Murakabe Takva İlişkisi

Murâkabe, Allah’ın her yerde hazır ve nâzır olduğunu ve bizi gördüğünü,  Allah’ın huzurunda olduğumuzu hissetmek… “Allah beni görüyor, O benim yanımda, her yerde hazır ve nâzır…” diye, Allah’ın rızasına uygun hareket etmeğe dikkat etmek, günah ve isyan olacak işi yapmamağa gayret etmek. Murâkabenin devamlı olması, terk edilmemesi ise çok önemli.

İnsanın gönlüne sahib olması, gönlüne bakması, gönlüne hâkim olması, gönlünü gözlemesi yani Vukûf-i kalbî tasavvufi terbiyede ilerlemek için olmazsa olmaz bir kural…

Kalb; anlama, sezinleme, kavrama aracı. Allah(c.c.) kalple, gönülle tanınabildiği ve müşahedesi orada olduğu için; insanın kalbine, iç âlemine yönelmesi lâzım!

Hâris b. Esed el-Muhâsibî diyor ki: ”Kim bâtınını, içini murakabe ve ihlâs ile sıhhatli yaparsa, sağlıklı hale getirirse,  Allah onun zâhirini de mücahede ve sünette ittiba ile ziynetlendirir.”

Amelin halis niyetle yapılması, kalbin niyetinin temiz pâk olması, içinin tertemiz olması, kalbin çok iyi duygulara sahip olması gerektiği gibi, iyi bir Müslüman olmak için, içini müşahedeye ve gözleme alıp, kalbini tarassut altına alıp, korumalı, kollamalı…

Hatarâta karşı, havâtıra karşı kalbimize gelen eğri büğrü fikirlere, yalan yanlış düşüncelere, vesveselere, aklımıza gelen abuk subuk hatıralara, tehlikeli bir takım düşüncelere vesairelere karşı uyanık olup, onları gönlümüze yanaştırmayacak, dikkat edeceğiz ki, kalbimizde kötü duygu, kötü fikir olmasın, kötü, eğri büğrü hatıralar aklımıza gelmesin.

İçimizdeki duyguları, kontrol etmek, kötü duygulara gönlümüzde yer vermemeye dikkat etmek, geleni de savuşturup sürüp çıkarmak lazım…

Hakikat Ehli ne güzel söylemiş;

“Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak

Padişah konmaz saraya, hâne ma’mûr olmadan.”

Ehl-i Hakikat, takva ehli insanlar, gözlerini kapatır, iç âlemlerine teveccüh eder ve iç âlemlerine yalan yanlış vesveselerin, fikirlerin, hatıraların, düşüncelerin, hayallerin gelmesine bile müsaade etmezler,  mücadele ederler ve bu murakabe haline özen gösterir, dikkat ederlerdi.

Bunun neticesinde,  sahabe Müslümanlarının hali gibi bir hale sahip olur,   nefsinin oyununa gelmeyen, esir olmayan, kale gibi sağlam bir insan oldukları zaman,  dış hareketleri de güzel olurdu. İçleri güzel olunca dışları da güzel olurdu.

İhlâsa çok dikkat etmek, yaptığı her şeyi Allah razı olsun diye yapmaya gayret etmek, kalbine düşman gelmesin diye pür dikkat beklemek, murakıb olmak. Kalbini kontrolsüz bırakmamak, takva ehli olanlar için önemli şiarlardır.

Müttakîler, takvâ ehli insanlar; Allah’tan korkan, günah işlemekten sakınan, çekinen; “Rabbimin rızasını kaybetmeyeyim” diye dikkatli olan titiz Müslümanlardı. Günahlardan haramlardan uzak durmakta dikkatli olan; “Aman böyle bir suç işlemeyeyim, günaha dalmayayım, bilerek bilmeyerek Rabbimin hoşlanmadığı bir şeyi yapmayayım” diye hayatında yaptığı işlere dikkat ede ede, düşüne düşüne yapan,  iyice düşünüp taşınıp da ona göre hareket eden insanlardı.

