Murakabe Ve Salih Amel

Screenshot_2014-03-10-00-40-41-1

Allah Teâla’nın esma-ül hünsasından biri de Er-Rakib ismidir. Er-Rakib her şeyi gözetleyip denetimi altında tutan demektir. Âlemde bulunan her bir zerre Allah-u Teâlâ’nın kontrolü altındadır. Allah-u Teâlâ, Malikül mülk tür. Âlemin, her şeyin tek sahibidir. Onun ilmi dışında olan hiçbir şey yoktur.  “ Allah her şeyi kontrol edip gözetlemektedir.” (Ahzab suresi 193) “ Yerde ve gökte hiçbir şey, asla Allah’a gizli kalmaz.” (Al-i İmran 5) ayeti kerimeleri de bunu en güzel şekilde bize öğretmektedir. Rabbi insanın yaptıklarından gafil değildir. Zahir olanı da, batın olanı da bilir. Kulunun kalbinden geçenlere de muttalidir.   “ Allah, gözlerin sinsi bakışlarını ve kalplerin saklaya geldiklerini bilir.” (Mümin suresi 19)

Murakabe: Kulun; Allah Teâlâ’nın bütün hareketlerinden haberdar olduğunu bilmesidir. Niyetlerini, davranışlarını, sözlerini, bunun bilincinde olarak muhasebe etmesidir. Yani kendisini koruyup, gözeten, denetleyen bir Rabbi olduğunu bilip kendisini hesaba çekmesidir.

Hazreti Ömer (r.a.)’in dediği gibi, nefislerinizi, hesap günü gelmezden evvel hesaba çekiniz ve amelleriniz tartılmadan evvel siz tartınız. İyilerine şükür, kötülerinin de tövbe ile telafisine çalışınız. Tövbe demek, yapılan kötü amellere karşı nedamet duymaktır. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinden hiçbir kötülük ve eksiklik sadır olmadığı halde, günde yüz kere istiğfar ettiklerini hepimiz bilmekteyiz. Bundan dolayıdır ki, geceleri Hazreti Ömer (r.a.) ayaklarını döver ve onun ne yaptığını nefsine sorardı.

Kendisini denetleyen, muhasebe eden, böylece kendini (acizliğini, kusurunu, noksanlığını) bilen, Rabbini ( O’nun yüceliğini, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu) bilir. Marifetullah ( Allah’ ı bilmek) kalbe yerleşti mi bütün azalara sirayet eder. Bu, kulu Rabbini görüyormuşçasına ibadet etmeye, kulluk yapmaya, ihsan makamına götürür.

Ömer ibnü’l Hattab (r.a.) şöyle dedi:  Bir gün Rasulullah (s.a.v.)’ın huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamberin yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamberin dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:

–Ey Muhammed, bana İslam’ı anlat dedi.

Resulullah (s.a.v.): “İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammedin Allah’ın resulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı (tastamam) vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen kabeyi ziyaret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:

–Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:

–Şimdi de imanı anlat bana, dedi.

Resulullah (s.a.v.): “Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.

Adam tekrar:

–Doğru söyledin diye tasdik etti ve:

–Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve selem:

–“ İhsan, Allaha onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor.”……….  buyurdu.

İhsan makamına erebilmek. “ Nerede olursanız olunuz, Allah sizinledir.” (Hadid 4),  şuurunda olabilmek ve hayatı bu bilinçle yaşamak, en önemli meselelerden biri olsa gerek.

İbni Ataya, “ en faziletli ibadet hangisidir?” diye sorulunca, “Bütün vakitlerde sürekli Hakkı murakabe etmek (yani hep yüce Allaha yönelmektir)” cevabını vermiştir.

Sufilerden biri şöyle demiştir: “ Kim kalbine gelen düşüncelerde Allah Teâlâ’nın kalbine baktığını düşünerek düşüncelerini kontrol ederse, Allah Teâlâ onu azaları ile yaptığı işlerde günaha düşmekten korur.” Büyüklerimizin de ifade ettikleri üzere Rabbinin huzurunda olduğunun farkında olan kişi Rabbimizin yardımlarına, ihsanlarına nail olacaktır. Murakabe haline ulaşabilmek için gayret göstermek kula gereken en mühim vazifedir.

İbrahim Havvas demiştir ki: “ İlahi hükümlere tam riayet etmek peşinden murakabeyi getirir. Murakabe ise içte ve dışta bütün işlerde Allah için ihlaslı olmayı temin eder.”  İhlas sahibi olabilmek de kişi için en büyük hayırlardan biri olur.

Hasan Basri (ks) hazretleri, “ Allah o kula rahmet eylesin ki, kasd ettiği işte evvela güzelce düşünür, eğer onda Hakkın rızası varsa yapar, yoksa bırakır” demiştir. Çünkü ibadetler ihlasla olmazsa bir şeye yaramaz.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: yaptığımız amellerde, ibadetlerde, işlerde hakkın rızasını gözetmeli, ihlasla yapmaya gayret etmeliyiz. İhlas sahibi olmak için gerekli olan da murakabe yani kendini hesaba çekmek ve Rabbinin görüp gözettiğini unutmamaktır. Bunun içinde ilim gerekir. Bunun için de elbette ki Rabbimizin Rahmeti, ihsanı ve ikramı gerekir.  Ya Rabbi nimetini üzerimizden eksik etme. Nefislerimizi azdırma. Yolundan ayırma. Tembellikten koru. Sevdiklerini sevdir, sevmediklerini nefsimize hoş gösterme. Nimetini salih kullarına vaad ettiklerinle tamamla. Âmin.

Saime Tüter

Kaynaklar: Tasavvufi Ahlâk 4, Kuşeyri Risalesi, Riyazüs salihin, Esmaül Hüsna şerhi (Şahver Çelikoğlu)