abdest kişiyi maddi ve manevi kirlerinden arındırmaktadır. Hz. Peygamber’in (sas) hayatını incelediğimizde, beden temizliğine verdiği önemi ve konu ile ilgili tavsiyelerinin ne kadar çok olduğunu fark ederiz.

“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin. (Pis ve haram olan şeyleri yiyip içmede) şeytan (ve benzerlerin)in adımlarını izlemeyin. Çünkü o(nlar) sizin için apaçık bir düşmandır.”[3] ayet-i kerimesinden anladığımız üzere de insanın beden sağlığına zarar verecek şeyler, temiz olmadıkları beyan edilerek, haram kılınmıştır. Şeytan ve yandaşları ile temiz olmayan şeyleri teşvik ederek, düşmanca, insana zarar vermeye çalışacaktır.

İslam, kişinin malının tertemiz olmasının yolunu gösterir. Bu temiz kazanç, toplumumuzda helal rızık olarak ifade edilmektedir. Helal rızık, ibadetlerin kabulünün ilk şartıdır. Zekât ve sadaka ibadeti, malı her türlü kirden arındırdığı gibi; kişinin malına olan düşkünlüğüne de gem vurarak nefsini sakıncalı duygulardan temizlemektedir.

İslam, temiz soylu bir nesil temin eder. “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o bir hayâsızlıktır/yüz kızartıcı çirkin bir iştir ve (cehenneme götüren) çok kötü bir yoldur.”[4] ayet-i kerimesi ile temiz nesiller için temiz bir toplumun temeli atılmaktadır.

İslam, aklın temiz kalmasını sağlar. Akla zarar verecek şeyler, doğru düşünmenin önüne engel olabilecek davranışlar haram kılınarak, insanın duru, dingin bir akla sahip olmasının imkânı gösterilir. Kur’ân-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Şarap/içki, kumar, (tâzim edilen) dikili taşlar, şans (fal) okları (ve zarları), şeytan (ve kötü insan)a ait murdar (pis) işlerdir; artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”[5] ayeti ile insanın aklını kullanmasını engelleyen şeyler haram kılınırken; “…Haktan ayrılarak hevâ ve hevesinize uymayın…”[6] ayeti ve benzeri manalar içeren ayetler ile de insana, nefsinin hevâ ve heveslerinin aklının önüne geçmemesi için uyarı verilmektedir. Yine Yüce Kitabımız’da zanni bilgi yerilmiş, sağlam kaynaktan gelmeyen bilgi ile hareket etmenin kötülüğü ilan edilmiştir.[7]

Kalbini şirkten, kötü ahlaktan, bedenini, malını, aklını ve neslini maddi manevi her türlü kötülükten arındıran kişi, gerçek mutluluğu elde edecektir. Kendisini arındırmak için çaba sarf ederek, Rabbinin huzuruna tertemiz çıkmak isteyenler için Allahu Teâlâ dünya ve ahirette lütuflarda bulunmuş, lütuflar vaad etmiştir. Bu lütufların en büyüğü ise Yüce Rabbimiz tarafından şu ifadelerle ilan edilir: “Hakikaten Allah, mü’minlere büyük bir lütufta bulundu da: Kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları (fena huy ve günahlardan) temizleyen ve onlara Kitab’ı, hikmeti öğreten bir Resûl gönderdi…”[8]

Kendisi gibi hayat süren bir insanın kılavuz olarak gönderilmiş olması, insan cinsine yapılabilecek en büyük iyiliktir. Bu lütuf tüm insanlığı kapsamakla beraber, lütuftan faydalanabilmenin bir şartı vardır. Bu şart ayeti kerimenin baş tarafında zikredilen vasıfla belirlenmiştir: Mümin olmak, Allah’a ve O’nun elçisine iman etmek; yani kalbi küfür, şirk pisliklerinden temizlemek…

O elçinin (sas), Yaratıcı’nın ayetlerini/ vahyi insanlara okuyor/bildiriyor olması, iyiliğin derecesini arttırmaktadır. O ayetler okununca, onlarla her türlü ilme kapı açılır, bütün güzel ahlak kuralları öğrenilir ve aynı zamanda bu vesile ile ibadet edilmiş olur.

O elçi (sas) bizzat arınma vesilesidir. İnsana lütfedilen bu nimetin tamamlanmasının göstergesi, Allah’ın elçisinin(sas) kendisine inananları kötülüklerden temizlemesidir. Müminler, Rasûlullah’ın (sas) sünnetine sımsıkı sarıldıklarında kalp, beden, akıl, mal ve nesil ile ilgili tertemiz bir hayata sahip olacaktır. Sünnetine tabi olanların temizliği hakkında Hz. Peygamber (sas) de şahitlik edecek, yani müminlerini temize çıkaracaktır.

O elçi (sas), kullara, Kitab’ı sadece okumakla, duyurmakla kalmamış; aynı zamanda onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretmektedir. Kitap, Yaratıcı’nın vahyi, Hikmet, o vahyin tafsilatı, Kitab’ın ayetlerinden çıkan hükümlerdir. İmam Şâfiî’nin ifadesiyle “Hikmet Rasûlullah’ın (sav) sünnetidir.” Arınma ancak hikmet ile gerçekleşecektir. Kur’an-ı Kerim’den istifade edebilmek için o elçinin (sas) öğretisine ihtiyaç vardır.

Hayatı boyunca mutluluğu arayan insanoğlu, arındıkça bu hedefine yaklaşacak; Rasûlullah’a (sas) tabi oldukça Kur’an pınarında arınacaktır. Arınanların mükâfatı ise yüksek dereceler, alt tarafından ırmaklar akan ve içinde ebedî olarak kalınacak olan Adn cennetleridir.[9] İşte gerçek ve sonsuz mutluluk da budur.

“(İnsanların dirilip) kabirlerden kaldırılacakları gün, beni utandırma! O gün ne mal ne de oğullar fayda verir. Ancak Allah’a (imanlı) temiz ve sağlam bir kalple gelenler hariçtir.”[10] (Âmin)

Halide Eren

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an

İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri

Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali

 

[1] A’lâ Sûresi, 14-15

[2] Nâziât Sûresi, 18

[3] Bakara Sûresi, 168

[4] İsrâ Sûresi, 32

[5] Mâide Sûresi, 90

[6] Nisâ Sûresi, 135

[7] Bkn: Hucûrât Sûresi 6,12

[8] Âl-i İmran Sûresi, 164 ; Bkn: Bakara 151

[9] Bkn: Tâhâ Sûresi, 75-76

[10] Şuarâ Sûresi, 87-88-89