İşte böyle hareket etmeyi; takvâ ehli olmayı, müttakî olmayı, ittikâ etmeyi, sakınmayı, çekine çekine, dikkat ede ede adımını atıp yaşamayı Kur’ân-ı Kerîm bize çok yerde emrediyor.

“Takvâya erenler (Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar) var ya, onlara şeytandan bir vesvese dokunduğunda, (Allah’ın emirlerini) hatırlayıp, hemen hakikati görürler.”

“Allah’ın üzerinizdeki gerek (İslâm) nimetini gerekse “işittik, itaat ettik” dediğiniz zaman O’na (verdiğiniz) andınızı (ki bunun sayesinde bağışlandığınızı) hatırlayın. Allah’ın emrine uygun yaşayın/itaatsizlikten sakının. Şüphesiz ki Allah gönüllerdekini hakkıyla bilendir.”

“Ey iman edenler! (Gücünüz nisbetinde) Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırılıktan sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin.”

“Ey iman edenler! Takvâ ehli olun, Allah’tan korkun sakının.  İnsan, kişi yarın rûz-i mahşer için, Rabbinin huzuruna varacağı gün için burada ne hazırlayıp o tarafa ne gönderdiğine dikkat etsin. Allah’tan tekrar tekrar korkun, sakının. Allah-u Teâlâ hazretleri, sizin işlediğiniz amellerden hakkıyla haberdardır.”

Bir kimse hakikaten mü’min bir insansa Allah onun kalbine bir duygu verir; yaptığı şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu sezdirir. Onun için Peygamber Efendimiz; “Müftüler sana bir konuda müsaade etseler, fetva verseler bile sen kalbine bir danış bakalım, gönlüne bir müracaat et!” buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz; “Kalbinden fetva iste.” dediğine göre, demek ki Allah insana böyle bir temiz kabiliyeti verebilir. İyi niyetli olursa, o duyguya sahip olursa olur. Allah indinde bir insanın kıymetinin ölçüsü takvâsı nispetindedir.

“Allah yanında sizin en kıymetliniz, en soylunuz, en asiliniz, en itibarlınız takvâsı en çok olandır.”

Allah, müttakî kulları seviyor. Müttakî kullara keramet ihsan ediyor, hüsn-ü hâtime nasip ediyor.  Onun için takvâyı öğrenelim. Allah bize takvâyı nasip etsin, müttakî kul olmayı nasip etsin.

“Allah’ın sevgili kulları; görüldüğü zaman Allah anılan, Allah hatırlanılan kimselerdir.” buyurulmuştur. Onun için insan konuşacaksa,  takvâ ehli insanlarla konuşmalı, hal ehli insanlarla görüşmeli; âlim, fazıl, kâmil insanlarla görüşmeli.

Bir insan Allah’tan korktu mu her şey ondan korkar. Bir insan Allah’tan gayriden korktu mu, neden korkuyorsa mutlaka o korktuğunu Allah ona musallat eder.

Peygamber Efendimiz; “Eğer Âdemoğlu Allah’tan gayri hiçbir şeyden korkmasaydı, hiçbir şey Âdemoğlu’na zarar veremeyecekti.” buyuruyor.

Allah bizi muttakilerle dost etsin. Çünkü muttakilerin dostluğu orada devam edecek.

Eğer biz mü’min kulsak, eğer ahireti kazanmak istiyorsak, eğer cehenneme düşmemeyi istiyorsak, eğer ahirette cennete girmekten mahrum kalmamayı istiyorsak, eğer sevdiklerimizle cennette kavuşmayı buluşmayı istiyorsak, Resûlullah’ın meclisine ermeyi istiyorsak takvâyı öğrenmeliyiz.

Bizleri güzellik yarışmalarının en ideali, en adili olan takva yarışına yönlendiren ve çağıran hakiki lider şahsiyetleri takip edip tabi olmak nasip olsun duasıyla…

Fatma Tamer